Felsefe hakkında her şey…

Edebiyat sosyolojisi

03.01.2023
Edebiyat sosyolojisi

Behice Boran’ın edebiyat sosyolojisi konusundaki dergi yazıları ölümünden sonra kitap halinde toplanarak yeniden yayınlanmıştır (Boran, 1992). Bu kısımda söz konusu dergi yazılarının kendisi kullanılmıştır. Boran, edebiyat ve sanat sosyolojisine dair ilk yazılarını sahibi ve yayın müdürü olduğu, DTCF’den arkadaşları ile birlikte çıkardığı Yurt ve Dünya dergisinde yayınlamıştır. Boran’ın bu yazılarını incelemeye başlamadan önce söz konusu dergi hakkında bilgi verilmesi uygun görülmüştür. Boran, ayrıca, hem Yurt ve Dünya’da hem de Adımlar’da kitap eleştirisi ve çeviriler de yapmıştır.

Yurt ve Dünya dergisi, 1941-1944 yıllarında toplam 5 cilt ve 42 sayı olarak yayımlanmıştır. Ancak Boran, 1943 yılında Adımlar dergisini kurarak bu dergiden ayrılmıştır. Derginin çıkış yazısında derginin çıkış amacı, dünya görüşü ve ele alınacak konular belirlenir.

Öncelikle derginin adının seçiş sebebi izah edilir. Buna göre, yurt ve dünya arasındaki ilişki coğrafi değil bütün parça ilişkisi olduğu belirtilir. Bu ilişki ise tek taraflı değil karşılıklı etki ve bağlılık ilişkisidir. Bundan anlaşılması gereken ise kendi içine kapanma değildir. 19. yy. dan itibaren batı tekniği ve kültürü bir yayılma süreci göstermektedir. Buna mukavemet etmek istenmemektedir (İmzasız, 1941a: 1).

Boran’ın sanatı ve edebiyatı ele alışı, Marksist sosyoloji itibariyledir. Fakat öncelikle sanat eserini ve sanatçıyı toplumsal bir ürün ve birey olarak ele almaktadır. Onun edebiyat sosyolojisinde en çok bilinen yazısı, Halide Edib’in romanlarını tahlil ettiği makalesidir (1941b). Boran, Halide Edib’in romanlarında çizdiği güçlü kadın karakterlerine hayran olduğunu ve ilk okuduğu sıralarda oldukça etkilendiğini belirtir. Şimdilerde ise onun Sinekli Bakkal ve Tatarcık romanlarını okuduğunda, kadın karakterlerinin aynı ancak farklı sosyal çevrelere ait olduğunu, söyler. Rabia ve Lale karakterleri genel güzellik ölçülerine uymayan ancak güçlü kadın karakterleridir (1941b: 22).

Boran’a göre, romancılar karakterlerini iki şekilde kahramanlaştırmaktadırlar; ilk biçim, romanda karakterin kendi sosyal muhitinin bir tiplemesi, ikinci şekilde ise tam tersi kendi sosyal çevresinden kopararak kahramanlaştırma gerçekleştirilmektedir. Halide Edib, ikinci şekli benimsemektedir. Örneğin Sinekli Bakkal’ın Rabiası, Doğulu/İslami ve Batılı kültür ile temas halinde olan, bir Hristiyan ile evlenerek onu Müslüman yapan, kendi çevresinin istisnai tipidir. Tatarcık’taki Lale’de bu tipe benzemektedir.

Boran’a göre, Halide Edib’in Lale’nin şahsiyetinde eski ve yeni değerlerin çarpışmasını anlatması ve Rabia tiplemesi, onun bu iki romanının ‘sosyal roman’ olma iddiasıdır (1941b: 24). Burada tezli roman ya da sanatta toplumsal gerçekçilik tartışmalarına bir gönderme yapılmaktadır. Boran’a göre, Halide Edib’in yeni ve eski romanlarının ilk ortak özelliği güçlü kadın karakterleri ise ikinci özelliği aşk temasının işlenmesi; üçüncü özelliği ise, yazarın dünya görüşünün değişmemesidir. Onun dünya görüşünü ele veren romanı, Yeni Turan’dır. Bu romanda batılılaşmış Müslüman bir Türk toplumu tasvir edilmektedir (1941b: 25).

Boran, Yurt ve Dünya dergisinde yayımladığı bir diğer Türk romanı ile ilgili yazısında, 1940’lı yılların popüler kadın romancıları olan Kerime Nadir, Muazzez Tahsin Berkand ve Mebrure Sami’yi ‘şekerli şurup gibi bayıltıcı’ bir duygusallık içeren romanlarından ötürü eleştirmektedir (1941c, 75). Boran, bu eserlerde, toplumsal çevre tahlilini aramanın beyhude olduğunu söyleyerek, bu romanların toplumsal gerçeklikten uzak olduklarını vurgulamaktadır. Ona göre, bu romanlar masalların modernleştirilmiş şeklidir. Ancak Boran bu yazısında sanat eserinin sosyolojisinden ziyade sanat sosyolojisinin bir diğer alanı olan, alılmayıcı ile sanat eseri arasındaki ilişkiyi) tahlil etmektedir. Boran, bu romanları okuyan genç kızların; ruhsal gelişimi tamamlanmamış ve edebi terbiyelerinin eksik olduklarını, söyler (1941c: 76). Boran, aslında bu romanların toplumun kendini vermiyorsa da toplumun yükselen değerlerini verdiğini belirtir. Bu değer ise servetin önemidir. Ancak romanlarda kadın kahramanlar zenginliğe de burun kıvırıp aşkı tercih etmektedirler çünkü bir yeni değer daha toplumda belirmiştir bu da aşktır. Son tahlilde ise, sosyal mevki ve servet aşka feda edilmediği, romanlarda görülmektedir (1941c: 77). Boran, bu romanların toplumsal gerçekliğin sorunlarını yansıtmadığını ve köy ve şehirdeki kitlelere inemediğini belirtmektedir (1941c: 78). Boran’ın bu eleştirilerinden anlaşılan, onun, Türk Edebiyatının ve sinemasının önemli bir yaklaşımı olan toplumsal gerçekçilik akımından yana tavır koyduğudur.

Kaynak: TÜRK SOSYOLOGLARI, s.  95-97, T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2915 AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1872

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...