Ahlak Felsefesinin Siyaset Felsefesiyle İlişkisi

Felsefe Genel
Felsefe Genel

Siyaset felsefesi toplumsal iyilik ve mutluluğun siyasal ve kurumsal gerekleri üzerinde bir inceleme ve sorgulama olarak karşımıza çıkarken, ahlak felsefesi ya da etik genel olarak insan iyiliği ve mutluluğunu sorgular ve bireysel öznenin vicdan ve davranışlarına odaklanır.

Kısacası siyaset felsefesi insani iyilik ve mutluluğun siyasal ve kurumsal gerekleri üzerinde yoğunlaşan bir düşünce disipliniyken, ahlak felsefesi genel ve kavramsal olarak iyilik ve mutluluğun özü ve mahiyeti üzerinde yoğunlaşan bir düşünce disiplinidir. Doğrusu bireyi toplumdan ve toplumu ise siyasal ya da diğer bir ifadeyle politik kurumlaşma ve iktidardan ayrı düşünmek pek olası değildir.

Fakat çeşitli felsefe ve bilim dallarının kendi alanlarında yoğunlaşıp derinleşmeleri için, inceleme alanlarını sınırlandırmaları zorunlu görünmektedir. Hele günümüz dünyasında bilgi ve kültür birikiminin devasa oranda artmış olduğu şartlarda, felsefe ve bilimler alanında uzmanlaşma kaçınılmaz bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır.

Aslında ilk filozoflarda politik ve etik meselelerin birlikte ele alındığını görmekteyiz. Toplum, devlet ve birey ilişkilerinin nasıl düzenlenmesi gerektiği sorunu, insan için ve insanların karşılıklı ilişkileri açısından neyi iyi ve doğru olduğu tartışmasından ayrılamaz. Hem siyaset felsefesi hem de ahlak felsefesinin insanlar arası ilişkilerin nasıl düzenlenmesi gerektiğine dair temel bir problemden hareketle ortaya çıktığı ve ivme kazandığı söylenebilir.

Siyaset felsefesi tıpkı ahlak felsefesi (etik) gibi, ikili bir perspektifle biçimlendirilip ele alınabilir. İlkin siyaset felsefesi, tarihsel ve toplumsal bağlamda var olan tikel ve kendine özgü siyaset kurumlarının felsefi olarak analizi olarak karşımıza çıkabilir. Bu çabanın istisnasız bütün filozoflarda var olduğunu görmekteyiz. İkinci olarak siyaset felsefesi karşımıza kural koyucu ve idealist bir perspektifle çıkabilir. Örneğin Platon siyasi ya da diğer bir ifadeyle politik açıdan neyin olması gerektiğine odaklanır. İdeal bir düzlemden hareketle, idealar teorisinden hareketle devlet kurumunu ve politik gerçekliği tanımlamaya çalışır. Oysaki modern dönem analitik düşünürler öncelikle var olan siyasi gerçekliği analiz etmeyi hedeflerler.

Siyasi ve ahlaki gerçekliği iç içe örülmüş olarak gördüğümüzde siyaset ve ahlak felsefelerini de birbirinden yalıtık ve soyut bir şekilde kavramak zorlaşacaktır. Aristoteles insan bireyini politik hayvan olarak tanımlamıştır. Gerçekten bireyi toplumsal ilişkilerden ve bu toplumsal ilişkilerin kurumsal ve politik dolayımlarından soyutlayarak anlamak ve kavramak olası değildir.

Kısaca özetlemek gerekirse ahlak felsefesi felsefenin diğer disiplinleriyle bir bütün oluşturduğundan, söz konusu alana ilişkin terminoloji ve tartışmaların anlaşılması belli bir düzeyde ontoloji, epistemoloji ve estetik bilgisini gerektirir.

Bu anlamda ontoloji, epistemoloji, sanat felsefesi ve siyaset felsefesine dair belli başlı kavram ve akımları bilmeden ahlak felsefesi yapmak mümkün değildir. Aynı şekilde ahlak felsefesine dair temel kavram ve perspektifleri bilmeden felsefenin diğer alanlarında derinleşmek ve kendini geliştirmek pek kolay ve verimli olmayacaktır.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*