Birey-Toplum-Devlet İlişkileri

Modern dönemin siyaset anlayışına “devlet” kavramı damgasını vurur. Öyle ki çoğu kez siyaset ve devlet birbirlerine özdeş olarak anıldığı gibi, birey ve toplum anlayışlarını da yine devletle kurulan bir diyalogun sonucunda biçimlenir. Yine de devlet kavramının tanımı, bu denli yaygın kullanımından beklenmeyecek ölçüde güçlükler içerir. Bu güçlüklerden ilki, diğer kavramlar gibi “devlet” kavramının da tarihüstü bir tanıma sahip olmayışıdır. Tüm kavramlar gibi “devlet” kavramı da farklı tarihlerde farklı içeriklerle beslenerek değişim gösterir. Bu nedenle “devlet” kavramını tarihsel, kültürel ve ideolojik belirlenmişliklerimizden sıyrılarak açıklamak olanaklı değildir.



Modernliğin bir ürünü olan “devlet” kavramının tanımını yapmanın gereksiz bulunmasına neden olan bir diğer sorun, postmodern eleştiriler ışığında, devletin uygulama alanındaki yetersizlikleriyle ilişkili olarak belirir. Postmodernizmin devlet yerine toplulukları siyasetin baş aktörü hâline getirme eğilimi sonucunda, devlet kavramına ilişkin her türden tanımlama çabası giderek gözden düşer. Dahası varolan yapı ve kurumlara yöneltilen eleştiriler, siyaset bilimine özgü deneysel çalışmaları, felsefenin bütünleyici çabasından çok daha anlamlı görmeye yöneltir. Giderek metafizik karşıtlığının belirdiği bu dönemde, siyaset felsefesi de deneysel olguların ve siyasal fenomenlerin gözlemlenebilir düzeyde ele alınabileceğine dair oluşan inancı siyaset bilimiyle paylaşır. Siyaset felsefesi ve siyaset biliminin aralarında kurmuş olduğu bu ittifakın sonucunda, devleti açıklamakta kullanılan “cebir”, “iktidar”, “otorite” gibi kavramlar, gözlemlenebilir, gündelik ilişkilerde aranmaya başlanırken, devlet de giderek diğer sosyal kurumlar gibi bir sosyal kurum olarak değerlendirilmeye başlanır.

“Cebir”, “iktidar”, “otorite” gibi kavramların, gözlemlenebilir, gündelik ilişkilerde aranmaya başlanması, gündelik ilişkiler ağı içerisinde kalan gizli iktidar anlayışının yapı sökümüne dair etkileyici ve önemli tartışmaları beraberinde getirir. Ancak yine de salt uygulama alanına yönelen böylesi bir yaklaşımın en büyük riski, devlet kavramının siyaset içindeki ayırt edici ve belirleyici yanının giderek görmezden gelinmesi ve böylece siyaset kavramı hakkında yeterince bilgi edinme olanağının elden kaçırılmasıdır. Oysa günlük ilişkilerin bir parçası olan otoriteler, hükümetler, memurlar ya da bireyler arasındaki her türden ilişkinin çözümlenebilmesi, aynı zamanda tüm bu ilişkileri doğuran birliğin, yani devletin çözümlenebilmesini gerektirir (Barry 2003, s. 65).



Bu gereklilik nedeniyle, bu bölümde insanın önce var ettiği, sonra da kurtulmaya çalıştığı, kurtulamadığındaysa görmezden gelerek önemini azaltmaya çalıştığı “modern devlet” kavramının tarihsel gelişim sürecine yer verilecek, ardından bireyler adına devleti sınırlama girişimleri anlatılacaktır. Devletin siyasal ilişkilerde hâlâ belirleyici bir kategori olması nedeniyle yapılan bu uzun devlet çözümlemesinin ardından, devletin birey ve toplumla ilişkilerini farklı kurumsallaşmalarla ve kavramlara yükledikleri farklı anlamlarla tartışan ideolojilerin bakış açıları ele alınacaktır.

Konu Başlıkları:

- Modern devlet
- Bireye öncelik veren siyasal kuramlar
- Topluma öncelik veren siyasal kuramlar
- Devlete öncelik veren siyasal kuramlar

Devlet, birey ve toplum kavramları arasında sabit bir ilişki durumundan söz edilemeyeceği açıktır. Tüm kavramlar gibi, devlet-birey ve toplum kavramları da hem kendi içlerinde hem de birbirleriyle olan ilişkilerinde sürekli değişiklik ve yenilenmelere açıktır. Bu değişim söz konusu kavramların tarihsel oluşundan kaynaklanmaktadır. Değişen sorunlar karşısında her seferinde yeniden tanımlanan bu kavramlar, aynı zamanda siyasetin de içeriğini oluşturur.



Devlet, birey, toplum gibi kavramları, tarihselliklerini dışlayarak tanımlama çabası, sonuçta bizi ancak bir ütopyaya götürecektir ki, ütopyalar tarihi ve ilişkiselliği dışlayarak siyasetin de sonunu gösterir. Bu açıdan en doğru devlet, birey ya da toplum tanımı verme iddiası olanaksız olduğu kadar tehlike de arz eder.

Söz konusu tehlikeyi önleyen, ideolojik bakış açıları arasındaki tartışmaları, kendisi ideolojik bir bakışa sahip olmaksızın değerlendiren ve yargılarda bulunan siyaset felsefesidir. Bu durumda siyaset felsefesini ödevi şu ya da bu ideolojik bakış açısını meşrulaştırmak değil, bu ideolojilerin devlet, birey ve toplum kavramları na nasıl içerikler yüklediklerine bakarak onları sınıflamak ve böylece kavramların sunduğu olanakları keşfedebilmektir. Siyaset felsefesine yüklenen bu ödev, temelde güncel siyasal sorunlara ilişkin olası çözüm önerileri üretmede de yol göstericidir. Başka bir deyişle burada serimlendiği üzere, kavramların tarihsel ve ideolojik olarak içerdikleri farklı anlamları, bize, güncel sorunları tartışmada farklı perspektiflerden değerlendirilebilecek yeni olanakları sunar.

Derleyen:
Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 3. Sınıf "Çağdaş Felsefe Tarihi" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı