ANA SAYFA - FELSEFEYE GİRİŞ - FELSEFE TARİHİ - FELSEFE AKIMLARI - FİLOZOFLAR - FELSEFE SÖZLÜĞÜ - OKUMA ODASI - SOSYOLOJİ - PSİKOLOJİ - MANTIK - İLETİŞİM
 

1. On Dokuzuncu Yüz Yıl Tarih Felsefesi

1.1. Hipotetik Tarih

1.1.1. Kant

Historik bilgi, akıl bilgisi değildir. Tarihe ilerleme idesi altında bakabilmek için, insani yaşamda bir ereklilik tasarlamak kaçınılmazdır. Tarih felsefesi tarihteki legal ilerlemeyi değil, ahlaksal ilerlemeyi, bazı etik postulatlar altında izleyen bir çaba olabilir.

Tarihe karmakarışık ve düzensiz bir gidiş olarak bakan teorik akıl ile değil, yarı gücünün ürettiği ereklilik idesi altında çalışan pratik akıl ile eğildiğimizde tarihte böyle bir ereğe doğru bir ilerleme görebileceğimizi belirtir.

Tarihte onu ancak kendi aklımıza dayanarak kurduğumuz ölçüde bir rasyonalite yani tamamen bizim özgürlüğümüze göre şekillenen bir rasyonalite arayabiliriz. Bir "tarih felsefesi", ancak ve ancak, insanın daha fazla özgürlüğe doğru ilerlediği düşüncesi olmadan yapılamaz.

1.2. Alman Tarih Felsefesi

Fizik doğada olduğu gibi, politik ve ahlaksal dünyada da aynı yasalar hüküm sürer.

Tarih felsefesi, tüm insani olup bitmeler hakkında akılcı bir yanı arama girişimidir.

Ahlaklılık; yetkinleşmiş sanat duygusu, bilgelik ve akılcı mutluluk gibi hedefler gözetilmeden tarihe anlam verme olanağı yoktur.

1.3. Estetik Tarih

1.3.1. Schiller


Alman İdealizminde özellikle Scelling'i ve Schelling üzerinden de Romantizm akımını etkilemiş olan Fr. Schiller, Kant'ın bir tarih felsefesinin olabilirliğini teorik akıl ile değil, ancak pratik akıl ile onaylayabileceğimiz hakkındaki görüşünü benimser.

1.4. Alman İdealizmi

1.4.1. Fichte

'Ben' doğayı "sonsuz bir zaman tasarımı altında kendi içinde bütünlüğü ve belirlenmişliği olan mekanik bir süreç" olarak kavrarken; tarihsel olayları zaman halkaları içinde tek tek, bireysel ve rastlantısal oluşa sahip olaylar olarak kavrar.

1.4.2. Schelling

Evrende her şeyi başlatan, aynı zamanda yarattığı evrenle birlikte gelişen bir bilinçsiz tin, tek bir şey, bir birlik, kendine özdeş güçtür.

1.4.3. Hegel

* Aklın dünyaya egemen olduğu,öyleyse buna göre dünya tarihinde akıl'a uygun bir süreçleşme bulunduğu...

* Tarih felsefesi tarihin düşünsel yoldan incelenmesinden başka bir şey değildir.

* Kendini tarihte açan tin tanrısal akıldan başka bir şey değildir ve tarihe tanrının aklı egemendir.

Hegel’e göre, tarih felsefesi, salt spekülatif bir bilgi içinde, yani mantıkça onaylanan tasarımlar altında yapılabilir. Çünkü tarihte de aynı akıl hüküm sürmektedir. Tarihte de salt düşünmenin konusu olarak aynı akıl, aynı tin vardır ve bu tini felsefe kendi özü olarak bilir. Öyleyse Tarih felsefesi de ,tarihin içeriğindeki akıl’ın gelişim basamaklarını ve kendisini gösterme tarzlarını izleyecektir.

Öyle ki, Greklerin "kendini tanı" buyruğunu, insan ancak, tam da bu basamak ve tarzları kavrayarak yerine getirebilir. Çünkü tarih " kendi eylemi olarak kendi öz bilgisine doğru ilerlemesinden başka bir şey değildir . Bu ,ise özgürlüktür ve dünya tarihi "özgürlük bilinci içinde ilerleme süreci"dir .

Tarih, "tinin kendi özünü açtığı, kendini dışa vurduğu yer" olarak, asla bir doğal oluş da değildir . Çünkü bu kendini açan öz, özgürlükten başka bir şey değildir, doğada ise tin kendini bir zorunluluk olarak açar. Bu yüzden tarihin özü insanın özgürlük bilinci ile yaptığı eylemdir çünkü o ancak eylediği şeydir ve o kendisi için eyler ki, kuşkusuz burada tin kendini, kendi bilincinin objesi yapmakta, kendini bizzat kendi için açımlayarak kavramaktadır" . Çünkü tin, kendisini sanatta seyir, dinde öngörü ve duygu felsefede ise düşünce olarak oluşturur. O aynı zamanda ve son olarak, özünü devlet içinde evrensel var oluşa taşıyan “güç” tür de. Çünkü devlet, tüm tinsel etkinliklerin organize olmuş bir görünümüdür Bu yüzden tarih felsefesi,aynı zamanda tinin gelişim basamaklarının taşıyıcıları olarak görür. Öyle ki, böylece tarih felsefesinin gelişim basamaklarını, bir bütüne doğ üzere birbirine bağlanan halkalar" olarak halkla gelişiminde, onların geliştirdikleri “devlet tipleri”nde izler .

Bu açıdan bakıldığında Hegel’e göre, dünya tarihine mal olmuş dört " - tarihsel devlet vardır : 1.Doğulu 2.Grek 3.Roma 4.Hıristiyan -Cermen Bu sıralama içinde o, bir üçlü diyalektik basamak içinde tam bir ilerleme görür: Doğuda tek kişi (hükümdar) özgürdür; Grek ve Roma dünyasında ise bir kaç kişi. Oysa Hıristiyan-Cermen dünyasında herkes özgürdür. Çünkü bu dünyada "tüm insanların kendi başlarına oldukları, yani insanın insan olarak özgür Olduğu bilinci" vardır

Bu gelişme ve ilerleme içinde Hegel, özellikle "dünya tarihine mal olmuş bireyler"in rolü üzerinde durur. Bu bireyler, bu büyük insanlar", kendilerinde dünya tininin yeni bir çağa yön verdiğini hisseden, bunun bilincinde olan, ama aynı zamanda dünya tarihinin de kendileriyle yeni bir gelişim basamağına geçtiği kişilerdir. Ama bu kişiler bile, aslında rollerinin ne olduğunu bilmezler ve sadece kendilerine ait amaçları gerçekleştirmeye tutkularını doyurmaya çalıştıklarını sanırlar.

Oysa aslında onlar dünya tininin kullandığı araçlardırlar. Dünya tini kendi amacına ulaşmak için, "insani amaç v tutkulara hileli bir şekilde yerleşmiştir", bu "akıl’ın hilesi>, (List der Vernunft)nden başka bir şey değildir.

Dünya tininin tek tek "halk tinlerinde, uluslarda çeşitli biçimlerde ve özellikle büyük insanların, bu halkların yöneticilerinin katkılarıyla gerçekleştirme ye doğru gittiği amaç ise, belirtildiği gibi, "özgürlük bilinci içinde ilerleme"dir ve bu ilerlemenin sonunda dünya tininin "kendini bulma"sından başka bir şey de yoktur Hegel, bu özgürlüğü ancak toplum içinde gerçekleşecek bir özgürlük olarak konumlamakla, c tam anlamıyla bir "politik özgürlük" olarak görmüş olur. Hegel’e göre Özgür olmak, "başkaları arasında kendinde olmak" dır, mevcut durum içinde kendini bulmaktır (58). Özgür insan, Kant’da olduğu gibi, bir hukuk devletinde, bu devletin kurumları ve yasalarıyla kendini bağımlı kılan, bu yasalara uymayı sadece kendi aklıyla onaylayan insan olarak " yurttaş" dır. Bu aynı zamanda doğa için de geçerlidir. Özgür insan, karşısındaki gerçekliği, doğayı kavrarken, o bu doğayı, tinin kendisinden çıkan, ama kendisine yabancılaştığı bir şey olarak kavrar ve onun "üstüne yükselir" . Hegel’e göre "bu maddi-nesnel doğadan başka olan şeye yükselme" sırasında, doğa da kendiliğinden özgürleşir. Onu kavrayan akıl, onda,ki sınırsız görünüşleri aşmış, onun özgürlüğünü yeniden ger çekleştirmiş olur. Çünkü spekülatif düşünme, evrenin gerçekliğine, onu akıl yoluyla kavrayarak yönelir ki, bu "akılsallaşmış doğa" ar tık aynı zamanda "özgürleşmiş doğa" dır . Çünkü tüm gerçeklik tinden çıkar ve aslında "tanrısal logos dan başka bir şey değildir.

1.5. Romantik Tarih Anlayışı

Novalis: "Gerçek tarih, insanın kendini tarih içinde gözlemesiyle kavranabilir bir bütündür."

1.6. Alman Tarih Okulu

1.6.1. Sybel

Devletlerin ve halkların sürekli bir ilerleme içinde oldukları savı "somut tarih araştırması" ile asla doğrulanamaz.somut tarih araştırması, tarihte akıl'a uygun bazı gelişmeler saptansa da, bunun yanı sıra, akıl dışı motiflerin bazen çok daha fazla olduğunu, hatta bu motiflerin akılcı motiflere daha ağır bastığını gözlemektedir.

1.6.2. Ranke

Tarihin her dönem ya da çağın bireyselliğine yönelirken, bu bireyselliğe, doğabilimsel anlamda genel-geçer yasalar altında eğilemeyeceğini; çünkü tarihte böyle yasalar bulunmadığını, tam tersine tarihin amacının bu bireyselliği "olduğu gibi" görmek olduğunu belirtir.

1.6.3. Humboldt

Tarih araştırması ulusal tarihçilik yanında, bir de dünya tarihine hümanite açısından eğilip "insani genel"in ortaya çıkarılmasına da yönelmelidir. Burada tarihin görevi, "insani yaşamın derinliğine araştırılması yoluyla, en yüksek insanlığa ulaşmaktır."

1.6.4. Droysen

"Tarih bilimi"nin malzemesi, ampirik, doğabilimsel olguların dışında kalan bir alana aittir. Bu malzeme, her dönem ve her çağda insan eylemlerine yön veren ide, norm, ahlaksal ve estetik değer, hukuksal, ekonomik ve politik düzen vb. türünden şeyler olup mekanik doğabilimlerinin açıklayamayacağı bir olgu türü oluştururlar.

1.7. Pozitivist Tarih Anlayışı

On dokuzuncu yüz yıl pozitivizminde, bir yandan Comte'ta olduğu gibi tüm tarihi evrelere bölen ve ilerleme düşüncesinin egemen olduğu bir bütüncü tarih felsefesine rastlanırken, öbür yandan tarihi doğabilim örneğine göre bir yasa bilimi olarak kurma eğilimi ağır basar; ama her iki durumda da yani hem tarih felsefesi düzleminde, hem de tarih biliminin felsefi düzleminde, 19. yüz yıl pozitivizminin de Almanya'da olduğu gibi başlıca sorununun theoria - historia karşıtlığını aşmak olduğu söylenebilir.

Spencer: Biyolojik evrim kuramını tarihe uygulayarak,tarih hakkında da bir evrensel ilkeye varılabileceğini söyler.

Darwin: Doğa tarihinden çıkarılan gözlem yardımıyla ,insanlık tarihinin geleceğine de ışık tutulabileceğini söyler.

1.8. Marksist Tarih Anlayışı

Hegel'in tarih felsefesini bir dönüştürme işlemine tabi tutarak ve bambaşka içerikle ele alıp buradan etkileri son derece geniş olmuş bir tarih felsefesi çıkaran filozoflar K. Marx ve F. Engels olmuşlardır.

1.8.1. Karl Marx

Tarihi belirleyen şey tinsel bir töz değil, maddi ilişkiler ağı olarak toplumun sosyo-ekonomik yapısıdır. Maddi ilişkiler de birbirlerine bağlı iki öğeye dayanılarak anlaşılabilir;

1. Üretim araçlarının oluşturduğu üretim güçleri,

2.
Üretim ilişkileri. Üretim güçleri (iş aygıtları, makineler, insani beceri ve teknikler), bir felaket olmadığı sürece, sürekli gelişirler.

Buna karşılık üretim ilişkileri (üreten ve tüketen in sanlar arasındaki toplumsal ilişkiler), uzun süreler değişmeden kalabilirler. Ama üretim güçlerinin gelişimine her zaman belirli bir üretim ilişkisi biçimi karşılık gelir. Örneğin modern fabrikasyon üretim tarzı, feodalizmin egemen olduğu üretim ilişkileriyle bağdaşmaz. Üretim güçleri ile üretim ilişkileri arasındaki bu bağdaşmazlık çok üst düzeylere çıktığında, ancak bir «devrim» yoluyla giderilebilecek olan antagonizmalara yol açar. Öbür yandan, üretim ilişkilerini her zaman ilk planda etkileyen şey, ilkel toplum dışında,daima «özel mülkiyet» olagelmiştir. Böylece üretim araçlarına sahip olanlarla olmayanlar arasındaki üretim ilişkileri sınıflaşmayı doğuragelmiştir. Bu yüzden, toplumsal düzeni de, her zaman, üretim araçlarına sahip olan egemen sınıf ya da sınıflar ile bu araçlara sahip olmayan sınıf ya da sınıflar arasındaki ilişkiler belirler.

İşte, üretim güçleri ile üretim ilişkileri arasında antagonizmalara, sert karşıtlıklara varan bağdaşmazlığın olduğu zamanlarda, sınıflar arası ilişkiler de tam bir karşıtlığa dönüşür ve bu noktada artık bir devrim» kaçınılmaz hale gelir. Öbür yandan, zaten özel mülkiyetin ortaya çıktığı andan beri, yani toplumsal sınıfların oluşmasından beri, tarih, kesintisiz bir sınıf savaşları süreci olagelmiştir. İşte üretim güçleri ile üretim ilişkileri arasındaki bağdaşmazlığın doruğa çıktığı anlarda bu sınıf savaşları «devrim»lerle sürer.

Ama bu süreç, yine Hegel’de olduğu gibi, «dünya halklarının birliği» ne doğru ilerlemektedir. Bu yüzden bu ilerleme süreci içinde sınıfların yerlerinde de, niteliklerinde de boyuna değişmeler olur. Sınıfların yerlerindeki ve niteliklerindeki değişmeyi de, üretim güçlerindeki değişme ve farklılaşmalar belirler. Örneğin burjuva sınıfının geliş tirmiş olduğu endüstriyel üretim tarzı, zorunlu olarak ‘ denen sınıfı doğurmuştur. Bu açıdan bakıldığında, Marx ve Engels, nasıl ki Hegel tarihte tinin taşıyıcısı olarak bir kaç önemli halk (Grek, Roma, Hristiyan-Cermen) saymışsa, tarihte «dünya tarihine geçmiş sınıflar» dan söz ederler.
 
Önce «köle sahipleri sınıfı» gelir; bu sınıf, köleler üzerinde tam bir bedensel tasarrufa sahiptirler. Bunun gibi, Ortaçağda «feodal egemen», Yeniçağda ise «burjuva» ya da «kapitalist» sınıf vardır. Marx’a göre bu üç sınıf da, baskıcı, özgürlükten yoksun toplumsal düzenlerin egemenidirler. Son sınıf olarak «proletarya» ise, kendi gücüyle, toplumu ve özgürsüzlüğü ortadan kaldıracak olan sınıftır. Hegel’de Hristiyan-Cermen halkın tini, nasıl ki en sonunda evren tiniyle özdeş kılınıyorsa, şimdiye kadar kendisi hakkında sağlam bir bilince erişememiş olan insanlık da, Marx’a göre, proletaryanın gücü sayesinde özgürlüğe ulaşacaktır.

1.8.2. Engels

Tarih olsa olsa farklılaşmış bir doğal süreçtir.bu yüzden tarihte "ideler" "tanrısal güçler" değil gerçek insanların emeği ile oluşturulmuş bir süreç söz konusudur. İnsanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar.

Ayrıca Lütfen Bakınız:
 

  • Immanuel Kant Kimdir?
  • Friedrich Schiller Kimdir?
  • Johann Gottlieb Fichte Kimdir?
  • Schelling Kimdir?
  • Georg Wilhelm Friedrich Hegel Kimdir?
  • Leopold von Ranke Kimdir?
  • Alexander von Humboldt Kimdir?
  • Friedrich Engels Kimdir?

  •  
    < Felsefe Tarihi Dizinine Geri Dön

    > Bu sayfaya ilişkin etiketler: 19. yüzyıl tarih felsefesi, 19. yüzyıl felsefesi, 19. yüzyıl felsefe anlayışı, 19. yüzyıl filozofları, 19. yüzyıl felsefe akımları, 19. yüzyıl düşünce akımları, 19. yüzyıl tarih anlayışı, 19. yüzyılda felsefe, 19. yüzyıl düşünürleri, 19. yüzyılda tarih felsefesi


    Ana Sayfa | Felsefeye Giriş | Felsefe Dersleri | Felsefe Akımları | Filozoflar | Felsefe Tarihi | Felsefe Sözlüğü | Yeni Felsefe Sözlüğü | Sosyoloji | Psikoloji | Antropoloji | Mantık | Arkeoloji | Okuma Odası | Felsefe Grubu Öğretmenleri İçin Gerekli Belgeler | Ekonomi | İletişim

    felsefe | fizik | coğrafya | tarih | Osmanlı Devleti


    Düşünce PLATFORMU
      2005'ten beri, felsefe.gen.tr
      Bu web sitesi, Sosyolog Ömer YILDIRIM tarafından derlenmiş ve hazırlanmıştır.
     
    Felsefe.gen.tr, felsefeyi tehlikeli hale getirmeyi amaçlamaktadır. (Bakınız: Nietzsche)