Cicero’nun İdeal Devlet Anlayışı

Cicero
Cicero

Cicero hayatı boyunca hep cumhuriyet yanlısı olmuştur fakat bunun sebebi halkın özgürlüğünü savunmak değil aristokrat sınıfın ayrıcalıklarını savunmaktır. Cicero bir novus homoydu. Yani doğuştan varlıklı olmayıp sonradan zengin olan insanlardan. Cicero’nun idealleri soylu sınıfın ideallerini savunmaktı, bu yüzden hep reform ve devrimlere karşı bir tutum sergilemiştir. Bunun dışında devlet yönetimi hakkındaki fikirleri hep soylu sınıfı koruma amaçlı fikirlerdi.

Cicero’nun M.Ö. 87 yılında ilk hocası Stoacı filozof Diodotus, Cicero’ya felsefeyi müziği geometriyi ve diyalektiği öğretti. Smyrna ve Atina’da üç yıl kalıp eğitim aldıktan sonra donanımlı bir şekilde tekrar Roma’ya döndü.

M.Ö. 77 yılında quaestor [1], 69’da aedilis [2], 66’da praetor [3], 63 yılında ise consul [4] olmuştur.

Cicero’nun devlet anlayışının temelini yasalar, hukuk ve consensus yani uzlaşma belirler. Cicero’nun devletindeki bir diğer önemli kavram da münazara etme, birlikte karar alma anlamlarını taşıyan consiliumdur. Ona göre eğer bir devlet yıkılmak istemiyorsa consiliumla yönetilmek zorundadır. Bunun sebebi her yurttaşın kendilerini temsilen fikirlerini beyan edebilip ortak bir anlaşma sağlanabilmesidir.

Cicero yönetim biçimlerinin değerlendirirken monarşi, oligarşi ve demokrasiyi incelediğinde hepsine birer dezavantaj sunup halihazırda bu yönetim biçimlerine birer yozlaşmış örnekler veriyor. Bu yönetim biçimlerinin yozlaşacağını ve üçünün karışımı denebilecek dördüncü bir yönetim biçimini savunur. Fakat yine de birini savunmak gerekirse bunun monarşi olacağını söyler. Ancak Cicero bu tüm yetkiyi elinde tutan kişilerin duygularından ve hırslarından arınmış, akıllı ve rasyonel kişiler olması gerektiğini söyler.

Platon’un yönetimlerin dönüşü olarak adlandırdığı bu üç yönetim biçimi arasındaki kısır döngünün durmadan kendini tekrarlayacağını savunur. Bu kavramı kısaca şöyle açıklayabiliriz: Kral kendinden memnun olmayan aristokrat sınıf veya halk tarafından devrilir. Bunun yerine iki gruptan birisi hakim güç olur ki çoğu zaman bu aristokrat sınıfıdır. Cicero da aristokrat yönetimin, halkın ihtiyaçlarını yeterince karşılayamayacağını ve halk arasında adaleti sağlayamayacağını söyler, bu yüzden de halkın devrim yapmasının kaçınılmaz olacağından bahseder. Güç halkın elindeyken ise özgürlüğün ve gücün cazibesinden doğan kaos durumu devlet içerisinde büyük bir anlaşmazlığa yol açar ve bu durumu düzeltmek adına halkın içinden bir kişi seçilerek başa getirilir ve tekrar monark yönetime dönülmüş olur.

Cicero bu döngüyü kırmak için dördüncü bir yönetim biçimini ortaya atar. Ona göre bir ideal devlette hem krallıktan bir parça olmalı hem de bazı seçimler aristokrat sınıfa bırakılırken bazıları da halkın eline bırakılmalı.  Cicero bunu şöyle açıklar: “bir devlette haklar ve yetkiler hem yöneticilerin yeterli kudrete, hem soylu yurttaşların yeterli otoriteye, hem de vatandaşların yeterli özgürlüğe sahip olabilecekleri şekilde adil dağılmıyorsa o devletin devrimlerden korunması imkansızdır.” Cicero’ya göre insanlığın elinden çıkan en iyi yönetim şekli budur, bunu en uygun şekilde uygulayan tek devlet Roma Devleti’dir.

Cicero için adalet devletin en önemli unsurlarındandır. Devlete adaleti en iyi anlayıp uygulayabilen kişilerin kendini felsefeye adamış kişiler olduğunu söyler. Bu bakımdan da platon ile benzerlik gösterirler.

DİPNOTLAR

[1] Consul’lar tarafından belirlenen ve suç vakalarını inceleyerek consul’un eyleme geçip geçmemesi gerektiğine karar veren mevki.

[2] Tapınak vb kamu alanlarının kurulmasına, festivaller vb gibi kamu düzeninden sorumlu olan görevliler.

[3] Hukuksal meselelerle ilgilenen başka bir tabirle de hakim denebilecek kişiler.

[4] Barış zamanında devlet yönetimi, yasama ve yargı gibi tüm devlet işlerini; savaş zamanlarında ise orduya komutanlık etme görevini üstlenen ve senatoyu toplama yetkisine sahip olan Roma’daki en yüksek mevki.

Hazırlayan: Emre Evcil
Kaynak: Siyaset Felsefesi Tarihi Platon’dan Zizek’e

1 Comment

  1. Aslında Cicero doğru bir kanıya sahipmiş. İdeal devlet anlayışı tüm halkın haklarını koruyacak güçte olmalıdır. Eğer, bir kesimi tutar diğer kesimi es geçerse tabii ki isyana neden olur. Atatürk de bölgelerin halklarından eğitimli, dürüst ve adaletli kişilerinin yönetim kadrolarında yer almasını istemiştir. Bu bir bakıma o bölgelere ulaşamayan merkezi hükümetin oralardan gelen ihtiyaçlardan bilgilenmesine yaramaktadır. Fakat maaleseftir ki, yıllarca gelen hükümetler partilerin gayrı demokratik tutumlarından dolayı işinin ehli ve aranan niteliklere sahip olmayıp sadece partilerine oy sağlayan kişilerin ön plana çıkmasına sebep olmuşlardır. 60 yılda dünyanın en iyi ekonomilerine sahip bir Güney Kore’ye bile yetişememiş ve yetişeceğimiz de görünmemektedir. Partiler demokrasinin temsilcisi olması gerekirken komplekslerinden arınmamış, kendi ve çevresinin menfaatini düşünen adamlarla dolmuştur. Bu da bizim hiçbir zaman doğru yönetimlere sahip olamayacağımızı göstermektedir. Yani sözün özü; Her bir yönetim şeklinin artısı varsa da, adaletten yoksun olmaları yüzünden hiçbirinin istikbali yoktur!

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*