Ulus-Devlet ve Küreselleşme İlişkisi

felsefe Nedir

Ulus-devlet ve küreselleşme günümüz iki önemli olgusudur; bu iki olgunun yirminci yüzyıl sonlarındaki ve yüzyılımızın ilk on yılındaki durumu, aralarındaki ilişki, faydalı ve zararlı sonuçları, siyaset felsefesinin ilgi çeken konularının başında gelmektedir.

Biz de bu başlıkta öncelikle ulus-devletten ve küreselleşmeden ayrı ayrı neyin ya da nelerin anlaşılabileceği sorusuna yanıt arayarak işe başlayacak, sonra bu iki olgunun ortaya çıkış koşullarını ve günümüzde ulus-devletin ve küreselleşmenin birbiriyle nasıl ilişkilendirilebileceğini sorgulayacak, son olarak da ulus-devleti ve küreselleşmeyi siyaset felsefesi açısından değerlendireceğiz.

Ulus-devletin ortaya çıkması için öncelikle ortak kökenden gelen ve aynı dili konuşan, aynı tarihe ve kültüre, ortak bir özgün yaşam biçimine sahip bir halkın/insan topluluğunun, yani ulusun varlığından söz edebilmemiz gerekir. Giambattista Vico’dan (1668-1744) bu yana, bir halkın diline, kültürüne ve toplu yaşam deneyimine özgün kimlik kazandıran unsurların toplamına işaret eden “ulusal karakter” terimi, ulus olmanın vazgeçilmez koşullarından biri olarak görülmüştür. Alman tarih filozofu Johann Gottfried von Herder’e (1744-1803) göre bir birey, tinsel olarak, ancak ulusal bir topluluk içinde gelişebilir. Başka bir ifadeyle, bireyin kimliği hakkında fikir sahibi olmak için en önemli araç, onun bağlı bulunduğu ulusal toplumun karakterini çözümlemektir (Herder 2006, s. 24-25).

Günümüz siyaset terminolojisinde ulus ile devlet aynı kapsamda ve aynı şeye işaret eden kavramlar olarak anlaşılır.

Küreselleşme, geride bıraktığımız yüzyılın son çeyreğinde ortaya çıkan ve bu çağ dönümünün büyük ölçekli değişmelerini nitelemekte sıklıkla başvurulan kavramların başında gelir. Günümüzde küreselleşmenin, yaşadığımız çağın düşünsel iklimine âdeta damgasını vurduğu ve onunla ilişki kurulmadan yapılan açıklama tarzlarını kusurlu, hatta geçersiz bırakacak bir söylem gücüne eriştiği söylenebilir. Felsefe Sözlüğü’ndeki tanıma göre, küreselleşme, modernleşme sürecinin bir parçası ve uzantısı olarak, özellikle yirminci yüzyılın son çeyreğinde ve Avrupa’daki sosyalist-komünist rejimlerin birer birer ortadan kalkmasından sonra tek kutuplu bir dünyada ortaya çıkan kültürel sistemin, dünyanın tek bir bütün halinde yeniden yapılandırılması sürecinin adıdır (Cevizci 2005, s. 1055). Fakat küreselleşmeyi yalnızca kültürle, daha çok da ulusal bir kültürle sınırlamak, eksik kalacaktır. Küreselleşme ekonomiyi, çokkültürlü toplumsal yaşam tarzlarını, iklim değişikliklerinin dünyaya ve insanlığın geleceğine etkisini, siyaseti, ideolojileri, insan haklarını ve bunun gibi etkileri dünya çapında hissedilen tüm gelişmeleri kapsar; hatta bir zamanlar belirli uluslara ait gibi düşünülen değerlerin tüm dünya toplumlarına yayılmasının bir sonucudur, denilebilir. Betül Çotuksöken, “Küreselleşme ve İnsan” başlıklı çalışmasında, küreselleşmeye şu sorularla yaklaşmak gerektiğinin altını çizer: “…Küresel olan, küreselleşen nedir, hangi ortamda/çerçevede gerçekleşmektedir?” Küreselleşme nasıl bir olgudur; ne olması gerekir?” (Çotuksöken 2002, s. 253-254).

Günümüzde milyarlarca insanın iletişim teknolojileri aracılığıyla seyircisi oldukları Olimpiyat Oyunları, Dünya Futbol Şampiyonası, Dünya Atletizm Şampiyonası gibi organizasyonlar, sporun ulaştığı küresel boyutun göstergeleri olarak düşünülebilir.

Küreselleşmeden neler anlaşılabileceğini gözler önüne serdikten sonra, ulus-devletle nasıl bir ilişki içinde olduğunu sorgulayacağımızı ve küreselleşmenin ulus-devletin karşısında olmak zorunda olup olmadığı sorusuna yanıt aramaya çalışacağımızı yukarıda dile getirmiştik. Şimdi ulus-devlet ve küreselleşmenin günümüzdeki koşullar açısından birbirlerine göre konumunu anlamaya çalışacağız. Günümüz dünya siyasî toplumunu meydana getiren ulus-devletler, Habermas’a göre, “…kendini aşma(lı) ve kahramanca, uluslar-üstü düzeyde (bireylerinin) medenî haklarını kullanma kapasitesini yapılandırmak için girişimlerde bulunmalıdır” (a.y., s. 32).

Habermas’ın koyduğu bu koşullar, ulus-devletlerin küreselleşme karşısında alternatif olma özelliğini koruyabilmesi için yararlı ve gereklidir. Böylelikle ulus-devletler, küreselleşen dünya içerisinde varlıklarını kaybetmeyip yalnızca çağın gerçeklerine göre dönüşmüş olacaklardır; çünkü günümüzde ulus-devletler, sınırları içerisinde çokkültürcü taleplerin doğurduğu gerginlik ve sınırları dışında da küreselleşmenin getirdiği sorunlar altında bir meydan okumayla karşı karşıyadır. Bunlara dayanarak, ulus-devletlerin çokkültürcü bir siyaset anlayışını benimseyerek varlıklarını sürdürmelerinin önemli bir fırsat ve olanak olduğunu söyleyebiliriz.

Ulus-devletler günümüzde çokkültürcülük talepleri ve küreselleşmenin getirdiği sorunlara bağlı bir meydan okumayla yüzleşmek durumundadır.

Ulus-devletin ve küreselleşmenin kökenlerini ve günümüzdeki durumu anlamayı hedeflediğimiz bu kısımda, daha çok olanı merkeze alan bir anlayış sergiledik. Oysa Siyaset Felsefesi I kitabınızdaki ilk üniteyle bu kitapta daha önce okuduğunuz “İdeolojiler” ve “Çokkültürlülük, Çokkültürcülük ve Irkçılık” ünitelerinin değerlendirme kısımlarında dile getirilenlerden de hatırlayacağınız üzere, siyaset felsefesi, olgu betimlemesi yapmaktan çok, olan-bitenin ardındaki genel-geçer ilkeleri, yani olması gerekeni soruşturan bir disiplindir.

İşte şimdi Çotuksöken’in dile getirdiği bu felsefece sorulara eğilecek, ulus-devlet ve küreselleşmenin tarihsel köklerini ve günümüzdeki durumunu daha yakından tanımak yoluyla bugün insanlığın içinde bulunduğu durumu görmeye ve betimlemeye çalışacağız.

Konu Başlıkları:

– Ulus-devletin ortaya çıkışı ve dönüşümü
– Küreselleşmenin ortaya çıkışı, çeşitli boyutları ve günümüzdeki etkisi

Siyaset Felsefesi Açısından Ulus-Devlet ve Küreselleşme

Ulus-devlet ve küreselleşme, insanlığın durumu açısından hangi sonuçları doğurmuştur? Bundan sonra dünya siyasetinde izlenmesi gereken yol nedir, böyle bir yolun açılması için neyin ya da nelerin yapılması gerekir? İşte bu son kısmında, bu tarz sorulara yanıt arayacağız.

Ulus-devletin günümüzdeki konumu ve yapması gereken hakkında Habermas’ın yukarıda dile getirdiği olması gereken, çokkültürcü bir siyaset anlayışına işaret etmektedir. Bu durumda, şöyle bir soruyu da sormamız adeta kaçınılmaz oluyor: Küreselleşme taraftarlarının, ya da küreselleşmenin öznesi Batı’nın yapması gereken hiçbir şey yok mu, yani tek zorunluluk, ulus-devletlerin kendilerini küreselleşme gerçeğine uyarlamaları mı? Böyle bir soruya olumlu yanıt vermek, küreselleşme taraftarları için doğal karşılanabilir; fakat olması gerekeni temel alan bir değerlendirmede, tek yönlü ve dayatmacı bir bakış açısına teslim olmak felsefece bir tutum olmayacağı gibi, doğru bir değerlendirme yapma olanağını da sekteye uğratır.

Ulus-devletler varlıklarını sürdürebilmek için küreselleşen dünya koşullarına göre yeniden yapılanmak zorundaysa, küreselleşmenin varlığını sürdürebilmek için yapması gereken bir şey var mıdır, varsa nedir?

“İdeolojiler” başlıklı konumuzda dile getirilenlerden de hatırlayacağımız üzere, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren adım adım küreselleşmeyi hazırlayan ve bunu bir siyasi model olarak ön plana çıkaran Batı, insanın araçlaştırıldığı, nesneleştirildiği, insan ve kişi değerinin bir “sıfırlar toplamı”na indirgendiği, kısacası insanın kendi içinde bir amaç olmaktan tamamen çıkarıldığı bir dünyanın da hazırlayıcısı olmuştur (Kuçuradi 2010, s.71). İoanna Kuçuradi’nin insan ve değerleri açısından taşıdığı bu “sıfırlanma” kaygısını, Betül Çotuksöken de “Küreselleşme ve İnsan” başlıklı çalışmasında paylaşır (Çotuksöken 2002, s. 256). İnsanın unutulan yüzünün, küreselleşmeyle birlikte oluşan günümüz koşulları altında yeniden hatırlanması ve insanın-kişinin değerleri belirleyen ve değerlerce belirlenen bir varlık olarak hak ettiği değere yeniden kavuşması, olması gerekendir. Fakat olması gereken, hayata nasıl geçecektir? Şimdi bu soru için önerilmiş olan felsefî bir yanıtı, “global/küresel etik” yaklaşımını yakından tanımaya çalışalım:

Konu Başlıkları:

– Küresel etik nedir?

Derleyen:
 Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 3. Sınıf “Çağdaş Felsefe Tarihi” Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*