Thukydides (Thukidides) Kimdir?

felsefe Nedir

Thukydides (M.Ö. 460 – 400) Heredot’tan sonra Yunanların ikinci büyük tarihçisidir.

O, Atina ile Isparta arasındaki 30 yıl süren ve M.Ö. 404 yılında sona eren ünlü Pelopponnes Savaşları sırasında yaşamış ve bu savaşları tasvir etmiştir. Thukydides, tarihi her şeyden önce, siyasi açıdan inceler ve tarih ile bunun için ilgilenir. “Peloppones Savaşlarının Tarihi” adlı yapıtında, özellikle bu savaşların nedenlerini ve sonuçlarını ele alır. O bu yapıtını, vatandaşlarına siyasi bir eğitim kazandırmak, onları siyasi açıdan bilgilendirmek için yazmıştır.

Thukydides, çok farklı bir tarihçidir. Örneğin, Heredot, yalnızca bir öykücüdür. Oysa Thukydides tarihi, siyasi açıdan ele alan bir tarihçidir. Aralarındaki farklılığa rağmen, her ikisi de tarihçidir ancak tarih filozofu değildir. Bir başka deyişle, her ikisi de tarihi olaylarla ilgilenmişler, tarihin anlamı ve amacını, insanın tarih içindeki rolünü dikkate almamışlardır.

Babası Olorus, Trakya’da madenleri olan zengin bir ailedendir. Ayrıca, Perikles’in çatıştığı Sparta yanlısı “tutucu” aristokratik partinin önderi, büyük Atinalı komutan ve devlet adamı Kimon’un da hısmı olduğu sanılmaktadır.

M.Ö. 431 yılında savaş çıktığı zaman henüz pek genç olan Thukydides, ertesi yıl baş gösteren salgında vebaya yakalanmış, fakat iyileşebilmişti. M.Ö. 424’te komutan seçilen Thukydides’e küçük bir filoyla Atina’nın önemli Amphipolis kolonisini Spartalı ünlü komutan Brasidas’ın kuvvetlerine karşı koruma görevi verilmiş, bunu başaramayınca da gönüllü olarak da sürgüne gitmiştir. Yirmi yıl Atina’dan uzak kalmış ve savaşın Sparta’nın kesin galibiyeti ile bitmesi üzerine, yurduna dönüşünden dört yıl sonra ölmüştür. Yazmaya başladığı savaşın tarihini 404 yılına kadar getirmek istemişse de , 411 yılı kışından sonrasını anlatmaya ömrü yetmemiştir.

Yazarın ölümünden sonra 8 kitaba ayrılan Peloponnesos Savaşı’nın Tarihi, Thukydides’i bilimsel ve nesnel tarihçiliğin kurucusu olarak tanıtmıştır.

Thukidides (460- 395), Yunan tarihçiliğinde en önemli isimlerden biridir. Herodotos gibi, öncelikle savaş tarihçisidir. Ancak Herodotos gezdiği yerlere ilişkin birçok konuda bilgi verirken, Thuki­dides sadece Peloponnes Savaşı’nın nedenlerini ve ayrıntılarını an­latmıştır. Thukidides, siyasî tarihe önemli yer vererek savaş siyaset ilişkisini net bir şekilde ortaya koymuştur. Ayrıca konuya oldukça sıkı bir çerçeve çizmiş, bunun içerisine konuyla ilgisiz kimseyi ve hiçbir şeyi almamıştır.

Konunun bütünlüğü zaman ve mekân çerçevesinde verilmiştir. Peloponnes Savaşları’nı anlattığından bir bakıma vakanüvistlik yapmıştır. O, savaşları bizzat yaşamıştır. Kendisi olayların içinde yer alarak, gözlemlere ve belgelere dayalı bir çalışma yapmıştır. Dönemin siyasî ortamı sürekli değişiklikler ve kargaşalarla dolu olduğundan, söz konusu yapı da bu çalışma­ya yansımış ve çalışma bir nevi siyaset tarihi özelliğini kazanmış­tır. Thukidides, tarihi, masallar ve efsanelerden arındırarak ona bilimsel bir veçhe kazandırmıştır.

Çalışmasını pragmatik kaygılarla yapan Thukidides’in amacı, siyaset alanında yararlı olacak eser bırakmaktır (Demircioğlu 1972, xxııı). Thukidides’in tarihi, Atina imparatorluğunun doğuşu, kuruluşu ve gelişiminin tarihidir. Yunan halklarının önderi olması sebebiyle, Atina’nın Yunan birliğini sağlamak için, Polisleri, ikna ile mi yoksa zorla mı birliğe katmayı düşündüğü, Thukidides’in cevaplamaya çalıştığı sorular arasındadır. Atina’nın kaybettiği Peloponnes Savaşı’nın Atina’nın Isparta’yı savaşa zorlamasıyla çıktığını da belirtmektedir (Bonnard 2004/3, 66).

Thukidides, kitabın başında dönemin olaylarının önemli bir savaşa yol açacağını, bu savaşın da bütün Yunan dünyasını etkileyeceğini belirtmiştir. Bu sonuca nasıl vardığını da açıklamıştır: Bütün Yunan devletleri iki cepheye bölünmüş, cepheler arasında gerilim iyiden iyiye artmış­tır. Yunan dünyasını etkileyen Peloponnes Savaşı’nın nedenlerini araştırmayı görev kabul etmiştir. Birinci kitabın önemli bir kısmı, Peloponnes savaşının nedenlerine ayrılmıştır. İlk neden, iç huzursuzluk ve Polisler arası kavgalar nedeniyle ortaya çıkan göçlerin yarat­tığı bunalımlardır (Thukidides 1976, I/2, 17).

Savaşın nedenlerini belirtirken çok gerilere gitmiştir. Homeros’a dayanarak Yunanlıların, o dönemlerde toplum yapı­larının, giyim ve kuşamlarının nasıl olduğunu, komşularıyla karşılaştırarak benzer özelliklerinin neler olduğunu belirtmiştir. Yunanlıların, özel­ikle de Atinalıların nasıl tavır değiştirerek yeni bir yaşama biçimine kavuştuklarını anlatmıştır. Yunanlıların hiçbir zaman bir bütünlüğe erişmemiş olmalarını, onların en önemli zaafları olarak sunmuştur (Thukidides 1976, I/3, 18).

Thukidides, Homeros’a pek güvenmemiş ve onun verdiği bilgilere sürek­li şüpheyle yaklaşmış ve mübalağalı bulmuştur. Analitik bir yaklaşım­la, Yunanlıların Truva Savaşı için oluşturdukları gücün, büyük olmadığını Homeros’un verilerinden çıkarmıştır (Thukidides 1976, I/10, 21). Homeros’un verdiği gemi sayısı, gemilerin taşıdığı insan sayısı ve gemilerin teknik özelliklerinden Yunan gücünün zayıf olduğu sonucuna varmıştır. İnsan sayısı, olması gerekenden az olmakla birlikte şehri daha kısa sürede alabilecek güce sahiptir. Ordunun yiyecek sorununu çözemediklerinden asker­ler,eşkıyalık yapmak ve tarımla uğraşmak için dağılmışlar­dır. İhtiyaçlar giderilemediğinden, bütün ordu, Truva’ya sürekli saldıramamıştır (Thukidides 1976, I / 11, 22).

Thukidides, iktisadi etkenleri, değişmelerin ve iç savaşların nedeni olarak görmüştür. Örneğin, Truva Savaşı’ndan sonraki sömürgeleştirme (kolonileştirme) olayının artmasını iktisadi nedenlere bağlamıştır. Sömürge sayısının artmasıyla birlikte, gelirler de artmıştır. Gelirlerin artması, toplumsal yapının değişmesine neden olmuştur. İşbaşına tiranlar geçerek savaş sanayisi­ni geliştirmişler ve yayılmacı bir tutum izlemişlerdir (Thukidides 1976, I/12-13, 23).

Sorunların kaynağını iktisadi yapıdan hareketle temellendirmek, dönem açısından önemli bir aşamadır. Thukidides, toplumların davranış ve mutluluklarını, siyasî, iktisadi ve psikolojik açılardan incelemek gerek­tiğini vurgulamıştır (Macan 1958, 405). Akılcı tutumu nede­niyle, Thukidides, tarihî olaylar karşısında şüpheci davranılması ve öne sürülen her delile inanılmaması gerektiğini belirtmiştir. İnsanların, eski zamanlardaki olayları hakkında söylenenle­re araştırmadan inandıklarını belirtmektedir (Thukidides 1976, I/20, 26).

Bu türden yaygın inanışların konu hakkındaki çalışmaları da yanıltmaması amacıyla bu verilerin doğruluğunu araştırmıştır. Thukidides, olaylarda, yeteneğe ve bireysel tutumlara az yer vererek genel unsurları ön plana çıkaran bir psikolog izlenimi vermektedir. Thukidides, iyi bir yazar olmasa bile, usta ve iyi bir kitle psikoloğudur (Macan 1958, 405- 406).

Tarihî olaylarda psikolojik etkenlerin farkına varmıştır. Özellikle de belgelerde ve tanıklıklarda, psikolojik etkenleri mümkün olduğu kadar aza indirmek gerektiğini düşünmüştür.

Thukidides, tıbbın ve psikolojinin de babası kabul edilen Hippokrates’in ve onun oluşturduğu tıbbi geleneğin etkisinde kalmıştır. Thukidides’deki psikolojik tavır, sadece vebayı ve çevreye etkilerini anlatmada ortaya çıkmamış, ayrıca genel savaş psi­kolojisi de çalışmada önemli yer tutmuştur. Collingwood’a göre, Thukidides’in psikolojik tasvirlere yer vermesinin nedeni, etkileyici bir hikâye anlatmak değil, psikolojik yasalar ortaya koymaktır. Böylelikle bir çok olayı aynı kuralla açıklamış olmaktadır (Collingwood 1986; 29, 30). Bu yaklaşım tarih olaylarını belirleyen unsurun psikoloji olduğu ilkesine götürmektedir.

Thukidides, kaygılarını şöyle dile getirmektedir: İşâret ettiğim belirtilere dayanılarak, olayları nakledi­şim, değerlendirişim yanlış yargılara sevk etmez. Olayları abartan ozanlara güvenilmemelidir. Gerçeğe hizmet etmekten çok, kulaklara hoş gelmesi amacıyla denetlenmesi imkânsız ve inanılmaz olayları nakleden kronikçilere de şüpheyle bakmalıdır. Kendi ver­diği bilgilerin en güvenilir kaynaklardan geldiğini ve eski­liklerine rağmen yeterli bir güvenilirliğe sahip olduklarını belirtmektedir (Thukidides 1976, Il/21, 27).

Tarihî olaylar hakkındaki yanlışlıkların iki kaynaktan -ozan ve kronik yazarları- geldiğini haklı olarak ileri sürmüştür. Ona göre yanıltıcı bilgilerden kurtulmanın yolu sürekli araştırmalar yapmaktır. Belgeler ve veriler hakkındaki düşüncesini de kitabında anlatmıştır. Aktardığı nutukları tam olarak kayıtlardan vermediğini söylemektedir. Konunun genel anlamına bağlı kalarak bu metinleri kullandığını belirtmektedir. Yazdığı bütün konularda sözlü ve yazılı kaynakları düşünerek değerlendirmiştir. Sonuçlara varmak için çok zorluk çektiğini de aktarmaktadır. Eserdeki kaygı, geçmişte ve gelecekte değişmeden kalan şeylerin farkına varılmasını sağlamaktır (Thukidides 1976, I/ 22, 27).

Thukidides’e göre, tarihî olayların ortaya çıkışlarında, ilkin, çeşitli siyasî, iktisadi, askerî ve sosyal gelişmelerin etkisi; ikinci olarak, bireyle­rin kişisel çabaları gelir (Cornford 1965, 66). Thukidides, tarih açıklamalarında, doğaüstü unsurlara ve doğanın kendisine, öngörülemez olduklarından fazla yer verme­miştir. Zamanın bazı aydınlanmacı kişileri gibi, o da dünyanın sistematik açıklanışında kullanılan doğaüstü güçler, kişisel tanrıların ve ruhların isteklerinin belirleyici olduğu düşüncesini red­detmiştir. Evrenin felsefî şema­larını dahî kabul etmemiştir (Cornford 1965, 71-72).

Thukidides’in özgünlüğü, araştırmalarını ve delillerini denetlemede uyguladığı karşılaştırma yönteminde yatar (Thompson 1958, 29). Olayları seçmesinde pozitif kural­lar rol oynamıştır. O, sağlam delilleri olmayan söylentileri cid­diye almamıştır. Birinci derecede önemli belgelere başvurmayı tercih etmiş, olayların arkasındaki düşünceleri, nedenleri ve ilkeleri araştırmak istediğinden, pragmatik bir tarihçi ola­rak dikkatini olaylarda ortaya çıkan amaçlar, sonuçlar ve motifler üzerinde yoğunlaştırmıştır (Thompson 1958, 30). Thukidides, Herodotos gibi sözlü geleneğin yazılı gelenekten üstün olduğu tezini sorgulamamıştır. İki açıdan Herodotos’tan ayrılmıştır: 1- Bildirdiği şey hakkında bir sorumluluk üstlenmeksizin doğrudan bilgi aktarmak onu tatmin etmemiştir. 2- Bilgi kaynakları hakkında çok nadiren bilgi vermiştir (Momigliano 2011, 53)

Atina’nın bunalımlı ortamı, ortamı paylaşan çok sayıda düşünür gibi Thukidides’i de Yunan tarih bilincini geliştirmeye yöneltmiştir. Atina ve Yunan dünyasında yaşanan bunalım, tarihçileri bunalımın tarihî zorunluluklarını keşfetmeye yönlendirmiştir. Thukidides tarihinde bu entelek­tüel kaygıyı görmek mümkündür. Bu kaygı, yalnızca siyasî tarih yazmayı değil, siyasi düşünceyi tarihî bir temele oturtmayı içermektedir (Jaeger 1965, 384). Thukidides’in sergilediği bu tutum, onun tarihçiliği önemli bir uğraş olarak kabul ettiğini göstermektedir.

Yunan tarihçiliğinin özellikleri şöyle sıralanabilir: 1- İşe sorularla başlanmakta ve nesnellik kaygısı güdülmektedir 2- Geç­miş olaylar sorgulanmaktadır. 3­- Akılcılık baskındır. İncelenen sorunlar kanıtlara başvurularak sunulmaktadır. 4- Tarihçiliğin amacı, insanın geçmişte yaptıklarına dayanarak insanın varoluşunu sergilemektir (Collingwood 1986, 18).

Sıralanan bu özellikler tarihçiliğin, efsane temelli açıklamalardan uzaklaştığını, insanı tarihsel bir varlık olarak açıklamaya doğru seyrettiği sonucuna götürmektedir. Düşünce üretiminin somut kaynakları arasına giren tarihçiliğin verileri yetmediğinde düşünürler tarih araştırmaları yapmışlardır. Düşünce üretiminin bir bölümü olarak tarihin nasıl kullanıldığını, Platon’un Yasalar (3. kitap) adlı çalışması ile Aristoteles’in Metafizik (A kitabı) adlı kitabı çok açık bir şekilde göstermektedirler.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı, Ernst von Aster’in Ders Notları

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*