Herodotos (Herodot) Kimdir?

felsefe Nedir

Herodotos (MÖ. 480- 420), ortaya koyduğu Tarih adlı çalışmasıyla, beşinci yüzyılın önemli simalarından biridir. Herodotos, Yunan dünyasının askeri ve siyasi açıdan en çalkantılı dönemlerinden birinde ve klasik Yunan düşüncesinin kurulduğu çağda yaşamıştır.

Herodotos’un tarihi kapsam açısından oldukça geniştir. Kitapta genel konu Pers-Yunan ilişkileri olmakla birlikte, Herodotos, Mısır, Babil, İran, Anadolu, Trakya, İskitler ve Yunanistan gibi bölgeleri gezerek tanımış, çeşitli bölgeleri de yazılı belgelerden faydalanarak,anlatmıştır. Sözü edilen ülkelerin coğrafyalarını, iklimlerini, şehirlerinin yerleşme biçimlerini, dinî inançlarını, geleneklerini, siyasî yapılarını, giyim kuşamlarını, ordu şekilleri­ni, çeşitli konulardaki efsanelerini, konu edinmiştir.

Ayrıca, efsaneler, coğrafya, antropoloji, etnoloji, siyaset bilimi, tarih gibi günümüz bilimlerine bol bol malzeme veren konuları ele almıştır. Bonnard, Herodotos’un merakını ve kitabına aldıklarını şöyle sıralamaktadır: İnançlar, âdetler, büyük yapılar, toprağın cinsi, iklim, çevrede yaşayan hayvanlar, çöllerin genişliği, keşif yolculukları, dünyanın sınırları, kaynakları bilinmeyen büyük ırmaklar, yaşama koşulları, beden yapısı, zevkler (Bonnard 2004/2, 159). Sıralanan bu çeşitlilik, kitabın ne kadar verimli olduğunu gösterdiği gibi, Herodotos’un ilgilendiği alanları da sergilemektedir.

Herodotos, tarih yazmadaki amacını kitabının ilk paragrafında şöyle belirtmiştir: Bu, Halikarnososlu Herodotos’un kamuya sunduğu araştırma­dır. İnsanoğlunun yaptıkları zamanla unutulmasın ve gerek Yunanlıların gerekse barbarların meydana getirdikleri harikulade işler bir gün adsız kalmasın; bir de bunlar birbirleriyle neden dövüşürlerdi diye merakta kalınmasın (Herodotos 2007, I, 5).

Ortaya koyduğu amaç, tarihçiliğin hafıza olarak bilinen ilk yorumu denebilir. Toplumların yapıp etmelerinin kayıtlara geçirilmesi hem şimdiki hem de sonraki nesillerin öğrenmesi için gereklidir. Önemli bir gerekçe de savaşların nedenlerini açıklayacağı haberini vermesidir. Yaşadığı dönemin şartları, savaş nedenleri üzerinde düşünmeye itmektedir. Çok sayıda ve çok geniş alanlar hakkında bilgi veren kitabı hazır­larken Herodotos, olaylara bakış açısını da dile getirmiştir. “Ödevim, bana anlatılan neyse onu vermektir. İnanmaya ge­lince hiçbir şey beni buna zorlayamaz ve bunu bütün anlattık­larım için söylüyorum” (Herodotos 2007, VII/152, 575-576).

Genellikle bu sözünde de durmuştur. Anlatılanla ilgili değişik söylentiler varsa, onları da vermiştir. Karşıt düşünceleri görmezlikten gelmemiştir. Konuyla ilgili yazılı belge­ler elde ettiğinde, belgeye bağlı kalarak değerlendirme yapmıştır. Yabancı gelenek, yasa, bina, sanat eseri gibi çok çeşitli konuda hayranlığını saklamamıştır. Garip ve çirkin bulduklarını ifade ederken beğendiklerini de dile getirmiştir.

Farklı kültürleri ve gelenekleri yadırgamadan anlatması, onların kendilerine göre değerlerinin olduğunu belirtmesi, Herodotos’un önemli bir özelliğidir. Lidya kralı Kroisos’un babası Kambyses’in kutsal alanlar ve yasalar hakkındaki tutumuna bakarak onun deli olduğunu gerekçeleriyle bildirmektedir (Herodotos 2007, III / 38, 230-231). Takip ettiği nesnel yaklaşımını başka örneklerle desteklemiştir. Mısırlılar ile Yunanlıları karşılaştırarak, Mısırlıları üstün görmesi, nesnellik tutumuna bir başka örnektir (Herodotos 2007, II /43, 139-140).

Herodotos, Tanrı Herakles’in Mısırlılardan Yunanlılara geçtiğini kabul etmektedir. Ayrıca, başka kültürlerin Yunanlıları etkilediğini gösterir örnekleri sadece Mısırlılardan vermemiştir. Yunan alfabesinin Feni­kelilerden geldiğini de belirtmiştir. “Bu sözünü ettiğim Fenikeliler, Kadmos’un Gephyralı yol arkadaşları, bu ülkeye yerleştikten sonra Yunanistan’a pek çok bilgi getirmişler ve özellikle yazıyı sokmuşlardır. Ben Yunanlıların bunu daha önce tanıdıklarını sanmıyorum; başlan­gıçta bu bütün Fenike’de kullanılan harflerdi. Zamanla bu işaretlerin okunuşları gibi biçimleri de değişmiştir. O zamanlar bunların çevresindeki ülkelerin çoğunda yaşayanlar İyonialıy­dılar; bunlar Fenike alfabesini almışlar ve biraz değiştirerek kullanmışlardır. ‘Fenike yazısı’ adını korumakta sakınca görmemişlerdir, zaten doğrusu da buydu, çünkü bu harfleri Yunanistan’a Fenikeliler getirmişlerdir” (Herodotos 2007, V/58, 407-408). Olayları nesnel bir tavırla ele alması, onun tarihçiliğe kazandırdığı önemli özellikler arasındadır.

Genel bir yöntem olan karşı­laştırmayı kurup geliştirmiştir; özellikle benzer konular ve kurumlar arası karşılaştırmalar yaparak sonuçlar çıkarmıştır. Bu tavrıyla tarafsız bir tutum izlediğini göstermiştir. Kültürlerin birbirlerini etkilemesinden bir gelişmenin ortaya çıktığının farkında olmuştur. Yunanlılar ile yabancı­ların savaşlarında Atina’nın oynadığı rolü tarihî bir gelişme olarak görmüştür. Gelişen aydınlanmayı imâ etmiştir (Edelstein 1967, 47). İnsanın sürekli değiştiğini; bunda rol oynayan unsurun kader olduğunu belirtmiştir (Herodotos 2007, I/ 32, 20-21).

Karşılaştırmanın yanında, Herodotos, güvenilirliği sağlamak için çok çaba göstermiştir. Bunlardan birisi de, anlattığı konu hakkında değişik düşünceler varsa, onları birlikte vermek olmuştur. Kaynaklarının büyük kısmı sözlü olduğu için bu yola sık başvurmuştur. Anlatılan konu hakkında elinde güvenilir bilgiler olduğu takdirde, o konuda ileri sürülmüş eksik yahut yanlış düşünceleri eleştirerek reddetmekten geri durmamıştır. Buna bir örnek olarak, Herakles’in Mısır’la ilişkisini anlatan Yunan hikâyesidir (Herodotos, II/ 45, 140-141). Yer yer başvurduğu eleştiriyi sadece kendisi yapmamıştır. Başkalarının yaptığı çeşitli eleştirilere de önemli yerler vermiştir. Pers komutanı Mardonios’un, Yunan şehirlerinin sürekli birbirleriyle savaşmaları sonucu bir araya gelmelerinin güç oluşuna ilişkin eleştirisi buna bir örnektir (Herodotos 2007, VII / 9, 513).

Olayları anlatırken kaynakları dikkatle seçmeyi denemiş, imkanları dahilindeki olaylar hakkında yeni veriler bulup kullanmak istemiştir. Kendisine verilen bilgilerin yetersiz­liği durumunda daha fazla bilgi elde etmek için yeni araştırmalar yapmıştır. “Bu konuda başka kimseden bir şey öğrenemedim. Ama daha başka bilgileri, bunların Elephantine’ye kadar olanlarını, Nil boyunca gidebildiğim kadar uzağa giderek, kendi gözlemlerim­le edindim. Ondan ötesini de sorup soruşturarak ve bana anla­tılanlarla öğrendim” (Herodotos 2007, II / 29, 130-131). Gözlem ve veri toplamaktan geri durmadığı, aktardığı bilgilerin güvenilir olması için çaba harcadığı görülmektedir. Herodotos’un tarihe yaklaşımında şu üç unsur öne çıkmaktadır: 1- Sıradan tecrübelerin dışında ortaya çıkan mucizevî ve insanüstü olaylardan şüphe etmiştir. Bu şüphe, kehanetleri ve rüyaları içermemiştir. 2- Aynı olayın farklı versiyonları­nı ve kanıtlarını karşılaştırdığında eleştirel tavrını koru­muş, fakat, Atina geleneğine karşı olan önyargılı eğilimden kurtulamamıştır. 3- Birinci elden ve kaynağından alınmış şifahî bilgileri, yazılı ya da sözlü ikinci el verilerden üstün tutmuştur (Bury 1958, 69-70). Bury’nin bu tespitleri Herodotos’un araştırmalarında uyguladığı yöntemin iç yapısını ortaya koymaktadır.

Herodotos’a göre tarihi oluşturan insan olaylarının arka­sında talihin büyük rolü vardır. Bu görüşü çeşitli yerlerde ileri sürmüştür. ‘İnsan için talih ve talihsizlik vardır’ (Herodotos 2007, I/ 32, 20). ‘Talih insana hükmeder, insan talihe değil’ (Herodotos 2007, VII / 49, 534). Bu ifadeleri destekleyen başka tavırlar da sergilemiştir. Bunlardan biri de sık sık kehanet­lerden söz etmesidir. Kutsal şeylere karşı olan saygısı ve onları ister Yunan isterse yabancı olsun tartışmaksızın kabul etmesi, tarihte kader motifinin önemine ilişkin ipuçlarıdır. Bununla birlikte, Herodotos’a göre tarih, insanı akılcı bir eylemci olarak gösterir. Başka bir anlatışla, tarihçinin görevi, insanların neyi niçin yaptıklarını keşfetmektir. Collingwood’a göre Herodotos, dikkatini yalın olaylara yöneltmemiştir; söz konusu olayları insanların yaşadıkları ve anlattıkları gibi yansıtmaya çalışmıştır (Collingwood 1990, 38). Kehânetlere, efsanelere, rüyâlara geniş yerler verse de, tarih yazıcılığının gelişmesinde esas olmuş ilkelerin önemli bir kısmını Herodotos koymuştur. Herodotos, tarih yönteminin temel taşıyıcılarından olan araştırma, eleştiri, karşılaştır­ma, bilgi kaynağının tespiti ve nesnellik gibi unsurların önemine inanmış ve bunları çalışmasında kullanmıştır.

Borst’a göre Herodotos, yaklaşık 450’lerde Pers savaşların öyküsünü anlatırken Yunan ufkunun ötesine bakarak birbirinden tamamen farklı zaman kavramlarını ve tarih manzaralarını karşılaştırmıştır. Babil ve Mısır’ın eskiçağ bilgilerini Yunanlıların çocuksu merakıyla, Yunan Polislerinin demokratik yasalarıyla Pers İmparatorluğu’nun monarşik yasalarını kıyaslamıştır. Bir yanda yöneticiler her yıl değişirken, öbür yanda bir hanedan, nesiller boyunca iktidarda kalmaktadır. Çok yönlü bir dünya üzerinde yaşayan bütün bu ölümlülerin tek bir ortak noktası vardı: Zamandaşlık. Eylemleri ve tepkileriyle karşı karşıya geldiklerinde tarih oluşmuş ve Herodotos bu olayları göreli eşzamanlılığıyla tarihlendirip kaydetmiştir (Borst 1997, 12-13). Yunanlılar, Herodotos’un yaşadığı dönemde ne kendi geçmişleri, ne de bir dünya zamanı adına benzer bir dönemlendirmeye sahiptiler. Herodotos, yaşadığı dünyayı bir zamansal dizge boyunca gelişir görmemiş, dünyayı birçok yönetici ve hükümdarın adları ve yazgıları içerisinde değerlendirmiştir. İnsanların hayatlarına ilişkin tarihler dışında, zaman ve sayıyı daha geniş bir alana yaymak için gerekli çıkış ve varış noktaları bulamamıştır (Borst 1997, 13). Herodotos, Babillilerin, güneş saati ve gölge çubuğu ile günü on iki saate böldüklerini, Mısırlıların yılın uzunluğunu saptayıp onu on iki aya böldüklerini ve astrolojik bir özenle kişinin doğum tarihini ayıyla, günüyle belirlediklerini biliyordu. Ayrıca, Yunanlılar da, yabancı tarihçilerden daha gevşek bir biçimde olmakla birlikte, zaman ölçülerini kullanmaya başladıkları için, Herodotos, tarihsel olayları kronolojik olarak birbiriyle ilişkilendirebilecek malzemeye sahipti. Olayları belli bir kronolojiye oturtarak anlatmış olsaydı, tarihin sistematiğini ortaya çıkarmış olacaktı. Ancak Yunanlılar, yılların, ayların ve saatlerin ne zaman başlayıp bittiği konusunda genel geçer bir yasa kabul etmemiş olduklarından, Herodotos kendi geleneğine bağlı kalmıştır (Borst 1997, 13-14). Herodotos’un ardıllarına miras bıraktığı bu bakış açısı çok uzun süre devam etmiştir. Devlet adamları ve komutanlar kısa vadeli, kolayca sayılabilen zaman aralıklarında düşünmüşlerdir.

Momingliano’ya göre Herodotos’un bağlı kaldığı iki ilke şunlardır: 1- Herodotos, ona anlatılanları olduğu gibi aktarmaya dikkat etmektedir. Bunun yanında aktardığı bilgilere ve yazdığı şeylere inanmak zorunda hissetmiyor. 2- Bizzat gözleriyle gördükleri olaylarla başkalarından duydukları arasında yaptığı ayrımdır. Mısırlılar hakkında yazarken bu ayrımı yapmaktadır. Bu ilkeler yanında bilgi kaynaklarının güvenilirliği üzerinde durması Heredotos’un eleştiri yönteminin en karakteristik özelliklerinden biridir (Momigliano 2011, 47, 49).

Atinalıların Perslerle barış yapmayacaklarını Isparta elçilerine şöyle anlatılmıştır: En başta ve en önemlisi, tanrılarımızın yerlere serilen ve yakılan tapınakları ve heykelleri; biz bu kabalıkları yapanlarla bağdaşmak (anlaşmak) değil, onlardan her ne pahasına olursa olsun öç almak isteriz. İkincisi, Helen yurdu duygusudur. Kanımızla, dilimizle, aynı tanrılara tapmakta oluşumuzla, kurbanlarımızla, zevk ve töre ortaklığımızla bağlı olduğumuz Yunanistan’a ihanet etmek Atinalılar için iyi olmaz. Yeryüzünde bir Atinalı kaldıkça, Atina Kserkes ile bağdaşmayacaktır (Herodotos 2007, VIII/144). Bu düşünceler Yunanlılık bilincinin yüksekliğine işaret etmektedir (Assmann 2001, 266). Herodotos, komşularıyla birlikte Yunan dünyasının genel bir haritasını çıkarmıştır. Bu haritada öne çıkarılan savaşlar, yaşama tarzları ve toplumlar arası ilişkilerdir. Bu özelliğiyle Herodotos Tarihi, Yunan düşüncesinin derinleşmesinde ve ufkunun genişletmesinde etkili olmuştur.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer Yıldırım

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*