Pareto’nun Siyaset Teorisi

felsefe Nedir

Pareto bir rejimin yerine diğerinin geçtiği radikal siyasal değişme türüyle ilgilenir. Ona göre, bir rejim iktidarda kaldıkça daha fazla daha fazla yıpranacaktır. Seçkinler güçlerini yitirirken yurttaşları daha fazla sömürürler ve sonuç olarak hoşnutsuzluk artar. Bu eğilim sürerken devrimci kadronun kitleleri eşitlik ve diğer yüce idealler adına başarılı bir biçimde ayaklanmaya itmesi sadece bir zaman meselesidir.

Pareto hayatının büyük bir bölümünde devrimcileri kitleleri kolayca kendilerine bağlama arzusunun yönlendirdiğine inanan bir idealistti. Bununla beraber, 20. yüzyıl başlarında, aslında retorik ve bağlılık arasında bir korelasyon olmadığına yeterince ikna olmuş görünmekteydi. O, popülist sloganları kullanan politikacıların, bunu genellikle adaletsizliği düzeltmekten ziyade kendi güçlerini artırmak için yaptıklarını düşünmekteydi. Pareto’ya göre enerjik yeni seçkinler birkaç kuşak içinde gücünü yitiren eski seçkinlerin özelliklerinden çoğunu geliştirirler ve döngü yeniden başlar.

Bu tez Pareto’nun ünlü seçkinlerin dolaşımı teorisidir. Pareto’nun sosyologlar arasındaki şöhreti genellikle bu teorisinden kaynaklanır. Aslında Pareto, seçkinlerin dolaşımı teorisini son çalışması olan Demokrasinin Dönüşümü’nde bir yapısal siyaset analizi altında ele alır ve merkezî gücün yerleşmesi ve yıpranması arasındaki döngüyü inceler. Söz konusu döngü Pareto’ya göre siyasal yapıdaki değişimleri karakterize eder.

Demokrasinin Dönüşümü’nde geliştirilen yapısal teori liderlerin kişiliklerini vurgulayan ham psikolojizmden uzaklaşır ve siyasal organizasyonların zamanla nasıl değiştiklerine odaklanır. Pareto özünde, siyasal kontrolün merkezîleşeceğini, ancak daha sonra merkeziyetçilikten uzaklaşacağını öne sürer. Çünkü her örgütsel stratejinin güçlü ve zayıf yanları vardır. Hükümet, güç kaybı tehlikeli düzeylere ulaştığında iktidarını pekiştirmek için örgütsel stratejilerini değiştirir.

Pareto’nun seçkinlerin dolaşımı teorisinden günümüze kalan şey, onun sosyal kontrol yöntemleri olarak kuvvete başvurma ve keyfi atama konusundaki gözlemleridir. Pareto Seçkinlerin Yükselişi ve Düşüşü’ne bir tespitle başlar: Bazı liderler (aslanlar) güç kullanmayı tercih ederken, diğerleri (tilkiler) seçim yoluyla itaat sağlamakta ustadır. Bununla beraber, Pareto 1920’lerde psikolojizmden uzaklaşarak yapısal bir siyaset analizine kayar. Ona göre, kuvvete başvurmak merkeziyetçi rejimlerin temel sosyal kontrol mekanizmasıdır ve merkeziyetçi olmayan rejimler görevlere keyfi atamalar yapmaya çalışırken patronaja başvururlar*

Pareto’ya göre, sadece kuvvete başvurmak veya keyfi atamalar yapmak tehlikeli sonuçlar doğurur. Rejimler itaati sağlamak için aynı anda hem havuç ve sopa yöntemini kullandıklarında, hem de kuvvete ve atamaya başvurduklarında güçlerini sürdürebilmeleri ihtimali yüksektir. Rejim, muhaliflerini ezmek için kuvvete başvurduğunda bu uygulama güç konumundakilere karşı düşmanlığı harekete geçirir.

Bir rejim gücünü sürdürmek için sadece kuvvete başvurduğunda varlığını uzun süre devam ettiremez. Hiçbir rejim sadece keyfi atama yöntemiyle de iktidarda kalamaz. Yönetimler nüfusun önemli kesimlerini kendi taraflarına çekmek için birçok farklı program tasarlayabilirler -örneğin, asgari ücreti artırabilir, sosyal refah güvenlik ağları, devlet okulları ve halka açık parklar, resmî sözleşmeler ve sübvansiyonlar, koruma tarifeleri, uzmanlık sertifikalarına başvurabilir. Ancak patronaj ve keyfi atama stratejisi yetersiz ve maliyetlidir.

Demokrasinin Dönüşümü aslında -bir hükümet tamamen merkeziyetçi olmayan siyasal bir organizasyona dayandığında ve itaati sağlamak için patronaja başvurduğunda ortaya çıkan- güç erozyonu üzerine bir araştırmadır. Pareto’nun bu kitabı yazma amacı, siyasal merkezîleşme ve merkeziyetçilikten uzaklaşma arasındaki döngüyü, karşı-dengeleyici kuvvetler iktidarın yerleşmesi ve yıpranması sürecini incelemektir.

Otorite, nispeten, bir rejim kendi alanı içindeki anlaşmazlıkları değerlendirecek ve adalet dağıtacak kapasiteye sahip olduğunda pekişir. Bu kapasite çoğu kez merkezîleşme ve merkeziyetçilikten uzaklaşmanın aşırılıkları arasında denge sağlayacak bir konumdaki siyasal organizasyonlarda mevcuttur. Aksine, hükümetler etkili ve bağımsız eylem kapasitesini yitirdiklerinde otorite yıpranır. Merkeziyetçi olmayan sistemlerde, iktidar rejim problemlerini çözme yeteneğini kaybettiğinde yıpranma eğilimindedir. Zira o özel çıkarları karşılamaya çalışır veya ilgisini kendi coğrafi sınırları içinde ortaya çıkan etkinliklere yoğunlaştırır. Aksine, merkezîleşmiş sistemlerde iktidarlar, yöneticiler özel sektördekilerin bağımsız inisiyatiflerini önlediklerinde, görevlilerin otoritelerini kullanmalarını engelleyerek kamu sektörünün çalışmasını zorlaştırdıklarında veya halkın rejime öfke duymasına yol açacak biçimde büyük ölçüde keyfi güç kullandıklarında yıpranırlar.

Esas vurgu, hükümetin gücü ve otoritesinin merkezî ve merkeziyetçi olmayan örgütsel stratejilerde karşı yönde uçlara kayma eğiliminde olduğudur. Bir toplumun tarihi, siyasal gücün tekrar tekrar merkezîleşmesi ve merkeziyetçilikten uzaklaşması sürecini içerir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*