Felsefe hakkında her şey…

Şeyleşme kuramı

12.12.2022
1.827
Şeyleşme kuramı

Lukacs kapitalizmi açıklamak üzere, pek çok kavramsal çerçeveye başvurmuştur ve bunlardan birisi de Şeyleşme’dir. Lukacs için şeyleşme, burjuva toplumunu baştan sona kuşatan evrensel bir ilke, “genel ve yapısal bir temel sorun”dur. Makineden, sınıfsal görüş açısından veya proletaryanın kendini meta olarak satmasından önce, şeyleşme, burjuva toplumunun üzerine çoktan kalın bir perde gibi örtülmüştür (Demircioğlu, 2005: 54).

Lukacs için kapitalizm toplumsal bütünlüğü parçalara ayırma ve insanlar arası ilişkileri şeyler arası ilişkilermiş gibi gösterme yoluyla insanın yabancılaşmasına yol açarken, Marksizm bu kapitalist şeyleşmenin yarattığı örtüyü ortadan kaldırır. Marksizmi burjuva bilim ve düşüncesinden ayıran nitelik, ekonomik gerekçelerin tarihin açıklanmasında oynadığı öncelikli rol değil; ‘bütün’ anlayışı denen görüş açısıdır (Demircioğlu, 2005: 56).

Lukacs, şeyleşme kavramını insani iliskilerin, insanın denetiminden çıkması durumunu tanımlamak için kullanmıştır. Şeyleşme kavramını, bu sürecin kapitalist toplumlarda ortaya çıktığını söyleyerek yabancılaşmayla bağlantılı bir biçimde kullanan Lukács, bununla insani olan her şeyin, insani değerini yitirerek, maddeleşmesini anlatmak istemiştir (Cevizci 2010: 1472).

Toplumsal ilişkilerin şeyleşmesi Marx’ın meta- fetişizmi dediği şeyin sonucudur; emek ürünlerinin piyasada değiş tokuş edilmesi insanlar arasındaki toplumsal ilişkilerin şeyler arasındaki görünüşte doğal olan ilişkilere dönüşmesine neden olur. İş bölümü ve işçinin sermaye sahibine boyun eğmesi yaşamın her alanında kendini yaratır; toplum tutarsız parçalar olarak görülür (Callinicos, 2004; 309). Proletarya da diğer herkes gibi toplumu parçalı ve şeyleşmiş olarak görür. Burada işçi sınıfını ayıran özellik, onun kendi durumunu anlamak için gerçekleştireceği her uğraşın onu bütünü anlamaya itmesidir.

Lukács, kapitalist dünyanın sistematik olarak böyle bir tavrı teşvik ettiğini ifade etmektedir. Ayrıca böyle bir şeyleşmenin en derin toplumsal ilişkilere kadar işlediğini belirten Lukács, kapitalist bir dünyayı bütün toplumsal ilişkilerin, şeyleşmiş ilişkilerle yer değiştirdiği bir dünya olarak betimler (Lukács 2006: 181; Alver, 2011: 14).

Lukács, şeyleşme sürecinin (1) nesnel ve (2) öznel iki boyutu olduğuna işaret etmektedir. Kapitalizm’in yol açtığı şeyleşme, nesnel ve öznel olan iki farklı alandan oluşan bir şeyleşme biçimidir. Metaların dünyası ve metaların pazardaki hareketleri şeyleşmenin nesnel boyutudur. Yani; Kapitalist pazarın yasaları bu sürecin nesnel yönünü oluşturur.

Bu sürece, insanın kendi emeğine yabancılaşmasının eklenmesiyle, şeyleşmenin öznel boyutu ortaya çıkmış olur. Emek bu süreçte salt bir nicelik konusu haline gelir, insan emeği rasyonelleştirilmişti, insan da bu sürecin bir parçası olarak metalaştığında şeyleşmenin öznel boyutunu oluşturur. Yani; öznel olarak bir insanın etkinliği kendisine yabancılaşmakta, toplumun doğal yasalarının insancıl olmayan nesnelliğine tabi bir metaya dönüşmektedir (Alver, 2011; Bottomore, 2001: 562).

Şeyleşme kuramında Lukacs, insan duyarlılığının tamamen soyutlanarak bir piyasa değerine dönüşmesini ele alır. Lukacs şeyleşme kavramının kökenini Marx’ın meta fetişizmi kavramına dayandırır. Lukacs, şeyleşmeyi; kapitalist toplumda sosyal eylemin toplumsal değerler ve normlar değil değişim değeri tarafından belirlenmesiyle insanlar arası ilişkilerin ve öznelliğin şeyler dünyasına benzemesi olarak kavramlaştırmıştır.

Şeyleşme tüm sınıf­ların içinde yaşadığı bir olgu olmasına rağmen, işçi sınıfı toplumsallığı bütünlük içerisinde görebilen ve analiz edebilen yegane sınıf olduğu için şeyleşmeden kurtulabilecek tek sınıf­tır. “Şeyleşme” kapitalist sınıfın dayattığı bir süreç iken, “şeyleşme” nin aşılmasına yönelik bir bakış açısına sahip olan tek toplumsal sınıfın proletarya olduğunu belirtilmektedir. Lukacs’a göre, bunun en önemli nedeni proletaryanın toplumsal ilişkiler içindeki konumuydu. İşçi sınıfı, kapitalist üretim sürecinin ortaya çıkardığı meta zincirinin tek bilinçli halkasıydı ve bu konumundan dolayı “şeyleşme” nin bilincine varabilecek tek toplumsal sınıftı (Bekmen, 2008: 221). Buna göre, işçi sınıfının içinde bulunduğu toplumsal koşullar, kapitalizmin dayattığı şeyleşme sürecini sona erdirmesi için işçi sınıfına bir farkındalık ve rol biçiyordu. Lukacs’a göre, içinde bulunduğu toplumsal pozisyon nedeniyle şeyleşmeyi sona erdirebilecek yegane sınıf işçi sınıfı olacaktır.

Şeyleşme; İnsani üretimlerin kendi tarihselliği ve toplumsallığı yani bütünselliği içinde değil, tüm toplumsal süreçleri “şeyler” arasında süregiden bir ilişkiler bütünü olarak algılamaktır (Bekmen, 2008).

Bu yönüyle şeyleşme, insanların insani bir biçimde değil nesne- dünyasının yasalarına göre davranan nesne- benzeri varlıklara dönüşmesidir. Bu yönüyle şeyleşme modern kapitalist toplumun karakteristiği olan ‘yabancılaşma’nın özel bir durumudur.

Lukacs, kapitalist toplumsal yapı içerisinde egemenlik altına alınan, “şeyleşmeyle dolup taşan” sınıfın, yani isçi sınıfının, ancak tarihsel bir sınıf bilinciyle kendisini ve içinde ayakta kaldığı burjuva toplumunu özgürleştirebileceğini ileri sürer (Bewes, 2008: 29).

Çünkü, isçi sınıfı, bizatihi, nesneleşmenin dolaysız etkisi altındadır. Bundan dolayı o diğer sınıf­lara oranla içinde bulunduğu koşulları kendi bütünlüğü içinde daha iyi kavrayabilir. Lukacs, bunun nasıl gerçekleştirileceğini tam olarak açıklamaz, ancak bir noktanın altını önemle çizer: Tarihsel sınıf bilinci. İsçi sınıfının tarihsel bir sınıf bilinciyle bölünmüş gerçekliğin bilgisine ulaşabileceğini ve tarihin akışını değiştirebileceğini ileri sürer (Lukacs, 2006).

Lukacs’a göre, Marksist kapitalizm analizi artık sadece ekonomi temeline yönelik bir çalışma olarak kalmamalı toplumsal ilişkileri merkez almalıdır. Lukacs, kapitalizm koşulları altında hayatı şeyleşme anlayışı üzerinden tarif eder ve insanlar arası etkileşimleri şeyler arasındaki ilişkiler olarak kavrar. Marx’ın yabancılaşmayla ilgili tarifini kullanarak şeyleşmeyi şu şekilde izah eder:

“İnsanın kendi faaliyetinin, emeğinin, kendisinden bağımsız ve nesnel, giderek, insana yabancı bir özerklik yüzünden onu kontrol altına alan bir şeye dönüşmesidir. Öznel açıdan bir insanın faaliyeti kendisinden yabancılaşır ve bir mala dönüşür” (Poster, 1975).

Lukacs, Marx’ın meta fetişizmi eleştirisini kullanır ve şeyleşme teorisi için bir başlangıç noktası yapar. Lukacs şeyleşmenin mantığını Marx’ın meta fetişizmi öğretisinden alır ancak kendisinin çok daha kapsamlı bir anlam yüklediği bir kavram haline getirir. Marx’ın iktisadi analizlerini Max Weber’in rasyonalizasyon kuramı ile birleştien Lukacs, Tarih ve Sınıf Bilinci’nde meta biçiminin kapitalist toplumlarda, toplumsal yaşamın her alanına nüfuz ettiğini ve insan yaşantısının insanlıktan uzaklaştırılması, sayısallaştırılması ve kapsamlı makinalaştırılması şekline büründüğünü öne sürmektedir. Metalar dünyası, insanı büyük bir hızla bu şeyleşmiş ürünlerde kendi yaratıcı pratiğini tanıma gücünden yoksun, atıl ve seyre dalmış bir varlığa dönüştürür. Ne zaman işçi sınıfı bu yabancılaştırılmış ve şeyleşmiş dünyayı kendisine engel kabul eder ve bunu değiştirmeyi isterse, devrimci pratiğe yönelir (Eagleton, 1996: 144).

Lukacs’a göre şeyleşme yalnızca kapitalist ekonominin temel özelliklerinden birisi olarak değil, aynı zamanda kapitalist toplumun her bakımdan temel yapısal sorunu olarak rol oynar. Lukacs, Hegel’den yola çıkarak, proletaryanın kapitalizmin şeyleştiriciliğine (meta fetişizmi) karşı verdiği çabanın, yani kendi durumunu anlamak için verdiği çabanın, onu, bütünü anlamaya iteceği yönündeki düşüncesini geliştirmiştir. Böyle bir bakış açısında proletarya, “şeyleşmis yapıları nihai olarak görme ve dönüştürme yeteneği olan bir sınıf olarak görülmektedir.” (Callinicos, 2004: 311-313).

İşçi sınıfı, Lukacs’a göre, kapitalizm içindeki kendi işlevinin farkına varabilirse ve kendimenfaatleriyle toplumun menfaatleri arasında bir bütünlük sağlayabilirse, tarihsel özne haline gelebilecektir. Buna göre, kapitalizm içinde nesnel olarak kapitalizmin işleyişini bir bütünsellik içinde algılayabilecek tek sınıf işçi sınıfı olmaktadır. Lukacs, bu özellikleri sahip olması nedeniyle işçi sınıfının kendisine dayatılan yabancılaşmayı bütünsellik içinde algılayabilecek ve değiştirebilecek devrimci bir bilince sahip olabileceğini iddia etmektedir. Ancak, kapitalizm içindeki şeyleşme ve yabancılaşmayı ortadan kaldırmanın ve işçilerin devrimci hareketinin başarıya ulaşmasının tek bir eylemle değil, süreç içinde ve zamanla gerçekleşeceğini öne sürmektedir.

Bu noktada Lukacs, işçilerin; kapitalizmin şeyleşme dünyasının içinde yaşamasına rağmen, kendisine dayatılan yabancılaşma biçimlerini değiştirebileceğini öngördüğü için onları tarihin “ayrıcalıklı” özneleri olduğunu düşünmektedir. Lukacs çalışmalarının üretim, üretim tarzı ve üretim ilişkileri gibi Marksizmin maddi kavramlarını silikleştirdiği, romantik ve idealist bir yaklaşıma sahip olduğu noktasında eleştirilmektedir (Çulhaoğlu, 1997: 220).

Kaynak: KLASİK SOSYOLOJİ TARİHİ, s. 191-194, T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2685 AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1651

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...