Serbest Pazar Nedir, Ne Demektir?

İş bölümü verimliliği arttırdığı ve (belirli bir zanaatı öğrenmeyi zorunlu kılmadığından) herkesin bir tür iş yapabilmesini mümkün kıldığı için Smith bunun, iyi organize edilmiş bir toplumda evrensel refah sağlayabileceğini savunur.

Aslında pazarın kusursuz özgür şartlarında -herkesin, hukuk yasalarıyla ters düşmediği müddetçe kendi çıkarlarını kendi yöntemleriyle sağlamasını serbest bırakan- kusursuz bir eşitlik durumuna yol açabileceğini söyler. Ve Smith buradaki eşitlik terimiyle fırsat eşitliğini değil şartlar eşitliğini kast etmektedir. Diğer bir deyişle, onun amacı rekabetçilikle bölünmüş değil, karşılıklı çıkarlar temelindeki pazarlıkla bir araya gelmiş toplumun yaratılmasıdır. Bu nedenle Smith’in anlatmaya çalıştığı insanların sadece hak ettikleri için özgür olmaları değildir. Onun görüşü, toplumun bir bütün olarak, kendi çıkarlarının peşinden giden bireylerden yarar sağlamasıdır.

Pazarın “görünmez eli” arz ve talep yasalarıyla, malların miktarını düzenler ve onları herhangi bir hükümetin yapabileceğinden çok daha elverişli şekilde fiyatlandırır. Smith’in görüşü basitçe bir anlatımla, bireysel çıkar peşinde olmak eşitlikçi bir toplumla çelişmediğinden onu sağlamanın en garantili yoludur. Böyle bir toplumda devlet kendini sadece, savunma, ceza yargılaması ve eğitim gibi gerekli birkaç işlevi yerine getirmekle sınırlayabilir ve buna bağlı olarak vergiler ve harçlar da düşürülebilir. Ve pazarlık ulusal sınırlar içinde gelişebileceği gibi onların dışına da taşıp -Smith’in çağında dünyaya yeni yeni yayılan bir fenomen olan- uluslararası ticareti mümkün kılabilir.

Smith serbest piyasa mefhumuyla ilgili, özellikle de giderek yaygınlaşan çalışma saatleri üzerindeki pazarlıklar konusunda birtakım problemler olduğunu fark etmiştir. Ayrıca iş bölümünün devasa ekonomik çıkarlar sağlamasının yanında sürekli aynı işi yapmanın işçiler için çok sıkıcı olduğunu da bilmektedir ve bu nedenle devletin üretim hattının kullanım kapsamına kısıtlama getirmesini önermiştir. Tüm bunlara rağmen “Ulusların Zenginliği” ilk yayımlandığında savunduğu serbest ve düzenlenmemiş ticaret doktrini, sadece ticari, tarımsal ayrıcalık ve tekellerin oluşturduğu kurulu düzene karşı çıktığı için değil, aynı zamanda bir ulusun refahının altın rezervlerine değil emek gücüne dayandığı tezi nedeniyle de bir devrim olarak görülmüştür ve bu da o dönemde Avrupa’daki ekonomik düşünceye tamamen karşı bir görüştür.

Smith’ in bir devrimci olarak ünü 1789’daki Fransız Devriminin ardından ortaya çıkan toplumun yapısı hakkındaki uzun süren tartışma sırasında iyice güçlenmiş, Victoria dönemi tarihçisi H.T. Buckle’ın “Ulusların Zenginliği”ni “muhtemelen bugüne kadar yazılmış en önemli kitap” olarak nitelendirmesine neden olmuştur.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*