Orta Çağ (MS 2. Yüzyıl – MS 15. Yüzyıl Felsefesinde) Felsefesinde İnanç – Akıl ilişkisi

Orta Çağ Felsefesinde İnanç - Akıl İlişkisi
Orta Çağ Felsefesinde İnanç - Akıl İlişkisi

Orta Çağ (MS 2. – MS 15. yüzyıl) felsefesinde Tanrı tarafından verildiği düşünülen her türlü dini bilginin onaylanmasında inanç, bilindiği iddia edilen her şeyin mantıksal temellendirmeyle ispat edilmesinde ise akıl ön plana çıkmıştır. Bu açıdan inanç din alanında, akıl ise felsefe alanında kendine yer bulmuştur. İnanç ve akıl arasındaki ilişki, vahiy ve akıl bilgisi temelinde felsefe ile din arası ilişki olarak da yorumlamak mümkün olmuştur.

Hristiyan Felsefesinde İnanç – Akıl İlişkisi

Hristiyan felsefesi düşünürleri için inanç-akıl ilişkisine getirilen açıklamalar dönem boyunca farklılıklar göstermiş ancak genel olarak inanç-akıl ilişkisi daha çok inanç merkezinde yorumlanmıştır.

Tertullian

Patristik Dönem’in başlarında Tertullian, “Akıl almaz (saçma) olduğu için inanıyorum.” (Bkz: İnanıyorum; çünkü saçma) yargısında bulunarak aklın bir sınırı olduğunu ve onunla bazı şeylerin anlaşılamayacağını belirtmiştir. Ona göre inanmak için akla gerek yoktur çünkü inanılan şey akıl için saçmadır. Hz. İsa’nın tekrar dirildiği bilgisi akılla kavranılamaz sadece inanç ile kabul edilir.

Clemens

“Anlamak için inanıyorum.” yargısıyla Tertullian’u eleştiren Clemens, inanılan şeyin akıl tarafından onaylanması gerektiği üzerinde durarak inanç ile aklı uzlaştırmaya çalışmıştır. Daha sonra Agustinus ve Anselmus’un da bu görüşe katılmasıyla Hristiyan felsefesinde insanın inancı kavraması akla bağlanmıştır. Hakikatin bilinmesi için önce inanmak, sonra onu akılla kavramak gereklidir. İnsan mutlu olmak istiyorsa Tanrı’ya inanmalı ve onun emirlerini akılla anlamalıdır. Dönemin sonuna doğru bu görüş eleştirilmiş, akıl ve inanç birbirinden farklı alanlar olarak görülmüştür.

Thomas Aquinas

“İnanayım diye biliyorum.” yargısıyla Aquinalı Thomas, inanç ve aklın aralarında ahenk (uyum) olmasına rağmen birbirinden farklı iki alan olduğunu belirtir. Ona göre inanç teoloji, akıl da felsefe alanına aittir. Akılla inanç alanına ait bazı bilgilerin bilineceğini vurgular.

(https://www.felsefe.gen.tr/hristiyan-felsefesinde-inanc-akil-iliskisi/)

İslam Felsefesinde İnanç – Akıl İlişkisi

İslam felsefesinde inancın bilgisi, aklın bilgisiyle çelişkiye düşmez. İnançla akıl ilişkisinin tartışılmasında İslam kelamcıları ile filozofları arasında büyük farklılık görülmez. İslam kelamcıları genel olarak Kur’an-ı Kerim’i delil göstererek hakikatin akıl ile bilineceğini ancak aklın naklî (vahiy, ayet ve hâdis bilgisi) bilginin önüne geçemeyeceğini belirtmiştir.

Mâtürîdiyye

Mâtürîdiyye kelamcılarına göre “Naklî bilgi aklın bilgisinden önce gelir.” çünkü aklın bir sınırı vardır ve sadece onun ölçü olarak alınması hataya yol açar. Akıl doğru kullanılırsa insan hakikate ulaşır. Aklın doğru kullanılması dine yönelik oluşan hurafelerin kaldırılmasında da gereklidir.

Gazali

İmam Gazâlî, “Maddi şeylerin bilgisi göz ve kulak gibi duyu organlarıyla tahsil edilir. Manevi şeylerin bilgisi ise kalbin algılamasıyla hasıl olur.” sözüyle insanın akıl ile hakikatin kesin bilgisine ulaşamayacağını belirtir. Ona göre akla ancak inancın (vahiy) bilgisinin bilinip onaylanması açısından başvurulabilir. Gazâlî vahiy bilgisini güneşe, akli bilgiyi ise göze benzetir. Güneş olmadan gözün göremeyeceğini, göz olmadan da ışığın yeterli şekilde idrak edilemeyeceğini ifade eder. Gazâlî, inanca dayalı bilginin kesinliğini insanın sezgisel olarak kalbi ile bilebileceğini belirtir. İnsanın manevi yönden bu bilgileri algılayabileceğini ileri sürer.

İbn Rüşd

İbn Rüşd, “Felsefe, dinin getirmiş olduğu her şeyi inceler. Eğer araştırdığı şeyi algılayabiliyorsa iki algı (ikisinin algısı) eşittir.” sözüyle Gazâlî’yi eleştirir ve inançsal olanın akılsal olduğunu savunur. Yaradan, açık olarak var olan her şeyi akıl yoluyla değerlendirmeye insanları davet etmektedir. Dolayısıyla felsefenin dinle çatışmadığı aksine uzlaşı içinde olduğu görüşündedir. Akılla bilgiyi ortaya koyan birinin kişisel durumlarına bakılmaması, önemli olanın bilginin akılsal olup olmadığının ortaya konması gerektiğini belirtir.

(https://www.felsefe.gen.tr/islam-felsefesinde-inanc-akil-iliskisi/)

Hazırlayan: Sosyolog Ömer Yıldırım

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*