Öğrenmeyi Etkileyen Faktörler Nelerdir?

Bireyin öğrenme sürecinde birçok faktör etkili olmakta ve bireyin öğrenme süreci birçok faktörün etkileşime girdiği çok boyutlu bir yapı oluşturmaktadır.

Bu faktörleri kendi aralarında beş grupta incelemek mümkündür. Bunlar:

  • Öğrenen İle İlgili Faktörler,
  • Öğrenme Yöntemi ile İlgili Faktörler,
  • Öğrenme Malzemesi ile İlgili Faktörler,
  • Öğrenme Ortamı ile İlgili Faktörlerdir.

Bireyin öğrenme süreci ile ilgili bu faktörler aşağıda daha detaylı ve örneklerle açıklanmaktadır.

Öğrenen İle İlgili Faktörler

Türe Özgü Hazır Oluş

Herhangi bir organizmanın kendisine kazandırılmak istenilen davranışı öğrenebilmek veya herhangi bir davranış gösterebilmek için gerekli olan biyolojik potansiyele sahip olması gerekmektedir. İşte, herhangi bir davranışı gösterebilmek veya kendisine kazandırılmak istenilen davranışı öğrenebilmek için gerekli olan bu biyolojik donanıma “türe özgü hazır oluş” adı verilmektedir.

Ne kadar uğraşırsak uğraşalım kedi veya köpeklere konuşmayı, kalem tutmayı veya yazı yazmayı öğretemeyiz.

İnsana suyun altında solunum yapmayı, nefes alıp verebilmeyi öğretemeyiz.

Albert Einstein’ın ifade ettiği gibi: “Aslında herkes dâhidir. Ama siz kalkıp bir balığı, ağaca tırmanma yeteneğine göre yargılarsanız, tüm hayatını aptal olduğuna inanarak geçirir.”

Olgunlaşma

Olgunlaşma; vücut organlarının kendilerinden beklenen işlevi yerine getirebilecek düzeye gelmesi için, öğrenme yaşantılarından bağımsız olarak, kalıtımın etkisiyle geçirdiği biyolojik değişimler olarak ifade edilmektedir. Bir diğer ifade ile olgunlaşma, bireyin herhangi bir öğrenme yaşantısı geçirmeden, fizyolojik olarak bir organının kendisinden beklenen görevi yapabilir duruma gelmesidir.

Olgunlaşma ile ilgili dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta şudur, birey gerekli olgunlaşma düzeyine ulaşmadan öğrenme sürecine dâhil olsa da gerekli davranışları kazanma ve öğrenebilme konusunda başarıya ulaşması güçleşmektedir. Bu nedenle olgunlaşma süreci öğrenmeye bir temel koşul oluşturmaktadır ve bu temel koşul oluşmadan öğrenme gerçekleşmez.

Bir çocuğun kalem tutabilmesi ve yazı yazabilmeyi öğrenebilmesi için küçük el kaslarını belirli bir gelişim düzeyine ulaşması gerekmektedir.

Yürüyebilme ve koşabilme davranışının öğrenilebilmesi için gerekli olan büyük ve küçük kaslarının belirli bir düzeyde gelişmesi gerekmektedir.

Bireyin kelime öğrenebilmesi için gerekli zihinsel olgunlaşmayı (akılda tutabilme, hafıza gelişim vb. gibi) sağlaması gerekmektedir.

Genel Heyecansal Durum

Bireyin içinde bulunduğu genel heyecansal durum, bireyin genel uyarılmışlık hâlini ve kaygı düzeyini içermektedir.

Genel uyarılmışlık hâli, bireyin içsel ve dışsal uyarıları almaya ve algılamaya açık ve hazır olduğu durumu ifade etmektedir. Genel uyarılmışlık hâli, bireyin maruz kalacağı içsel ve dışsal uyaranları algılayabilme potansiyelini belirlemektedir. Bireyin maruz kalacağı bu uyaranları algılama potansiyeli; onun öğrenme yaşantısında maruz kalacağı uyaranları algılayıp algılayamamasını, algıladığı bu uyaranlar ile öğrenme yaşantılarını oluşturup oluşturamaması açışından öğrenme sürecinde önem taşımaktadır. Bu bağlamda genel uyarılmışlık düzeyinin çok yüksek ve çok düşük olduğu durumlar bireyin öğrenme yaşantısı oluşturmasını ve öğrenmenin gerçekleşmesini olumsuz etkilemektedir.

Uyku hâli, çeşitli biyolojik veya duygusal şok hâlleri, aşırı yorgunluk bireyin genel uyarılmışlık hâlinin düşük olduğu; aşırı kaygı, heyecan, aşırı panik durumları ise bireyin genel uyarılmışlık hâlinin çok yüksek olduğu ve bireyin öğrenme yaşantısı oluşturmasını ve zorlaştıran durumlardır.

Kaygı; bireyin korku verici, tehdit edici veya bilinmeyen bir durum karşısında vermiş olduğu duygusal, bedensel ve psikolojik tepkileri ve bu durumlar karşısında içinde bulunmuş olduğu durumu ifade etmektedir ve bireyin kaygı durumu ile geçireceği öğrenme yaşantıları arasında önemli bir ilişki vardır. Bireyin içinde bulunduğu kaygı durumu ile geçireceği öğrenme yaşantıları arasında hem olumlu hem de olumsuz bir ilişki vardır ve bireyin doğru ve başarılı bir öğrenme yaşantısı geçirilebilmesi için orta düzeyde bir kaygı durumunun bireyde var olması gerekmektedir.

Öğrenme ve kaygı arasındaki ilişki aşağıdaki grafikte görülebilir.

Öğrenmeyi Etkileyen Faktörler Nelerdir? 1

Yukarıda verilen şekil 6.4. detaylı olarak incelendiğinde, öğrenme düzeyinin en yüksek olduğu durumun orta düzey kaygı durumu olduğu görülecektir. Bununla beraber bireyde kaygının yüksek olmasının veya düşük olmasının da bireyin öğrenme sürecini olumsuz etkilediği görülmektedir. Çünkü kaygısı çok düşük olan birey için öğrenme süreci bir anlam ifade etmezken kaygının aşırı yüksek olma durumu da başarılı öğrenme yaşantıları oluşturmasını engellemektedir.

Güdü ve Güdülenme

Güdü kavramı;en genel ifade ile organizmayı belirli bir nesneye veya duruma ulaşma yönünde eyleme sürükleyen itici güç, ruhsal veya fiziksel etkinliği başlatan, sürdüren ve yönlendiren süreç olarak tanımlanabilir. Diğer bir ifade ile güdü davranışların altında yatan, bireyi davranışta bulunmaya iten nedenlerdir.

Başkalarına karşı duyduğumuz “rekabet” duygusu bizi onlarla yarışabilmek adına çalışabilmeye yönlendirir.

Bireyin sahip olduğu merak duygusu ise bireyi merak ettiği şeyler konusunda çaba sarf etmeye, araştırma yapmaya ve öğrenmeye yönlendirir.

Yukarıdaki örneklerde rekabet duygusu, dondurmacı, merak duygusu birer güdü işlevi görmekte ve bireyi davranışta bulunmaya yönlendirmektedir. Bununla beraber güdüleri iki kategoride incelemek mümkündür:

  • Birincil, fizyolojik, organik güdüler; açlık, susuzluk, cinsellik, uyku vb.
  • İkincil, sosyal, psikolojik güdüler; rekabet, başarma, ilgi, yakınlık, sevgi vb.

Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta da şudur; bireyin sahip olduğu birincil, fizyolojik, organik güdüler “dürtü” olarak da adlandırılmaktadır. Yani dürtü kavramı güdüden farklı veya ayrı bir terim değil; bireyin sahip olduğu birincil, fizyolojik, organik güdülerin diğer adıdır ve dürtüler de güdülerin kapsamında değerlendirilmektedir.

Güdülenme kavramı ise; bireyin güdülerinin de etkisiyle davranışta bulunma, harekete geçme ve güdülerinden kaynaklı olan ihtiyaçlarını giderme durumunu ifade etmektedir. Örneğin, öğrenci “yer çekimini” merak etmektedir. Bu merak öğrencide “güdü” işlevi görerek onu yer çekimi konusunda araştırmalar yapmaya ve yer çekimi konusunu öğrenme yönünde çaba sarf etmeye yönlendirmektedir. “Merak” güdüsünün etkisiyle öğrenme çabasında bulunan birey daha sonra “ yer çekimi” konusunu öğrenmekte ve bu merak ihtiyacını gidermektedir. Bu süreç “güdülenme”yi örneklendirmektedir. Daha sonra ise tekrar bir güdü nedeniyle birey harekete geçtiğinde güdülenme süreci tekrarlanmaktadır. Güdülerin etkisiyle güdülenme süreçlerinin tekrarlanarak devam etmesine ise “güdülenme döngüsü” adı verilmektedir.

Güdülenme, bireyi bir konuda harekete geçirme özelliği nedeniyle de öğrenme sürecinde önemli rol oynamakta ve bireyin öğrenme davranışına temel oluşturmaktadır. Bununla beraber bireyin güdülenme süreci, öğrenme ortamında uyarılma, dikkat, kaygı, öğretim sürecinde yapılan faaliyet ve çalışımalar, konu, dersin işleniş biçimi, ders sürecindeki soru-cevap, dönüt ve pekiştirmeler gibi birçok değişkenden etkilenmektedir.

Hazırbulunuşluk

Öğrenme sürecinde etkili olan öğrenen birey ile ilgili önemli faktörlerden bir tanesi de hazırbulunuşluktur. Hazırbulunuşluk; bireyin doğru, etkili ve kalıcı öğrenmeler gerçekleştirebilmesi için gerekli olan fizyolojik, bilişsel ve duygusal özellikleri içermektedir. Ayrıca hazırbulunuşluk kavramı sadece gerekli olan özellikleri değil, bireyin hâlihazırdaki mevcut potansiyel durumunu ve yeterliliklerini de içermektedir. Hazırbulunuşluk, bireyin eğitim pazarına kendisi ile beraber getirdiklerini de kapsamaktadır. Diğer bir ifade ile hazırbulunuşluk; bireyin eğitim öğretim sürecine dâhil olurken kendisinde var olan potansiyel, beceri, yeterlilik ve gelişmeler gibi bireye ilişkin özelliklerdir. Bu bağlamda bireyin olgunlaşma düzeyi, büyüme düzeyi, ilgileri, yetenekler, değerleri, güdüleri, güdülenme düzeyi, önceki öğrenmeleri gibi birçok faktör bireyin kendi potansiyelinde var olan ve hazırbulunuşluğunu oluşturan faktörlere örnek olarak verilebilir.

24 yaşındaki Hasan’ın kayak yapabilmeyi öğrenebilmesi için kas ve kemik sistemi, boy, fiziksel güç bakımından belli donanıma sahip ve kayak yapabilmeyi öğrenebilme konusunda isteğinin olması,

Ayrıca Hasan’ın kayak ile ilgi önceki deneyimleri, öğrenmeleri veya kayak yapabilme konusundaki mevcut beceri düzeyi Hasan’ın bu konudaki hazırbulunuşluğuna örnektir.

Geçmiş Yaşantılar – Önceki Öğrenmeler

Bireyin öğrenme sürecinde etkili olan bir faktör de bireyin geçirmiş olduğu geçmiş yaşantılar ve bireyin daha önceki öğrenmeleridir. Bireyin daha önceki yaşantıları ve öğrenmeleri onun öğrenme sürecinde kolaylaştırıcı etki yapabileceği gibi bireyin daha sonraki öğrenme sürecini olumsuz da etkileyebilmektedir.

Örneğin; bireyin “öğrenme” konusundaki daha önce edinmiş olduğu öğrenmeler, bireyin daha sonraki bu konu ile ilgili öğrenme yaşantılarına temel oluşturabilir ve bireylerin öğrenme süreçlerini kolaylaştırıcı etkiler yapabilir.

Veya bireylerin daha önce geçirmiş olduğu başarısız ya da kendisini olumsuz etkileyen öğrenme yaşantıları ise bireyin sonraki öğrenme yaşantılarına da olumsuz etki yapabilir ve bireyi öğrenme yaşantısı oluşturma sürecinde tekrar etkinlikte bulunmasını engelleyebilir.

Yukarıda belirtilen geçmiş yaşantıların veya önceki öğrenmelerin sonraki bilgi, beceri ve davranışların kazanılmasını, öğrenme yaşantılarını etkilemesi öğrenme sürecinde “transfer veya aktarım” olarak adlandırılmaktadır. Transfer veya aktarımı eğitim ve öğrenme sürecinin önemli bir değişkeni ve hedefidir. Çünkü eğitim ve öğrenme süreci sonunda bireyin önceki öğrenmelerini sonrakilere aktarması, önceki ön öğrenmeleri ile sonraki ön öğrenmelerine temel oluşturması ve böylece öğrenmenin kalıcılığının sağlanması beklenmektedir.

Bireyin öğrenme süreci incelendiğinde bireylerin öğrenmelerinde iki tür transferin oluştuğu görülür.

Eğer geçmiş yaşantılar veya önceki öğrenmeler sonraki bilgi, beceri ve davranışların kazanılmasını, öğrenme yaşantılarını kolaylaştırıyorsa bu durum “olumlu aktarım” veya “pozitif transfer” olarak adlandırılır.

Manuel vitesli araba kullanmayı bilen Mete’nin otomatik vitesli arabayı daha kolay kullanabilmesi,

Daha önceki Milli Eğitim’de matematik öğretmeni olan Yavuz’un üniversite de öğretim görevlisi olduğunda, daha önce hiç öğretmenlik tecrübesi olmayan Murat’a göre daha kolay ve etkili ders anlatabilmesi gibi…

Ancak geçmiş yaşantılar veya önceki öğrenmeler sonraki bilgi, beceri ve davranışların kazanılmasını, öğrenme yaşantılarını engelliyor ve zorlaştırıyorsa bu durum “olumsuz aktarım” veya “negatif transfer” olarak adlandırılır.

Tuşlu cep telefonu kullanmaya alışan Gül’ün yeni aldığı dokunmatik telefonu kullanmakta zorlanması,

Uzun yıllar otomatik vites araba kullanan Yücel’in yeni aldığı manuel vitesli arabayı kullanırken zorlanması,

İlk önce daktilo ile yazı yazmayı öğrenen Ömer ’in bilgisayarda Q klavye ile yazı yazmakta zorlanması,

Anadili Arapça olan Abdullah’ın Türkçenin yazı yazma biçimi ters yönde diye Türkçe yazı yazarken zorlanması gibi…

Eğitim ve öğrenme sürecinde önceki öğrenmeler ile ilgili olan bir kavram da “ket vurma” kavramıdır. “Ket vurma” kavramı, zaman zaman aktarım veya transfer terimleri ile karıştırılsa ve aynı anlamda kullanılsa bile transfer-aktarım ile ket vurma kavramları birbirinden farklı kavramlardır.

Ket vurma; bir öğrenmenin başka bir öğrenmeyi bozucu etki yaparak zorlaştırması, unutmaya neden olması ve birey tarafından hatırlanmasını engelleme, güçleştirme durumudur. Ket vurma süreci bireyin öğrenme sürecinde iki farklı türde karşımıza çıkmaktadır:

Geriye ket vurma; sonraki öğrenmelerin, daha sonra kazanılan bilgi, beceri ve davranışların önceki, eski öğrenilenlere bozucu etki yaparak onların unutturması veya hatırlanmasını güçleştirmesi durumudur.

Daha önce uzun yıllar kullandığı telefon numarasını değiştiren Müge’nin belli bir süre yeni numarasını kullandıktan sonra eskisini hatırlamakta zorlanması

Önce davranışçı öğrenme kuramlarını öğrenen bireyin bilişsel öğrenme kuramını öğrendikten sonra davranış kuramların temel kavramlarını unutması,

Anadili Türkçe olan Kerem’in uzun yıllar Kanada’da yaşaması sonucunda Türkiye’ye döndüğünde bazı kelimelerin Türkçe karşılıklarını hatırlamaması gibi…

İleriye ket vurma ise; önceki öğrenmelerin, daha önce kazanılan bilgi, beceri ve davranışların daha sonra, yeni öğrenilenlere bozucu etki yaparak onların unutturması veya hatırlanmasını güçleştirmesi durumudur.

Yeni telefon hattı alan Müge’nin kendisine sorulduğunda halen eski telefon numarasını söylemesi ve yeni telefon numarasını hatırlayamaması durumu,

Bilişsel öğrenme kuramını bu haftaki derste öğrenen Umut’un kendisine sorulduğunda bilişsel öğrenme kuramını hatırlayamaması ancak üç hafta önce öğrendiği davranışçı öğrenme kuramını hatırlayabilmesi,

Anadili Türkçe olan Kerem’in Kanada’ya gittiğinde katıldığı İngilizce kursunda öğrendiği kelimelerin İngilizce karışlıklarını hatırlamakta zorlanması ve sürekli kelimelerin Türkçe karışlıklarını hatırlaması gibi.

Örneklerden de anlaşılacağı üzere, transfer-aktarım ile ket vurma durumları birbirinden farklı durumlardır. Transfer- aktarım sürecinde daha önce öğrenilmiş bir bilgi, beceri veya davranışın daha sonraki öğrenilecek olan bilgi, beceri ve davranışı kolaylaştırması veya zorlaştırması söz konusu iken ket vurma daha önce öğrenileni, bilinen bilginin daha sonrakinin hatırlanmasını güçleştirmesi veya daha sonra öğrenilen bilginin daha önce öğrenilenin hatırlanmasını güçleştirmesi ile ilgili bir süreçtir. Kısacası, transfer-aktarım psikomotor davranışların öğrenme süreci ile ilgili iken ket vurma bilişsel alandaki davranışlar ile ilgili bir kavram olup bilgilerin hatırlanmasında yaşanan güçlükler veya unutma ile ilgilidir.

Fizyolojik Durum

Öğrenmede etkili olan önemli bir faktör de şüphesiz bireyin içinde bulunduğu fizyolojik ve bedensel durumdur. Bireyin eğitim ve öğrenme sürecinden tam kapasitede fayda sağlayabilmesi için öncelikle genel fizyolojik durumunun ve bedensel kapasitesinin bu öğrenme sürecine uygun olması gerekmektedir. Bireyin fizyolojik ve bedensel anlamda yaşayacağı hastalıklar, engeller, sorun ve sıkıntılar öğrenme sürecinde önemli düzeyde belirleyici olabilmektedir. Örneğin; bireyin yaşayacağı çeşitli engeller, sinirsel ya da ortopedik rahatsızlıklar, bireyin öğrenme sürecini olumsuz etkileyebilmektedir. Bununla beraber bireyin yaşayabileceği kronik rahatsızlıklar veya bireyin gen potansiyelinden kaynaklanan genetik hastalıkları onun öğrenme sürecini etkileyecek önemli değişkenlerdir.

Bireyin doğuştan görme ve işitme engelli olması,

Bireyin hormonları ile ilgili rahatsızlıkları,

Fiziksel gelişimde veya duyu organlarının gelişiminde gerilik,

Bireyin epilepsi, otizm, hidrosefali, mikro-sefali gibi rahatsızlıklarının olması gibi.

Bireysel Farklılıklar

Bireylerin öğrenme sürecini etkileyen bireysel farklılıklar; bireyin sahip olduğu genel yetenek düzeyi, bireyin özel yetenekleri, ilgileri, değerleri, tutumları, kişilik özelikleri, cinsiyeti, öğrenme tazı, bilişsel tarzı, yaratıcılık özellikleri, özel gereksinimleri, sosyoekonomik düzeyi, kültürü gibi kişiye has olan ve bireyden bireye değişen faktörlerdir. Bu faktörlerin bilincinde olunması ve öğrenme- öğretme süreçleri düzenlenirken bu faktörlere dikkat edilmesi, öğrenme süreçlerinin başarıya ulaşabilmesi açısından önemlidir.

11. Sınıf öğrenci Oğuz’un canlılara duymuş olduğu ilgi nedeniyle biyoloji dersine daha çok ilgi göstermesi ve biyoloji dersindeki öğrenme-öğretme sürecinde daha aktif olması, daha çok araştırma yapması,

Resim yeteneği gelişmiş olan Murat’ın arkadaşlarına göre perspektif çizebilmeyi daha kolay ve daha çabuk öğrenebilmesi vb.

Dil Gelişimi

Bireyin öğrenme sürecinde dil gelişimi ve dili etkin ve doğru biçimde kullanabilme becerisi şüphesiz ki önemli bir faktördür. Özellikle formal eğitim sürecinde, bireyin derslerde kendisine anlatılanı algılayabilmesinde, algıladıklarını doğru olarak kavrayıp bunları doğru ve eksizsiz bir biçimde zihinsel süreçlerinde işlemesinde ve dolayısıyla da doğru ve eksiksiz öğrenme yaşantıları oluşturmasında dili doğru ve etkin kullanma becerisi ve dil gelişim düzeyi önemli rol oynamaktadır.

Dikkat

Bireyin öğrenme süreçlerinde ve oluşturduğu öğrenme yaşantılarında önemli bir belirleyici de dikkat faktörüdür. Dikkat; organizmanın etrafında bulunan birçok uyarıcıdan bir ya da birkaçı üzerine alıcılarını, düşüncesini yoğunlaştırması, odaklaması durumudur. Birey çevresi ile sürekli etkileşim hâlinde bulunmakta ve bireyin duyu organları çevreden gelen birçok uyarana maruz kalmaktadır. Organizmanın maruz kaldığı bu uyaranların tamamını tek seferde işlemesi mümkün değildir. Organizma belirli bir anda belirli sayıda uyaranı algılayabilme ve işleyebilmektedir. Bireyin bu uyaranları algılayabilmesi ve zihinsel süreçte işleyebilmesi o uyarana dikkat etmesini gerekmektedir. Bireyin herhangi bir uyarana dikkat etmesi ile beraber algılama oluşmakta, bu algılama daha sonra birey tarafından dikkat süreci ile işlenir ve daha sonra da öğrenmeler oluşur. Dolayısıyla, ancak dikkat edilen şey öğrenilebilir.

Örneğin; öğrenciler, sınıfta ders esnasında sınıfta birçok uyarana maruz kalmaktadır. Ses, koku, ışık düzeyi, ortamın ısısı, çevredeki gürültü, sınıftaki diğer bireyler, anlatılan konu, öğretmen, sınıfta duvarda asılı olan nesneler gibi birçok uyaran sınıf ortamında mevcuttur. Ancak öğrencinin öğrenme gerçekleştirebilmesi, bu çok sayıdaki uyaranların içerisinden dikkatini konuya, öğretmenin anlattıklarına, öğrenmesi gereken materyale yöneltmesi gerekmektedir. Aksi hâlde, bu kadar çok sayıdaki uyaran arasında öğrenmenin gerçekleşmesi mümkün değildir.

Ayrıca öğrenme dikkat sürecinin rolünü anlamak için dikkat ile ilgili şu üç kavramı da anlamakta fayda vardır:

  • Duyum, organizmanın herhangi bir uyarıcının varlığını fark etmesidir. Örneğin, uzaktan gelen bir kişi olduğunu fark etmek duyumdur.
  • Algı duyum sonucunda fark edilen uyarıcının anlamlandırılması, tanınmasıdır. Algı bu özelliği nedeniyle duyumdan sonra meydana gelen süreçtir. Örneğin, uzaktan gelen kişinin arkadaşımız Murat olduğunu anlamak algıdır.
  • Dikkat süreci ile ilgili bir diğer kavram ise, algıda seçiciliktir. Algıda seçicilik süreci ise; organizmanın etrafında bulunan, birçok uyarıcıdan belirli uyarıcıları algılayıp diğerlerini algı sürecinin dışında bırakması durumudur. Örneğin; kalabalık bir ortamda birçok insan arasından arkadaşımızı, eşimizi, anne-babamızı seçip onlara yönelmemiz algıda seçiciliği göstermektedir.

Kısacası bireyin öğrenme süreci sırasıyla önce herhangi bir uyarıcının varlığını fark etme ile yani “duyum” ile başlamaktadır. Daha sonra duyumsanan bu nesnelere tanınıp, anlamlandırılarak algılanır. Algılanan bu nesnelere “dikkat” yoğunlaştırılır. En son ise dikkatin yoğunlaştığı, algılanan bu nesnelerde bireyin dikkatini yoğun olarak çeken öğeler seçilerek öğrenme süreci bu seçilen öğeler için işletilir.

Yaş

Bireyin öğrenme sürecinde etkili olan faktörlerden bir tanesi de “yaş”tır. Öğrenmenin gerçekleşebilmesi için organizmanın belirli bir yaşa da gelmesi gerekmektedir. Örneğin; bireyin tuvalet eğitimini alabilmesi ve tuvaletini kontrol edebilmesi için gerekli fizyolojik donananıma, kas gelişim düzeyine ulaşması gerekmektedir. Bunun için de bireyin aşağı yukarı iki yaşına gelmesi gerekmektedir. Ayrıca bireylerin genel olarak ergenlik ve genç yetişkinlik döneninde daha hızlı ve kolay öğrenmeler gerçekleştirirken, yaşlılık dönemlerinde daha geç ve zor öğrenmeler gerçekleştirdiği bilinmektedir. Mesela; İngilizce öğrenmeye çalışan 72 yaşındaki Hüseyin Bey, 20 yaşındaki torunu Mete’ye göre İngilizce öğrenmekte, kelime ezberlemekte, ezberlediği kelimeleri hatırlamakta zorlanacaktır. Ayrıca çocukluk döneminde gerek yaşantı gerekse olgunlaşma süreçlerindeki eksiklikler nedeniyle çocuklar bazı öğrenmeleri gerçekleştirmekte zorlanmaktadır. Tüm bu durumlar bize öğrenme sürecinde yaşın önemli bir etmen olduğunu göstermektedir.

Zekâ

Bireyin öğrenme sürecini etkileyen faktörler incelendiğinde üzerinde durulması gereken önemli bir faktör de bireyin sahip olduğu “zekâ” kapasitesidir. Bireyin zekâ kapasitesi onun öğrenme sürecinde neyi, ne düzeyde ve ne kadar sürede kazanacağında belirleyici olmaktadır. Örneğin diğer tüm faktörler (kullanılan materyal, ders anlatım biçimi, öğrenme fırsatı, öğrenmeye ayrılan süre, önceki öğrenmeler vb.) eşit olduğunda 2. Sınıfa giden ancak zekâ yaşı 12 olan Zeynep’in akranlarından daha hızlı, daha kolay öğrenmeler gerçekleştirecektir.

Ayrıca zekâ temel olarak bireylerin problem çözmelerinde, belirsizliklerin giderilmesinde, yeni karşılaştıkları ve bilinmeyen durumlara uyum sağlayabilmelerinde önemli derecede belirleyici olmaktadır. Bireyin öğrenme süreci de bireylerin problem çözmelerini, karşılaştığı belirsizlikleri gidermelerini, yeni karşılaştıkları ve bilinmeyen durumlara uyum sağlamalarını içerdiğinden zekâ öğrenme sürecinin önemli bir belirleyicisi ve öğrenme sürecinde etkili olan önemli bir faktördür.

Öğrenme Yöntemi İle İlgili Faktörler

Öğrenme sürecinde etkili olan önemli bir faktör de bireyin öğrenme yöntemi ile ilgili faktörlerdir. Bireyin öğreneceği konuyu, kavramı, bilgiyi ya da davranışı öğrenebilmek, kazanabilmek adına nasıl bir yöntem uygulayacağı şüphesiz ki öğrenme sürecinin niteliğini, kolay veya zor olmasını ve kalıcılığını etkileyecektir. Bireyin öğrenme yöntemi ile ilgili olan bu faktörler:

  • Öğrenmeye Ayrılan Zamanın Kullanımı,
  • Dönüt,
  • Öğrenilecek Konunun Yapısı,
  • Öğrenenin öğrenme sürecine katılım düzeyidir.

Öğrenmeye Ayrılan Zamanın Kullanımı

Toplu çalışarak öğrenme; öğrencinin öğreneceği konuyu hiç ara vermeden, zamanı bölmeden, bir oturuşta tamamını çalışarak öğrenme biçimini ifade etmektedir. Toplu çalışarak öğrenme; kalıcı öğrenmeler sağlamamakta, ancak öğrenilen bilgiler henüz yeni olduğu ve başka öğrenmeler üzerine eklenmediği, araya başka öğrenmeler girmediği için ket vurma sürecinin meydana gelmesini güçleştirmekte ve bireylerin kısa vadede ve sınavlarda başarılı olma şansını artırmaktadır. Örneğin, fizyolojik psikoloji dersinin finaline girecek olan Şahin’in tüm konuları sabaha kadar çalışması.

Ancak uzun vadede Şahin’in öğrenme süreci incelendiğinde, Şahin’in fizyolojik psikolojiye ilişkin öğrenmelerinin kalıcı olmadığı ve belli bir süre sonra ortadan kalktığı görülür.

Aralıklı veya parçalara bölerek çalışma; bireyin öğreneceği konuyu bir bütün hâlinde ve tek seferde değil, parçalara bölerek, belirli bir çalışma ve zaman planı içerisinde çalışarak öğrenmesidir. Aralıklı veya parçalara bölerek çalışma, bu özelliği ile öğrenme ve çalışma sürecine sistematik, planlı ve programlı bir nitelik kazanır. Örneğin, üniversite öğrencisi Enes’in “psikolojiye giriş” dersinde her gün düzenli olarak bir konuyu çalışarak final sınavının yapılacağı tarihine kadar kitabın tamamını çalışması gibi…

Geri Bildirim – Dönüt

Geribildirim veya dönüt; öğrenenin öğrenme sonucu neyi ne kadar öğrendiğini bilmesi, farkına varmasını ifade etmektedir. Diğer bir ifade ile dönüt, öğrenenin öğrenmesinin doğru ve yeterli olup olmadığını bilmesidir. Geri bildirim sayesinde öğrenen, öğrenme durumu hakkında bilgi sahibi olmuş olur. Öğrenen geri bildirim almazsa, öğrenme düzeyinin ne olduğunu ve nerede hata yaptığını bilemez dolayısıyla da motivasyonu düşer, yanlış ve eksik öğrenmelerini düzeltebilme olanağı azalır. Dönüt süreci; bireye öğrenmelerini tanıma, kontrol etme değerlendirme ve eksilikleri giderme fırsatı vermesi açısından öğrenme sürecinde önemli bir faktördür. Örneğin; öğretmenin ders sonunda derste anlattığı konuların tam olarak öğrenilip öğrenilmediğini kontrol etmesi, bu nedenle quizler ve izleme testleri yapması ve bunun sonucunda öğrencilere eksik veya yanlış öğrenmeleri konusunda geribildirimler vermesi ve bu yanlış ve eksik öğrenmeleri gidermek için çalışmalar yapması öğrenmede dönüt-geri bildirim sürecine örnektir.

Öğrenilecek Konunun Yapısı

Öğrenilmeye çalışılan konunun yapısına uygun olarak, konunun parçalara bölünerek veya bütün olarak öğrenilmesini içermektedir. Konular eğer uzun, karmaşık ve parçaları birbirinden bağımsız olarak öğrenilmeye müsait ise parçalara bölerek öğrenme yöntemi kullanılmalıdır. Bu durumda parçalara bölerek öğrenme yöntemi daha kolay, anlamlı ve kalıcı öğrenmeler sağlayacaktır. Ancak konu kısa, bütün ve anlamlı ise, konunun parçaları arasında anlamlı ve yakın ilişkiler varsa konuyu bütün halinde öğrenmek daha yerinde olacaktır. Aksi hâlde, konu parçalara ayrıldığında anlam ve konu bütünlüğü bozulacak ve öğrenmeler güçleştirilecektir. Bu nedenle konunun yapısına uygun olan öğrenme biçimin seçilmesi, öğreneme sürecinde önemli bir faktördür.

Öğrenenin Öğrenme Sürecine Katılım Düzeyi

Öğrenenin öğrenme sürecinde ne kadar aktif olduğu şüphesiz ki öğrenme sürecinde önemli belirleyicilerden biridir. Öğrenme sürecinde öğrenenin etkililiği arttıkça öğrenmenin meydana gelme olasılığı da o kadar artacaktır. Bu bağlamda bireyin katılım düzeyine göre öğrenmenin etkililiği ve verimliliği, azdan çoğa doğru; Okuma, Dinleme, İzleme, Yazma, Sorma, Tartışma, Anlatma, Yaşama düzeyinde katılım olarak sıralanmaktadır.

Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta da şudur ki, öğrenenin öğrenme sürecine katılım düzeyi artıkça öğrenme sürecinde işe koşulan duyu organı sayısı dolayısıyla algılar ve öğrenmeler de artmaktadır.

Öğrenme Malzemesi İle İlgili Faktörler

Öğrenme malzemesi; öğrenme ve öğretme süreçlerinde konuyu, öğrenilecek bilgi, beceri, nesne veya kavramı belirlemesi açısından önemli bir faktördür. Bu nedenle öğrenme malzemesi öğrenme sürecini kolaylaştırabilmek, kalıcı ve doğru öğrenmelerin sağlanmasına katkı sağlayabilmek için bazı özelliklere sahip olmalıdır. Bu özellikler:

  • Algısal Ayırt Edilebilirlik,
  • Kavramsal Çağrışım,
  • Kavramsal Gruplamadır.

Algısal ayırt edilebilirlik; öğrenilecek malzemenin, konu, bilgi, beceri, kavram veya davranışın çevredeki diğer uyaranların arasından bireyin fark edebileceği, algılayabileceği ve üzerinde öğrenme yaşantıları oluşturabileceği bir nitelik taşımasını ifade etmektedir. Çevredeki diğer uyarıcılardan algısal olarak ayırt edilip, birey tarafından algılanabilen ve üzerinde öğrenme yaşantıları oluşturulan konuların birey tarafından öğrenilmesi kolaylaşmaktadır. Aksi hâlde birey tarafından çevredeki diğer uyarıcılardan ayırt edilemeyen, algısal olarak ayırt edilemeyen konular üzerinde ise bireyin öğrenme yaşantıları oluşturması ve bu konu ile ilgili öğrenmeler gerçekleştirebilmesi güçleşmektedir. Örneğin; ders sürecinde verilmek istenen ana konunun, öğretilmek istenen ana fikrin konu ile ilgili diğer bilgilerden ayrı olarak tekrar eden bir biçimde, vurgulu olarak, öneminden bahsedilerek veya üzerinde daha fazla verilerek öğrenciye aktarılması algısal ayrıt edilebilirliğin artırılması ve dolayısıyla da öğrenmenin daha kolay ve kalıcı hale gelmesidir.

Kavramsal çağrışım; öğrenilecek yeni malzemenin, konu, bilgi, beceri, kavram veya davranışın bireyin daha önceki öğrenmeleri, şemalarıyla, zihnindeki diğer konu, bilgi, beceri, kavram veya davranış ile benzerlik göstermesi ve bireyin zihninde çağrışımlar oluşturmasıdır. Bu sayede yeni öğrenilen malzemenin, konu, bilgi, beceri, kavram veya davranışın daha öncekilerle ilişkilendirilerek önceki şemaların içine yerleştirilmesi ve öğrenilmesi kolaylaşacaktır. Örneğin; bireye hayvanlar konusu öğretilmek istenildiğinde “hayvanlar” konusunda bireyin zihninde daha önce gördüğü ve çevresindekileri “hayvan” olarak adlandırılan kedi, köpek, kuş, balık gibi varlıkları çağrıştırması bireyin hayvanlar konusunu öğrenmesini kolaylaştıracaktır.

Kavramsal gruplama, kavram haritası; birbiri ile anlam ve içerik açısında ilişkili kavramların birlikte, bir arada, şekil, şema, tablo şeklinde öğrenilmesi ve bireyin zihnine böyle aktarılmasıdır. Öğrenilen bilgi, beceri, davranış veya konunun bu şekilde birbirleri ile ilişkili, şekil şema veya tablo biçiminde gruplandırması bireyin öğrenmesini kolaylaştırıcı etki yapmakta ve öğrenme süreçlerini etkilemektedir.

Öğrenme Ortamı İle İlgili Faktörler

Bireyin öğrenme sürecinde etkili olan önemli bir faktör de öğrenme süreçlerinin işlediği ve öğrenme yaşantılarının oluştuğu “öğrenme ortamı”dır. Öğrenme süreçlerinin meydana geldiği ve öğrenme yaşantıların oluştuğu ortamı fiziksel çevre ve sosyal çevre olarak iki grupta incelemek mümkündür.

Öğrenme ortamında fiziki çevre, ortamın sıcaklığı, ışık ve ısı düzeni, gürültü durumu, ortamın fizik donanımları, büyüklüğü, genişliği, gibi fiziksel ve çevresel faktörleri kapsamaktadır ve bireyin öğrenme süreci düşünüldüğünde ortamın bu fiziki koşullarının öğrenme davranışının meydana gelmesinde etkili olduğu görülecektir. Örneğin;sınıfın ses, ısı, ışık düzeyi; çevreden gelen gürültü durumu, sınıfın fiziksel donanımları gibi fiziki çevreyi oluşturan özellikler bireyin öğrenme sürecinde önemli düzeyde etkili olabilmektedir. Bu özelliklerin yerinde olması öğrenme davranışının oluşmasını kolaylaştıracakken bu koşulların gereğinden fazla veya gereğinden az olması ise meydana gelecek öğrenme davranışını zorlaştıracaktır.

Öğrenme ortamında sosyal çevre, aile, akran grubu, sınıf arkadaşları, okulun sosyal ortamı, ekonomik şartlar, yaşanılan çevrenin sosyokültürel özellikleri gibi faktörler de öğrenme sürecinde sosyal çevreyi oluşturmaktadır. Bu sosyal çevre, sosyal çevre ile bireyin kuracağı etkileşimler veya sosyal çevrenin bireyin öğrenme sürecini zorlaştırması veya kolaylaştırması bireyin öğrenme sürecinde etkili olmaktadır. Örneğin;bireyin içinde yaşadığı ailede maruz kalacağı anne-baba tutumu, sınıf arkadaşları ile kuracağı sosyal ilişkiler, bireyin içinde yaşadığı çevrenin kültürel özellikleri bireyin öğrenme sürecinde etkili olmakta ve bu özellikler bireyin öğrenme sürecini destekleyip kolaylaştırabileceği gibi bu özelliklerin bireyin öğrenme süreci ile ters düşmesi öğrenme sürecini olumsuz etkileyecektir.

Kaynak: ATA-AÖF, EĞİTİM PSİKOLOJİSİ, Yrd. Doç. Dr. Muhammed ÇİFTÇİ

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*