Lucretius’un Atomcu Görüşleri ve Ruh – Atom İlişkisi

felsefe Nedir

Lucretius için insan yaşarken duyduğu ebedi can sıkıntısından ancak felsefeyle kurtulur. Felsefeyle insan bu hayata doymuş olarak sofradan kalkar. Çünkü felsefe insana, doğanın insandan istediği şeyi öğretir.

Doğanın istediği şeyse, bedende acının, ruhta sıkıntının olmamasıdır. Lucretius, felsefesinin iki temel ilkesini de rahatça açıklar:

1. Hiçbir şey tanrısal kudretle yoktan var olmaz: İnsanlar batıl inançlarından ötürü tam tersini düşünse de doğanın özü budur. Bunu kanıtlamaksa gayet basittir. Şöyle ki, her şeyden önce canlılar belirli cisimlerden, belirli şartlarda meydana gelirler. Kara hayvanları karalarda, deniz hayvanları denizlerde, kuşlar ve benzeri hayvanlar da havada yaşam sürer. Bu cins varlıklar ölür, sonra yine aynı cins varlıklar yaşam bulur. Çünkü o ortamlarda o cins hayvanları meydana getirecek tohumlar mevcuttur.

Eğer bu varlıklar yoktan varolsalardı, böyle bir düzen de varolmazdı. İkincisi, her varlığın meydana geldiği mevsimler vardır. Bu mevsimlerin koşulları, o varlıkların belirli şekillerde birleşmelerini sağlar. Yoktan var olsalardı, böyle olmazdı. Üçüncüsü, canlılar büyümek için belirli bir zamana ihtiyaç duyarlar. Eğer yoktan varolsalardı, birdenbire doğup büyürlerdi.

2. Hiçbir şey yok olmaz: Eğer bir şey yok olacak bir doğada olsaydı, hiçbir dış etkiye gerek duymadan, kendiliğinden yok olurdu. Oysa evren başlangıçtan itibaren sonsuzca devam etmektedir. Evrenin işleyişinde hiçbir şey kesintiye uğramamaktadır. Nehirler, denizler, yıldızlar, canlı varlıklar hep vardır ve hep olacaktır. Ayrıca varlıklar birbirine doğal olarak sıkı sıkıya bağlıdır. Bunların cevheri (tözü) temelden çürük olmuş olsaydı, bir dokunuşta hepsi birden yok olurdu. Oysa varlıklar arasında kopmaz bir bağ vardır ve karşılıklı olarak birbirlerini destekler, birbirlerini yaşatmak için her an birbirlerine temel gıda sağlarlar. Doğa onları birbirleri vasıtasıyla yaratır. Bir şeyin doğması, başka bir şeyin ölmesi demektir. Doğada doğumlar sürekli ölümleri, ölümler de sürekli doğumları takip eder. Çünkü doğada esas olan yok olmak değil, devamlı değişmektir.

Lucretius bu görüşlerinden hareketle evrendeki tüm varlıkların, tıpkı ruh gibi, atomlardan meydana geldiğini söyler. Bu atomlar ezeli ve ebedidir; asla yok olmaz. Biz hiçbirini çıplak gözle göremesek de bu atomlar her an etrafımızdadır ve dış dünyayla bağlantımızı sağlarlar. Çünkü duyularımıza tesir eden tüm varlıklar bu atomlardan yapılmış maddi varlıklardır. Örneğin kuyuya asılan bir elbise zamanla rutubetlenir. Ama biz bu rutubeti göremeyiz. Parmağımızdaki yüzük veya kapımızın kolu zamanla aşınır. Ama biz bu aşınma sürecini ve bu süreçte kaybedilen parçaları göremeyiz.

Yine kıyılardaki kayalar zamanla tuzlu suyla aşınır. Ama biz bunu yaratan kuvveti de göremeyiz. Çünkü doğa, olayları görülmeyen cisimler vasıtasıyla idare eder. İşte bütün bu cisimler birer atomdan başka bir şey değildir. Atomlar, içlerinde boşluk olmayan en küçük madde parçacıklarıdır. Boşluksuz oldukları için de asla yok olmazlar. Ama atomlar evrendeki boşlukta hareket ederler. Zaten boşluk olmasa, hareket edecekleri bir mekân da olmazdı. Atomlarınsa, varlıkları meydana getirmek için hareket etmeleri şarttır. Kayaların arasındaki boşluklardan suların sızması, seslerin duvarlardan geçmesi, soğuğun sıcağın yayılması, gıdanın vücuda dağılması için boşluk şarttır. Eğer evrende boşluk olmasaydı, yani evrende maddeden başka bir şey olmasaydı, o zaman maddenin ilk özelliği olan mukavemet, yani karşı koyma kuvvetiyle her şey harekete karşı olacaktı ve sonuçta yaratılış diye bir şey de olmayacaktı. Atomların bu hareketi, yine maddenin özelliklerinden olan her şeyi aşağıya itme kuvvetine bağlı olarak meydana gelir ve bu hareket aşağıya doğru (deorsum) olur.

Lucretius’a göre nasıl ki atomlar sonsuzdur; aynı şekilde boşluk da sonsuzdur. Boşluk için bir sınır tayin edilmesi imkânsızdır. Çünkü sınır olsa, atomlar aşağıya doğru hareket ettiklerinden dibe çökerler ve orada kalırlardı, yani gidecek bir yer bulamadıklarından hareketlerine devam edemezlerdi. Bu durum, atomların sonsuz oluşunu bir kez daha kanıtlar. Çünkü sonsuz olmasalardı, o sonsuz boşlukta dağılıp giderlerdi. Ama yaratılıştan itibaren, ezeli zaman içinde, sonsuz boşluğu dolduran atomlar hep varolmuş ve doğadaki her canlı ve her olay onların sonsuz oluşlarından dolayı hep varolmaya devam etmiştir. Ayrıca atomların boşluk içinde birleşmeleri bizim dünyamızdan başka dünyaların oluşumuna da yol açmıştır. Bu yüzden Luceretius’a göre bizim içinde yaşadığımız dünyadan başka dünyaların olması da çok doğaldır.

Atomların hareketinin iki kaynağı vardır:

  1. Kendi ağırlıklarıyla hareket ederler.
  2. Yeri geldiğinde çarpışarak birbirlerinden uzaklaşmak suretiyle hareket ederler.

Biz, yukarıda da belirttiğimiz gibi, bu çarpışmaların hiçbirini göremeyiz. Çünkü bu çarpışmalar bizim duyularımızın erişemeyeceği kadar uzak bir alanda cereyan eder. Çarpışan atomlar kimi zaman birleşir ve birbirine yapışık katı cisimleri meydana getirirler. Bazen de gün ışığı gibi hareketli ve seyyar cisimleri meydana getirirler. Bazen de hiç birleşmezler, ayrı ayrı uçuşlarına devam ederler. Atomların yukarıdan aşağıya doğru hareket ettiklerini söylemiştik. İşte bu düşüşleri sırasında, belirsiz bir zamanda ve noktada düz yollarından saparlar (clinamen) ve birbiriyle çarpışırlar. Sapma vuku bulmasa, asla birleşip de cisimleri meydana getiremezlerdi. Atomların sayısı sonsuzdur, ama şekilleri sınırlıdır; yani belirli sayıda şekle sahiptirler.

Cisimlerdeki cins ayrılıklarının nedeni budur. Hatta bu yüzden aynı cinsin bütün fertleri bile birbirine benzemez. Sürülerdeki yavrulara dikkat edin, mutlaka hepsinin birbirinden ayrıldığı, kendine has özellikleri vardır. Anneleri onları o özelliklerinden ya da o ayrıntılarından tanır. Bundan başka, atomların rengi yoktur. Çünkü renk değişken bir şeydir. Bir cismin duruşuna ya da ışığa göre değişiklik gösterir. Sıvı hâlindeki cisimlerdeki hareketler, çeşitli renk oyunları oynar. Oysa atomlarda hiçbir şey değişmez. Çünkü atomların herhangi bir özelliğinin en ufak bir değişikliğe uğraması demek, kâinatın topyekûn yok olması demektir.

Atomların boşluk içinde hareketleri, birleşip ayrılmaları, çarpışmaları ve sonunda çeşitli cisimler ve dünyalar, olaylar yaratmaları doğanın yaratım sahnesidir. Bütün varlıklar bu şekilde meydana gelirler, büyürler ve en olgun biçimlerini alırlar. Sonra yavaş yavaş çözülmeye başlarlar ve tekrar asıl maddelerine, yani atomlarına bölünürler.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer Yıldırım

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*