Felsefe hakkında her şey…

Nietzsche’nin müzik tutkusu felsefi görüşlerini nasıl etkilemiştir?

Nietzsche’nin müzik tutkusu felsefi görüşlerini nasıl etkilemiştir?

Alman filozof hem denemeler hem de şarkılar yazdı. Her türlü anlatım biçimine aynı ilgi düzeyiyle yaklaştı.

Friedrich Nietzsche bugün daha çok felsefesiyle hatırlanıyor. Ancak Nietzsche fikirlerini kitaplara dökmeden çok önce müzik bestelemeye başlamıştı bile.

Nietzsche’nin müziğe karşı ilgisi, dünyayı yorumlama anlayışını da derinden etkiledi; Nietzche de bu ikisini Apollon ve Dionysus adlarını verdiği kategorilere ayırdı. Nietzsche’ye göre müzik, doğası gereği Dionysosçuydu; dinleyenlerin bireyselliklerini unutup kendilerinden daha büyük güçlere bağlanabilecekleri bir araçtı.

Friedrich Nietzsche piyano çalmayı henüz çocuk yaşta öğrendi. Yaşadığı dönemdeki Alman çocuklarının çoğunun aksine ana baba baskısıyla değil, sanat etkinliklerine duyduğu ilgiyle birlikte yetişti. Felsefi eğilimlerinde olduğu gibi sanata olan bu ilgisi de dikkat çekici bir hızla gelişti. Nietzsche delikanlılık çağlarına geldiğinde kendi şarkılarını bestelemeye başlamıştı.

Henüz 24 yaşındayken Basel Üniversitesinde filoloji profesörü olan Nietzsche, hastalığı sebebiyle bu görevden ayrıldıktan sonra müzikle ilgilenmeye devam etti. Fakat filozofun yaşamı ne yazık ki çok kısa sürdü ve müziğe olan tutkusu da yaşamının sonuna kadar onunla birlikte kaldı.

Nietzsche yazılarında başka düşünürlerin (Arthur Schopenhauer gibi) de kendisinden önce ifade etmiş olduğu bir düşünceyi yineliyordu: Müzik insanoğlunu mantığa kıyasla çok daha derinden etkiliyor.

Şöyle ki Nietzsche akıl sağlığını giderek yitirmeye ve akıl yürütme yeteneğinden uzaklaşmaya başladığında bile Beethoven’ı hata yapmadan çalabiliyordu.

Nietzsche’nin müziğe olan sevgisi ve müzik bilgisi, felsefesini çok yönlü olarak etkiledi. O felsefesini kendinden öncekilerin yaratıcılıktan uzak ve sıkıcı dillerine kıyasla lirik ve şairane bir dil kullanarak ifade etti. Daha da önemlisi müzik Nietzsche’nin yaşam felsefesinde vazgeçilmez bir rol oynadı; o kadar ki ona göre müziksiz bir yaşam, düşünülemezdi.

NİETZSCHE’NİN İLK BESTELERİ

Nietzsche 1887’de şöyle yazmıştı:

“Benim kadar müzisyen ruhlu bir filozof hiç var olmadı.”

Bu cümle başka birisi tarafından kurulmuş olsaydı en iyi ihtimalle kibirlilik, en kötü ihtimalle akılsızlık göstergesi sayılabilirdi. Ama Nietzsche yukarıda da bahsedildiği gibi, felsefe ve müziğin gerçekten de birbirinden ayrı düşünülemeyeceği fikrindeydi.

nietzsche

Nietzsche

Anımsayalım:Şöyle ki Nietzsche akıl sağlığını giderek yitirmeye ve akıl yürütme yeteneğinden uzaklaşmaya başladığında bile Beethoven’ı hata yapmadan çalabiliyordu.”

Nietzsche akademik dünyaya adım attığında, giriş kapısı olarak filolojiyi kullanmıştı: Diller, dillerin oluşturduğu anlamsal değerlerin aşama sırası, bu aşama sırasının zaman içinde ve kültürler arasında evrilmesi gibi konular üstünde çalışmıştı.

Üstünde çalıştığı bu konulara yönelik görüşleri, dünyayı algılayışımızı etkileyen evrensel bir dil olan müziğe karşı geliştirdiği ilgiyi de muhakkak etkiledi.

Nietzsche ilk önemli bestesini henüz 19 yaşındayken yaptı. “Moonlight on the Puszta” adını verdiği bu besteyi piyano için hazırlamıştı.

Yaptığı öz eleştiriler onun önceki çalışmalarının da dikkate alınmasına engel olsa da “Moonlight”, onun “tamamlayıcı” dokunuşlar olarak adlandırdığı rötuşlarla sık sık elden geçirdiği bir eser olduğu için, yaşamının ilerleyen yıllarına da damgasını vurdu.

Bu kısa ama akıcı eser, Nietzsche’nin yazım tarzını da yansıtıyordu. Hansell Baugh “Nietzsche and his Music” isimli makalesinde bu konu hakkında şöyle yazmıştır:

“Nietzsche’nin ilk bestelerinin başlığında vücut bulan programa dayalı fikrin yaşamı boyunca, kendi müzik eserlerinde olduğu gibi başkalarına yönelik eleştirilerinde de varlığını sürdürmesi ilginçtir. Nietzsche hiçbir zaman ‘mutlakçı’ olmamıştır. Müzikte bile…”

DİONYSOS MÜZİĞİNE KARŞI APOLLON MÜZİĞİ

Nietzsche’nin müziğini gerçekten hissedebilmek için önce onun fikirlerini anlamak gerekir.

Yunan şarap ve bereket tanrısı Dionysos, Nietzsche'nin dünya görüşünde önemli bir rol oynadı.

Yunan şarap ve bereket tanrısı Dionysos, Nietzsche’nin dünya görüşünde önemli bir rol oynadı.

Nietzsche gerçek anlamda bir rölativist olmasa da rölativizm onun çalışmalarında önemli bir rol oynadı. “İyinin ve Kötünün Ötesinde” adlı kitabında, -daha önce hem dindar hem de dindar olmayan filozoflar tarafından değiştirilemeyeceği kabul edilen- doğru ve yanlış algımızın büyük ölçüde sosyal, kültürel ve ekonomik güçler tarafından şekillendirildiğini savundu.

Bu farkındalığa çok erken yaşlarda ulaşan Nietzsche, felsefe öğrenimi görmekten “vazgeçerek” filoloji öğrenimi görmeye karar verdi.

Farklı fikirleri kendi başlarına, oldukları gibi incelemek yerine bu fikirleri kesin olarak ifade etmek için kullandığımız dile daha yakından bakmak istedi.

Bu tavır, açıklayıcı veya eleştirel olmanın dışında, şiirsel olarak da karşımıza çıkan müziğine büyük ölçüde yansımıştı.

Not: Yukarıdaki videoda, Nietzsche’nin ilk bestesi yer almakta.

Nietzsche’nin önemli metinlerinin her biri, müzik kavramına biraz farklı bir açıdan yaklaşır. Nietzsche “Tragedyanın Doğuşu”nda insan doğasını iki karşıt kategoriye ayırır: Mantığımızda kök salmış ve benlik duygumuzla birleşmiş olan Apolloncu doğa; biyolojiye dayanan ve kişiliğin devre dışı bırakıldığı Dionysosçu doğa.

Nietzsche’ye göre müzik açık biçimde Dionysosçu bir sanat alanıydı.

Schopenhauer bu argümana dayanarak, müziğin -en saf, sistemsiz biçiminde- insanları kendilik algılarından geçici olarak kopartabileceğini ve insanların kendilerini diğer insanlara ve parçası oldukları kozmik ekosisteme bağlayan her şeyle temasa geçmelerine olanak tanıyabileceğini savundu.

FİLOZOFA AÇILAN BİR PENCERE

Tabii ki bu açıklamalar müziğin tümüyle doğası gereği Dionysosçu olduğu anlamına gelmez.

Senfonideki her enstrümanın çıkardığı sesle başka bir şeyi temsil ettiği Wagnerci bestelerden; şarkı sözlerinin, eşlik ettiği melodilerin öne sürdüğü düşünce ve duyguları anlattığı modern pop müziğe kadar birçok müzik türü, Nietzsche tarafından sadece bir kusurlarından ötürü bile Apolloncu kabul edilirdi.

Apolloncu besteciler için Nietzsche şöyle düşünüyordu:

“Kusurlu müzik, fenomenlerin -örneğin bir savaşın veya denizde oluşan bir fırtınanın- sahtekârlıkla taklit edilmiş hâlidir ve böyle olunca da tüm mitopoetik gücünü kaybetmiştir. Çünkü bizi yalnızca yaşam, doğa ve bazı ritmik figürler arasındaki yüzeysel benzerlikleri aramaya zorlayarak hoşnut etmek istiyorsa (…) artık mitik olanı kavrayabilecek durumda değiliz demektir.”

Nietzsche’ye göre, Dionysosçu sanat; Apolloncu tanımlama, kategorize etme ve anlama arzusuna karşı çıkar. Nietzsche’nin besteleriyle anlatmaya çalıştığı “mitopoetik güç”, doğası gereği bilinemez. Nietzsche şöyle devam eder:

“Çünkü mit, sonsuzluğa bakan eşsiz bir evrensellik ve hakikat örneği olarak görülmek ister.”

Arkadaşı Richard Wagner’i uluslararası bir üne kavuşturan türden bir istikrardan yoksun olan Nietzsche, müzik tutkusunu bir kariyere dönüştürmeyi asla başaramadı. O müziğiyle hatırlanmazken modern okuyucuların Nietzsche’yi anlamalarını en iyi biçimde sağlayan şey, işte tam da bu yaratıcı eserleri olmuştur.

Onun müzik eserleri, felsefesine açılan bir pencere görevi görmüştür.

 


 

Bu makale, Sosyolog Ömer YILDIRIM tarafından www.felsefe.gen.tr için derlenerek çevrilmiştir.

Derleme için kaynak metin: How Nietzsche’s love for music influenced his philosophy

Çeviri: Sosyolog Ömer YILDIRIM

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...