Felsefe hakkında her şey…

Mehmet İzzet’in sosyolojisi

01.01.2023

Mehmet İzzet, sosyolojiyi toplumsal olaylara ait şüphelerini, belirsiz endişelerini bir derece azaltan son çare, bir ilaç gibi kullanır. İzzet yazılarında ilmî ve sosyolojik gözlem yaptıktan sonra lehte ve aleyhte her şeye, her kaynağa müracaat ettikten sonra yeni bir soruya, yeni bir bilinmeyene doğru yönelir. Ona göre kafanın asıl fonksiyonu hâlletmek değil, yeni düşünceler ortaya koyabilmektir. İzzet sosyolojiden olgusal bir şey olarak bahseder. Fakat amaç bir ispata ulaşmak değil, bu olumlu şeyin, olumsuz sorunlarını göstermektir. “İçtimaiyatın Noksanları” adlı makalesi bu zihnî yönelmenin yoğunlaşmış bir ürünüdür (İsmail Hakkı, 1931: 15).

İlimlerle halledilmeyen sorunların genelde felsefeye bırakılması kanaati geçerli ise de Mehmet İzzet, bu konuda incelik ve idarecilik göstererek felsefe ile ilim arasında bir uçurum kabul etmek yönüne gitmez ve cemiyet ilminin, cemiyet felsefesi ile ilişkisini ortaya koyarak sorunu bu açıdan halletmek ister. Cemiyet ilmi de belli bir cemiyet içinde, toplumsal şartlar altında geliştiğinden toplumsal vicdanın görüntüsünü ifade eder (İzzet, 1927d, Akt: Değirmencioğlu, 2002: 262). Yani cemiyet ilminin sonuçları da diğer toplumsal olaylar gibi hâkim toplumsal görüşlerden etkilenir. Mehmet İzzet, Durkheim sosyolojisinin zorunlu bir sonucu olarak geliştirdiği bu görüşün tam bir toplumsal rölativizme kaydığı ve böylece dayanacak hiçbir temel kalmadığını hissederek sosyolojinin iddialarını yine kendi silahı ile çürütür:

“Durkheim sosyolojisinin büyük adam görüşü çağdaş hayatta hâkim bulunan bir takım toplumsal görüşlerin sonucudur. Bu düşünceler bize gösteriyor ki, büyük adamlar hakkında bugün sosyologların ileri sürdükleri fikirler gereksiz değil, belki de bugün gözlemlenen ilimde, sanayide, siyasette, iktisatta kabul edilen genel eğilimlerin ürünüdür. İlim büyük adamın büyüklüğü ile değil, adamlığı ile meşgul olabilir. Bugünkü toplumsal akımlardır ki, ilmi gidişlerdir ki bu bilimsel bakışla yetiniyor. Bugünkü hayatta büyük adamı görmüyoruz” (İzzet, 1928: 2-7).

Bu durum bir fikir durgunluğudur. “Büyük adamların fazla olmayışının nedeni maddi ve iktisadı koşullarda değil, toplumsal, daha doğrusu siyasi koşularda aranmalıdır” diyen İzzet, Gökalp’i buna örnek verir. Ona göre Ziya Gökalp “İttihat ve Terakki Fırkası”nda vatani işlere vaktinin çoğunu ayırmamış olsaydı, daha kıymetli toplumsal eserler bırakabilirdi (İzzet, 1927e, Akt: Değirmencioğlu, 2002: 249). İzzet burada Durkheim gibi düşünerek “sosyoloji kuramsal ilim olmalı, siyaset onun uygulamasını teşkil etmelidir”der. Sosyolojinin siyaset üzerinde etkili olması için toplumun o döneme ait sorunlarıyla daha fazla meşgul olması gerekliliğinin altını çizer. Çünkü ona göre halk, eski zamanlara ait hikâyeler değil, bugünkü siyasi sorunlarına çözümler beklemektedir.

Kaynak: TÜRK SOSYOLOGLARI, s. 23-28, T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2915 AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1872

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...