Medya Nedir? Medyayı Nasıl Anlayabiliriz?

felsefe Nedir

Türkçedeki medya kelimesi İngilizcede araç, orta, ortam, aracı anlamlarına gelen medium (Latincede medius) kelimesinin çoğuludur.

Bu kelimeyi karşılamak üzere yakın zamana kadar kitle iletişim araçları kavramı kullanılmış olsa da günümüzde medya sözcüğü çok daha yaygın bir kullanım alanı kazanmıştır.

Peki, kitle iletişim araçları ya da medya deyince hangi iletişim araçlarını anlamamız gerekiyor? En geniş anlamında kullanıldığında kitaplar, gazeteler, dergiler, broşürler, reklam panoları, telefon, cep telefonu, VCD, DVD, radyo, sinema, televizyon, İnternet gibi iletişim araçları söz konusudur.

Ancak bu ünitede medya dendiğinde esas olarak “kitle medyası,” kitlesel düzeyde erişime imkân veren ve geniş toplum kesimlerine ulaşabilen araçlar, özellikle radyo, gazete, televizyon ve İnternet kastedilmektedir. Dolayısıyla medya dediğimizde medyanın hitap ettiği/ulaştığı kitle, yani izleyiciler; hitap ederken aktardığı içerik ve de bu içeriği üreten/oluşturan bir kurumsal yapıdan söz ediyoruz. İşte
özel olarak medyayı, genel olarak medya-toplum ilişkisini anlamak için bu üçlü sacayağını göz önünde bulundurmamız gerekiyor.

Her ne kadar “izlemek” mastarı seyretmeyi, görmeyi ifade etse de medya çalışmalarında “izleyici” sözcüğü tüm medya kitlesine, yani bütün medya tüketicilerine karşılık gelecek şekilde kullanılmaktadır. Dolayısıyla izleyici dendiğinde gazete-dergi okurları, radyo dinleyicileri, İnternet kullanıcıları ve televizyon izleyicileri düşünülmelidir. Peki izleyici olmak nasıl bir durumu anlatır? Farklı bir şekilde sorarsak izleyici olmak, izlenen medya ne aktarıyorsa, ne gösteriyorsa onu olduğu gibi kabul etmek anlamında edilgen bir konuma mı karşılık gelir? Yoksa izleyici olma konumunda, izlenen medyadaki içerikleri daha aktif bir şekilde değerlendirme ve yorumlama boyutu mu söz konusudur? Diğer taraftan izleyiciler medyayı farklı amaçları için kullanıyor olabilirler mi?

Medyanın içeriğine geldiğimizde ise acaba medya içeriği basitçe bir noktadan diğerine aktarılan yazılı ve/veya görsel imgelerle mi sınırlıdır, yoksa bu içerik bir toplulukta yaşayanlar arasındaki toplumsal ilişkilere katkıda mı bulunur? Medya içeriğinin izleyiciler arasında bir “referans çerçevesi” oluşturması söz konusu mudur?

Referans çerçevesi: Bu terim ile mesajların doğrudan anlattıkları şeyler değil de kendilerini “anlamlı kılan” gizil varsayımlar kastedilmektedir.

Son olarak kurumsal anlamda medya dediğimizde ise öncelikle günümüzde medyanın kâr amacıyla işleyen kuruluşlar olduğunu göz ardı etmemeliyiz. Dünyada ve Türkiye’de medya kuruluşlarının büyük çoğunluğu, doğrudan meslekle ilişkisi olmayan sermayedarların elindedir. Ancak “mutfakta” ise medya profesyonelleri yer almaktadır. Bu durumda medyayı kimler yönetmektedir? Kurumsal olarak medyanın yönetimi sadece onun mülkiyetini elinde bulunduran işverenlerin kontrolünde midir? Eğer öyleyse siyasi iktidarların medya üzerindeki doğrudan ya da dolaylı baskısı nereye konmalıdır? Diğer taraftan Türkiye’de RTÜK (Radyo-Televizyon Üst Kurulu) örneğinde olduğu gibi denetleme/düzenleme kuruluşlarının medyaya yönelik müdahaleleri yok mudur? Peki, medya sektörü dışındaki büyük holdingler gibi diğer güç odaklarının medya kuruluşları üzerinde doğrudan ya da dolaylı kontrolü nasıldır? (Nalçaoğlu, 2003:43-55).

Gördüğünüz gibi şimdilik yanıtlardan çok sorular ön plana çıkmış durumda. İlerleyen bölümlerde ise bu sorulara farklı yaklaşımlar ekseninde çok boyutlu bir tartışma içinde yanıt aranacaktır.

Kaynak: T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2387, AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1384

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*