Marx: Komünist Manifesto

felsefe Nedir

İnsan türünün karmaşık tarihi tek bir formüle indirgenebilir mi?

19. yüzyılın en büyük düşünürlerinden biri olan Karl Marx için bunun cevabı evetti. En ünlü eseri “Komünist Manifesto”nun ilk bölümüne, tüm tarihsel değişimlerin, hâkim (yukarı) ve bağımlı (aşağı) sosyal sınıflar arasında sürüp giden çatışmanın sonucu olduğunu ve bu çatışmanın köklerinin ekonomide yattığını öne sürerek başlar. Marx toplumun çağlar boyunca süren doğası hakkında eşsiz önemde bir anlayış kazandığına inanır. Tarihe ilk yaklaşımlar bireysel kahramanlar ve liderlerin rolünü vurgulamış veya fikirlerin oynadıkları rollerin üzerinde durmuşlardır. Ancak Marx aralarında Antik Çağ’daki efendi ile kölelerin, Orta Çağ’daki lordlar ile serflerin ve modern işverenler ile işçilerinin aralarındaki birbirini izleyen sınıf çatışmalarına odaklanmıştır. Ve sınıflar arasındaki bu çatışmaların devrimsel değişimlere neden olduğunu öne sürmüştür.

Marx, Manifesto’yu 1830’ların sonlarında her ikisi de Almanya’da akademik felsefe çalışırlarken tanıştığı Alman filozof Friedrich Engels‘le birlikte yazmıştır. Engels maddi destek, fikirler ve olağanüstü yazma becerisini ortaya koymasına rağmen ortak yayımlarının arkasındaki gerçek dehanın Marx olduğu kabul edilir. 1840’ların başları ve ortalarından itibaren tuttukları özel notlarda Marx ve Engels önceki filozofların dünyayı yorumlamanın peşine düştüklerini, oysa kendilerinin amacının onu değiştirmek olduğunu vurgularlar.

1850’ler ve 60’lar boyunca Marx, aralarında 40 sayfalık bir kitapçık olan “Komünist Manifesto”nun da bulunduğu pek çok kısa dokümanda fikirlerini olgunlaştırır. Manifesto -bir grup küçük ve nispeten yeni, radikal Alman sosyalisti tarafından ortaya konan yeni bir inanç sistemi olan- komünizmin değerlerini ve siyasi programını açıklamaya yöneliktir. Toplumun doğrudan çatışma içinde olan iki sınıfa indirgendiğini öne sürer; bunlar burjuva (sermaye sahibi sınıf) ve proletaryadır (işçi sınıfı).

“Burjuva” kelimesi Fransızca genel halk tabakasından yükselerek kendi işine sahip olmuş ve onu yürüten mülk sahibi tüccar anlamındaki “burgeis”ten veya kentli ve vatandaş anlamlarına gelen “burgher”den türemiştir.

Marx Amerika’nın keşfinin ve sömürgeleştirilmesinin Hint ve Çin pazarlarının açılmasının, ticaret yapacak mallardaki artışın 19. yüzyılın ortalarından itibaren ticaret ve sanayide neden olduğu hızlı gelişmeyi anlatır. Zanaatkarlar artık yeni pazarların artan ihtiyaçlarını karşılayacak miktarda malı üretememişler ve onların yerini üretim sistemleri almıştır. Manifesto’nun da söylediği gibi, pazarlar büyümeye ve talepler artmaya devam etmektedir.

Marx tüm bu ticareti kontrol eden burjuvanın, insanlar arasında çıplak bir çıkar ilişkisinden, duygusuz bir nakit alışverişinden başka bir bağ bırakmadığını öne sürer. İnsanlar bir zamanlar kim olduklarıyla değerlendirilirken burjuvalar artık kişisel değerleri ticari değerlere indirgemişlerdir.

Ahlaki, dini ve hatta duygusal değerler bir yana bırakılmış —bilim insanlarından ve hukukçulardan rahiplere, şairlere kadar— herkes para ödenen çalışanlar konumuna getirilmişlerdir. Marx burjuvanın, dini ve politik “yanılsamalar”ı kaldırıp yerine “çıplak, utanmaz, doğrudan, hayvani bir sömürü” getirdiğini yazar. Bir zamanlar hatun özgürlüklerini koruyan ayrıcalıkların, “vicdansız bir özgürlük — Serbest Ticaret” uğruna bir kenara atıldığını ileri sürer. Marx’a göre bu durumun tek çözümü ekonomik üretimin tüm araçlarının (arazi, hammadde, gereçler ve fabrikalar gibi) ortak mülkiyet haline gelmesi ve bu şekilde toplumdaki her bireyin kendi kapasitesine göre çalışıp gereksinimlerine göre tüketmesidir. Bu, zenginlerin yoksulların sırtından geçinmesini engellemenin tek yoludur.

Komünist Manifesto’nun insanlık tarihinin burjuva ve proleter sınıfının da doğmasına neden olan genel bir açıklamasının yanında politika, toplum ve ekonomi hakkında pek çok iddiası vardır. Örneğin kapitalist sistemin sadece sömürüye dayanmakla kalmayıp aynı zamanda finansal açıdan doğası gereği tekrarlanan ve giderek daha da vahşileşen ticari krizlere, artan iş gücü ihtiyacına ve gerçekten devrimci bir proleteryanın ortaya çıkışına neden olacak kadar istikrarsız olduğunu savunur. Ve bu devrimci sınıf tarihte ilk ke insanlığın bu kadar büyük bir çoğunluğunu temsil etmektedir.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*