Kropotkin ve Anarşizm

Kropotkin, Etik ve İnsan Doğası

Kropotkin’in etik anlayışına bakacak olursak. Ona göre ahlak metafiziksel dogmalardan kurtarılıp bilim olarak incelenmesi en doğrusudur. Ayrıca biraz daha derine inecek olursak Kropotkin’in her ne kadar Bakunin ve Marx gibi isimlerden etkilenildiği söylense de Darwin’den de çok fazla etkilenmiştir. Darwin, çoğu hayvanda içgüdüsel bir sosyalleşme olduğunu söyleyen ilk kişidir. Buna karşılık Darwin’in güçlü olan hayatta kalır tezine karşılık olarak insanlar arasındaki birliğin mücadele ile değil “karşılıklı yardımlaşma” adını verdiği kavram ile güçlü ve uyumlu bir toplumun mümkünlüğünden bahseder.

Kamu ahlakı dinden ve yasadan bağımsızdır. Ahlak için dine ihtiyaç yoktur. Ama ahlak olmalıdır. Kropotkin’e göre, eğer herkes birini kandırmaya alışmışsa, birbirimizin sözüne güvenmeyeceksek, herkes birbirine düşman gibi davranırsa, toplum var olamaz. Karşılıklı yardımlaşma, türün varlığını sürdürmesi için rekabetten daha önemli bir koşuldur.

Kropotkin “Doğanın, insanın ilk etik öğretmeni olarak kabul edilmesi gerekir. Tüm sosyal hayvanlarda olduğu gibi insanda da doğuştan gelen toplum içgüdüsü, bütün bu etik kavramların ve ahlakın daha sonraki tüm gelişiminin kökenidir.” der ve anarşizmi destekleyen en temelli argümanı bu olur.

Anarşizm ve Toplum Yapısı

Kropotkin’in görüşüne göre, devrim yalnızca yıkmaktan oluşmaz, inşa etmek gerekir. Bunun için de halkın içinde inisiyatif sahibi insanlar olması gerekir.

Kropotkin’e göre işçi sınıfı her geçen zaman içerisinde sosyalist görüşü daha fazla benimsemiş ancak işverenlerin daha fazla sermaye elde etmesiyle beraber zengin ile fakir arasındaki sınıf farkı artmıştır. Bu sosyalist bilincin yerleşmesiyle işçi sınıfı bu uçuruma katlanmayı değil kendi arasında örgütlenmeyi tercih edecektir. Kropotkin bireyciliğin en iyi temelini komünizm olarak görür. Fakat bu bireycilik, mücadele temelli bireycilik değil, insan yetenekleri ve özgürlüğünü açığa çıkaran bireyciliktir.

Anarşizmin her zaman kaos ve kuralsızlık olduğundan bahsedilir ve otoriter bir devlet yapısıyla beraber polis teşkilatının bu problemleri çözeceği söylenilir ki Kropotkin bunun kanıtlanmadığını söyler. Şu anki medeni devletlerin zaman geçtikçe yaptığı şey de devletin hakimiyet alanını daraltmak, kendi haklarını azaltmak ve bireylere daha özgür bir yaşam alanı bırakmaktır. Kropotkin’e göre kişiler arasındaki işbirliği, sevgi ve destek arayışının verdiği sorumluluk dışında hiçbir şey bireyin özgürlüğünü sınırlandırmamalıdır.

Tarihte her zaman devleti görürüz -hatta Kropotkin devletten her şeye gücü yeten olarak bahsettiği de olmuştur- devleti okuruz, tarihi yazanlar devlet adamlarıdır, tarihte yazan şeyler devlet adamlarını veya onların yaptığı eylemleri anlatır. Her zaman aklımızda bir devlet olgusuyla baş başa kalmışızdır. Ancak devlet anarşistlere göre bireylerin haklarını koruyan bir kurum değil, çıkarları üzerine daha fazla güç elde etmek isteyen üst sınıfın kurguladığı bir olgudur.

Kropotkin ve anarşistler insanları iyi veya kötü olarak görmezler; oldukları gibi görürler. Ancak bu durumda devlet otoritesi en iyi insanı bile kötü kılmaya yeterlidir. Kropotkin devlette iki temel şeyin olduğunu söyler bunlar “güçler dengesi” ve “yetkililerin denetimi” dir.

Bu iki kavram halkı kandırıp onları adeta bir afyonla uyutmak için üst sınıf tarafından uydurulmuş formül olduklarını iddia eder. İktidarda bulunan kişilerin zeki olmadıklarını ve eğer olsalardı patronun işçisini ezmeyeceğini, fabrikanın zevk mekanı olacağını, işçilerin fiziksel çöküntüye maruz kalmayacağını, yargıcın, hapsettiği adamın karısını ve çocuklarının açlığına izin vermeyeceği bir ütopya kuracaklarını iddia eder.

Yönetme eyleminin bu tarz ütopyalarla dolu olduğunu söyleyen Kropotkin, iyilerin bile iktidardayken yozlaşıp hızla çürüyeceklerini bildiğini, bu yüzden anarşistlerin bu tarz hayaller kurmayacak kadar insanı iyi tanıdığını, insanı oldukları gibi kabul ettiklerini ve insanın yönetmesinden nefret ettiklerini ifade eder.

 

 

Anarşizmde Gelir Dağılımı

Özel mülkiyetin ve yoksulluğun yok edilmesiyle birlikte, insanı suçu iten dürtüler de Kropotkin’e göre azalacaktır öyle ki suçların yüzde yetmişi insan doğasının bozukluğundan değil, eşitsiz gelir dağılımından kaynaklanmaktadır.

Kropotkin, toplum yasalarını ihlal edenleri cezalandırmak için bir yönetimin gerekliliğinden bahsederken, ceza, hapishane ve celladın çözüm olmayacağını söylemektedir. Çare ise toplumun yeniden örgütlenmesidir. Ona göre, her yıl mahkemelere getirilen davaların yüzde yetmişi, zenginliklerin üretimi ve dağılımı açısından toplumun düzensizliğidir, insan doğasının sapkınlığının değil. Bireysel vakalara gelince, Kropotkin’e göre bu duruma da farklı çareler bulmak gerekmektedir. Çocuğu için gıda ve barınak arayan anne, pahalı eşya ve yiyeceklerle dolu bir vitrinin önünden geçtiğinde, zenginlerin köpeklerine, fakirlerin çocuklarından daha iyi baktığını görmesi kaçınılmazdır. Soylu bir kadının sadece elbiselerine bir yıllık insan emeği harcandığı da bir gerçektir. Para kazanmanın namuslu ve namussuz yolları birbirine karıştığı zaman elbette o zaman polise, yargıca ve cellada ihtiyaç duyulur. Burada bahsedilen yargıç veya diğerlerini bir birey olarak düşünmek biraz yanlış olabilir. Yargıçta asıl kast edilen şey bir adalet mekanizması ve insan doğasının yardımlaşmaya dayalı olan içgüdüsünü sağlayan bir yapı inşa etmek olarak düşünmek daha doğru olacaktır.

Kropotkin’e göre, eğer çocuklar sağlam bir eğitim  alırlarsa, üretimin üst düzeyini onlar yapar ve aşağılanmazlarsa, komşularımızın güçlük ve sıkıntılarına candan ilgi gösterirsek, polise de yargıca da hapishaneye de infaza da ihtiyacımız olmaz ve topluma karşıt eylemler henüz daha başlamadan engellenmiş olur.

Hazırlayan: Emre Evcil

Kaynaklar:

Kropotkin, Ekmeğin Fethi

Kropotkin, Karşılıklı Yardımlaşma

Kropotkin, Anarşi

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*