Felsefe hakkında her şey…

Kentleşmenin nedenleri

Kentleşmenin nedenleri

Kentler genel itibariyle üretim biçimlerindeki değişimle ortaya çıkmış ve üretim güçlerindeki gelişme ve dönüşüm ile de sürekli değişmektedir (Erkan, 2010: 40). Kısaca kent insanların ihtiyaçlarına paralel olarak ortaya çıkan yeni bir yaşam alanı olmuştur. İnsanlık tarihi göz önünde bulundurulduğunda diyebiliriz ki; insanlar ilk baştan itibaren kentlerde bulunmamaktaydı ve insanların ilk var oldukları zamanlarda kent olgusu henüz gelişmemişti. İlk çağlarda insanlar daha çok göçebe hayatı sürmekte ve doğada var olan gıdaları toplayarak tüketmekteydiler. Tarım ve hayvancılıkla uğraşmayan avcı ve toplayıcı insan toplulukları yerkürenin farklı bölgelerinde mevcuttu ve henüz toprağı işleyerek kendi yiyeceklerini yetiştirmeye başlamamışlardı. Bu açıdan bakıldığında insanoğlu kentleri hazır kurulu bulmamış; aksine uzun bir sürecin sonunda kendi ihtiyaçları, birbiriyle ilişkileri ve yaşam tarzları doğrultusunda sıfırdan oluşturmuşlardır.

Kentleşmeyi doğuran ve birbirinden etkilenen nedenleri, genel itibariyle ekonomik, teknolojik, siyasal ve psiko-sosyolojik nedenler olarak sınıflandırmak mümkündür. Kırsal alandaki verimin düşük olması, tarım arazilerinin parçalı yapısı, gizli işsizlik ve tarımsal mallardan elde edilen gelirin aile bireylerinin geçimini sağlamadaki yetersizliği gibi ekonomik tabanlı nedenler köyden kente göçü tetikleyen nedenlerdir. Nitekim, Türkiye’de de sözü edilen koşulların kentleşme hızını geniş ölçüde etkilediği görülmektedir. Sanayi devriminin getirdiği değişikliklerle beraber kentleşmenin hızlanması teknolojik gelişmelerle mümkün olmaktadır. Buhar gücü nüfusun fabrikaların yakın alanlarında birikmesine yol açarken, elektrik enerjisinin sanayide artan oranda kullanılması fabrikaların büyümesine ve çoğalmasına sebebiyet vererek hızla gelişen sanayi sektöründe işgücü ihtiyacını tetiklemiş ve bu gelişmeler de kentlerde hızlı biçimde nüfusun yoğunlaşmasına etkide bulunmuştur.

Kentleşme olgusu tarihsel süreç içerisinde özellikle sanayi devriminden sonra hem nitelik hem de nicelik olarak belirgin hale gelmiştir. Kentleşme, sanayileşmeye ve ekonomik gelişmeye koşut olarak kent sayısının artmasını ve günümüzdeki kentlerin ortaya çıkmasını sağlayan toplum yapısında, artan oranda örgütlenme, işbölümü ve uzmanlaşma yaratan, insan davranış ve ilişkilerinde kentlere has değişikliklere neden olan bir nüfus birikimi sürecidir (Keleş, 2002: 21-22). Sanayileşme, ekonomik gelişme ve kalkınma ile doğrudan ilişkisi olan kentleşme süreci meydana geldiği toplumun, ekonomik ve sosyo-kültürel alanında değişimler meydana getirmektedir. Dünya çapında kentleşme olgusu hızlı bir şekilde gerçekleşmiş ve halen de kentleşme hızı artarak devam etmektedir. Türkiye ve diğer gelişmekte olan ülkeler de bu hızlı değişime dahil olmuştur. Türkiye de 1950’li yılların başından itibaren artan bir kentleşme süreci içinde bulunmaktadır. Nitekim kırsal alanlardan ve orta büyüklükteki kentlerden büyük metropollere hızlı bir göç başlamış ve kırsaldaki nüfusu azaltarak, kentleri daha da kalabalık hâle getiren iç göç süreci halen devam etmektedir. Dolayısıyla iç göçler ve sanayileşme gibi nedenlerle köy ve kent nüfusu arasındaki denge de köy nüfusu ve kırsal yaşam aleyhine günden güne bozulmaktadır.

Kentleşme basit bir şekilde sadece bir nüfus hareketi olmayıp, genel itibariyle toplumun ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel alanlarında da büyük değişimler meydana getirmektedir. Bundan dolayıdır ki kentleşme sonucu meydana gelen değişim ve dönüşümün büyüklüğü, direk ve dolaylı etkileri ve olası sonuçlarının çok boyutlu oluşu konunun önemini ortaya koymaktadır. Sanayileşme ve beraberinde getirdiği kentleşme sürecinin ekonomik, sosyal, kültürel ve diğer birçok alana etki ettiği düşünüldüğünde toplumun yaşam kalitesi üzerinde doğrudan ve dolaylı etkileri olduğu görülmektedir. Zaman içerisinde daha iyi yaşam kalitesine ulaşma çabasında kentleşme ve sanayileşme olgularının nasıl şekillenebileceği ve bu süreçte ortaya çıkabilecek istenmeyen etkilerin ve çevresel sorunların giderilmesi için neler yapılabileceği kamuoyu nezdinde önem kazanmıştır.

Son yüzyıllarda özellikle 19. ve 20. yüzyılda meydana gelen kentleşme olgusu gelişmiş ve azgelişmiş ülkelerde farklı biçimlerde ortaya çıkmıştır. Gelişmiş ülkelerdeki kentleşme; üretimdeki, ticaretteki ve hizmetlerdeki sürekli büyümeyi gerçekleştiren teknolojik yeniliklere paralel olarak ortaya çıkmış ve sanayi devrimi ile birlikte tarımda başlayan yapısal değişim ve üretim artışı insan topluluklarının kentlerde toplanmasına yol açmıştır. Diğer taraftan, az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde kentleşme olgusu demografik, ekonomik ve toplumsal karakteristiği açısından farklı özelliklere sahiptir. Bu ülkelerdeki kentleşme, sanayileşmeden daha hızlı bir tempo ile ilerlemektedir. Bunun yanı sıra üretim sanayisinden çok hizmet sektörüne dayalı bir ekonomik yapıya sahiptir. Gelişmekte olan ülkelerde ise öncelikle hizmet sektörü gelişmekte ve kentler yalnız nüfus bakımından kentleşme tanımına uygun düşmektedir.

Gelişmiş ülkelerde kentleşme ile eş anlamlı olarak kullanılan kalkınmanın gelişmekte olan ülkelerde kentleşme olayını açıklamakta yetersiz kaldığı söylenebilir (Erkan, 2010: 68). Kentleşmenin temelinde öncelikle ekonomik nedenler yatmaktadır ve kentleşmenin ekonomik nedenlerinden sıklıkla kentlerin sunduğu ekonomik üstünlüklerin fazla oluşu karşımıza çıkmaktadır. Biri diğerinden etkilenen nedenler zinciri olarak, üretim araçlarının gelişmesi, belli yerleşim birimlerinde daha çok istihdam imkânının doğması ve işgücü için çekim merkezi oluşturması, emek arz etmeye hazır insan topluluklarının buralara gelmesini tetiklemiş ve kentler yeni cazibe merkezleri olarak modern dünyada yerini almıştır.

Kaynak: ÇEVRE SOSYOLOJİSİ, s. 55-56, T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 4026 AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 2808

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...