Hans Jonas ve Sorumluluk Etiği

Felsefe Genel
Felsefe Genel

Hans Jonas “Sorumluluk İlkesi” adını verdiği kitabında, Kant etiği türünden etiklerin günümüz sorunlarıyla başa çıkmada yetersiz kaldıklarını, yeni bir etiğe gereksinim olduğunu vurgular.

Bunun nedeni ise teknolojik devrimdir. Teknolojinin bugün ulaştığı düzey, insan eylemlerinin doğasının değişimine yol açmış, bu da yeni bir etiği gerekli kılmıştır. Teknoloji çağının ortaya çıkardığı sorunlarla baş edebilecek, yeni teknik uygarlığa uygun düşen yeni bir etiğe gereksinim duyulmaktadır. Jonas’ın Sorumluluk Etiği işte bu gereksinime yanıt olarak geliştirilmiştir.

Jonas kendisine kadar olan tüm etik görüşlerinin kimi kabullere, aksiyomlara dayandığını, bu kabullerin hiç tartışılmadığını düşünün Bu kabuller şunlardır:

  1. İnsan ve diğer şeylerin doğasının belirlediği insanın durumu, ana çizgileriyle hep aynı kalmıştır.
  2. Bu temelden hareketle insan için iyi olanın ne olduğunun kolay ve açıkseçik biçimde saptanabilir.
  3. İnsanın eylemlerinin etkilerinin nereye kadar uzanabileceği ve buna bağlı olarak da insanın sorumluluğunun sınırları kesin bir biçimde belirlenmiştir (Jonas 1984, s. 15).

Bu kabuller etik yapmanın da temelini oluşturmuş, etik bunlara dayalı olarak yapılmıştır. Jonas bu kabullerin günümüzde geçerli olmadığını söyler. Yeni bir etik kitabı yazmasının temel amacı da bunu göstermek ve değişen koşullara uygun, çağın gereksinmelerine yanıt veren yeni bir etik görüşün temellerini atmaktır.

İnsanın yapma gücünde bazı değişiklikler, insan eyleminin doğasını değiştirmiş; bu da etik eylemle ilgili olduğundan, bu etikte bir değişimi zorunlu hale getirmiştir. Bu değişim eylem alanının genişlemesi biçimde gerçekleşen nicel bir değişim olmayıp çok daha köklü bir değişim olduğundan, yeni bir “etik sorumluluk” boyutunu da ortaya çıkarmıştır. Jonas insan eylemlerinin doğasını köklü bir dönüşüme uğratan şeyin teknik olduğunu söyler. Modern tekniğin insanın eyleme gücünde yarattığı değişiklikler, yeni etik nesneler ile yeni etik sorumluluklar da beraberinde getirmiştir. Bu yeni sorunlarla baş etmede ise insan merkezli geleneksel etik çok yetersiz kalmaktadır. Bunun temel nedeni geleneksel etiklerin kendilerini insanla ve onun dünyasıyla sınırlamalarıdır.

  1. İnsan dışındaki dünyayla olan ilişki, yani tüm techne alanı, etiğin konu alanı dışında bırakılmış, insan yapıp etmelerinin insan dışındaki nesnelere etkileri etiğin ilgi alanı dışında tutulmuştur.
  2. Bu nedenle etiğin ilgi alanı, insanın kendisiyle ilişkisini de kapsayacak biçimde, insanın insanla ilişkisiyle sınırlandığı için tüm geleneksel etikler insanmerkezcidir.
  3. Bu alandaki eylemlerde ise insan varlığı ve onun temel durumu özünde değişmeyen bir şey olarak görülmüş, insanın techne tarafından köklü değişime uğratılabileceği düşünülmemiştir.
  4. Eylemlerin peşinde oldukları iyilik veya kötülükler, ya praksisin kendisinde olan ya da onun yakın erişim alanında yer alan şeylerle ilgili olarak düşünülmüş, ama onlar asla uzak planlamalarla ilgisinde düşünülmemiştir.

Eylemlerin uzun erimli sonuçları ise rastlantılara, kadere veya tanrıya havale edilmiştir. Buna uygun olarak geleneksel etik, Jonas’a göre, burada ve şimdi olanla, insanlar arasındaki ilişkilerle, özel ve kamusal yaşamda ortaya çıkan ve tekrar eden tipik durumlarla ilgilenmiştir.

Ama bugün modern tekniğin gelişmesiyle her şey değişmiştir. Artık yapılan işlerim etkileri ya da sonuçları bugünle sınırlı kalmamaktadır. İnsanın teknik müdahalesi, doğaya geri dönüşü mümkün olmayan zararlar vermeye başlamıştır. Bu durumdan yalnız yaşayan insanlar değil, gelecek kuşaklar, hatta tüm canlılar etkilenmektedir. Böylece doğa yeni bir sorumluluk kategorisi olarak etik dünyasına katılmıştır. Bugün insanlara karşı olduğu kadar doğaya karşı da etik sorumluluk taşımaktayız. Bu nedenle, Jonas’a göre, etik artık insanlar arası ilişkiler yanında, doğa üzerine de düşünmek durumundadır. Eylemde bulunan kişiler, eylemlerinin ileride ortaya çıkabilecek, amaçlanılmayan ve olası sonuçlarını da dikkate almak zorundadırlar. Bu ise kişinin kendisinin sahip olduğu bilginin ve iyi istemeye dayanmasının ötesinde uzmanlık bilgilerine de gereksinim duyduğunu göstermektedir. Jonas’a göre iyi istemeye dayalı eylemi, yalnız yakın çevreyi oluşturan kişilerle ilişkileri esas alan ve eylemin uzun erimli sonuçlarını hesaba katmayan bir etik, çağın sorunlarıyla baş etmekten çok uzaktır.

Kaynak: T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2356, AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1353, Prof. Dr. Sevgi İYİ, Prof.Dr. Harun TEPE

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*