Ioannes Scotus Eriugena Kimdir?

felsefe Nedir

Panteizm kokan felsefesiyle Erigena, kendisinden sonra gelen Cusanus, Bruno, Spinoza gibi filozoflarla kimi yönlerden benzer görüşler savunmuştur.

İrlanda’da doğan Erigena, öğrenimini de burada tamamladıktan sonra 845 yılında Fransa’ya gitmiştir. Bilgisi bakımından çağının en önemli kişilerinden biri olan Erigena, “De Praedestinatione”yi (Alın Yazısı Üzerine) yazmıştır.

Bu eserde insanın yazgısının önceden belirlenmiş olduğu görüşüne karşı çıkarak sorunun çözümünün geleneksel otoritelerde ya da kilise babalarında aranmamasını, sadece aklın gücüne başvurmak gerektiğini savunmuştur. Burada ileri sürdüğü düşüncelerden dolayı Erigena, 855 ve 859’da toplanan Valence ve Langres konsillerince mahkûm edilmiştir. Fakat Fransa kralı II. Charles’ın korumasıyla verilen ceza uygulanmamıştır.

Erigena, Yunan kilise babalarından bazılarının yapıtlarını; Corpus Areopagiticum’u, Maximus Confessor’un De Ambiguis‘ini (Anlaşmazlıklar Üzerine), Nissa’lı Gregorius’un Dehominisopificio‘sunu (İnsanın İşi Üzerine) Latinceye çevirmiştir. 866 ya da 867’de kaleme aldığı De Divisione Naturae (Doğanın Bölünmesi Üzerine) en önemli eseridir. 865-870 yılları arasında ise Corpus Areopajjiti Cum’daki kimi sorunları çözümlemeye çalışan Expositiones SuperIerarchiam Caeiestem (Göksel Sıradüzeni Üzerine Bildiriler) ile Yuhanna İncili’ne ilişkin bir açıklama yazmıştır. Erigena’nın 877 sıralarında keşişlerce öldürüldüğü de ileri sürülmüştür.

Diyalog biçiminde yazılmış olan DeDivisione Naturae de Erigena’nın geliştirdiği düşünceler bir yandan Pseudo Dionysios, Maximus Confessor, Augustinus ve Nissa’lı Gregorius’un etkisindedir. Öte yandan da Aristoteles’in Kategoriler ine ve DeInterpretstione’sine dayalı bir diyalektiğin etkisindedir. Erigena, varolan ve var olmayan her şeye “doğa” der. Ancak doğada var olanların varlıklarının mutlak değil, göreli bir varlık olduğunu iddia eder. Bu biçimiyle duyularımızla fark edemediğimiz ve zihnimizle düşünemediğimiz şeyler de doğanın içindedir. Dolayısıyla ona göre doğanın bölünmesini dile getirmek, onun işleyiş biçimini ortaya koymaktan başka bir şey değildir. Erigena’ya göre zihnin var olanların yapısını yansıtabilecek bir yapısı, işleyişi vardır. Zihin, evrenin diyalektiğini kavrayabilir. Bu nedenle Erigena’nın yaptığı bir tür metafiziktir.

Doğanın en üst basamağı, “yaratan ve yaratılmayan doğa” diye belirlenen Tanrı’dır. Tanrı’nın özü bilinemez. Bu bilinemezlik mutlak anlamda bir bilinemezliktir. Sadece insan zihni için söz konusu olan bir bilinemezlik değildir. Dolayısıyla Tanrı hem mutlak aşkınlığı içinde dile getirilemez hem de insanın anlayabildiği ve düşünebildiği her şeyden bütünüyle başka, tek asıl gerçekliktir. İnsanın Tanrı hakkında bir şey söylemesi olanaksızdır. Çünkü onu en uygun bir biçimde gösteren bir ad yoktur. Tanrı’yı yaratılmış her tür şeyden ayırarak duyu dünyasındaki nesneler gibi olmadığını söylemekle onun aşkınlığı konusunda ancak bir sanı elde edilebilir.

Tanrı’yı anlamak üzere çok çeşitli önermeler kurulabilir, ama bu önermeler çelişik gibi görünür. Tanrı, “her şey”in dışına konamaz, çünkü bu durumda “her şey” denilen bir şeyin varlığı anlaşılamaz ama öte yandan Tanrı her şey ile bir birlik de oluşturmaz. Çünkü her şey sınırlarıyla belirlenmiştir oysa Tanrı bunu aşar. Öte yandan Tanrı’nın birliği ve kutsal üçleme simgesel sözcüklerdir: “Birlik”, ilkenin yalınlığını ve bütünsel oluşunu; kutsal üçleme ise birliğinin kısır bir birlik değil, dinamik bir birlik olduğunu gösterir. Ama Tanrı konusunda söylenen her şey, hakikat için ipucu bulmaya çalışmaktan öte bir şey değildir. Tanrı hiçbir biçimde hiçbir kategoriye girmez. Çünkü bu kategorilerle insan ancak sonlu olanı anlayabilir.

Tanrı konusunda, “Vardır.” denilebilir, ama “Var olandır.” denilemez. Ayrıca “Vardır.” dendiği anda da onun varlıktan öte olduğu söylenir. Tanrı’ya ilişkin olarak kullanılan değişik sıfatlar, insan bilgisinin eksikliği yüzündendir. Tanrı’yı ancak kendisi bilebilir; çünkü o, mümkün bütün kategorilere aşkındır. Bu anlamda Tanrı varlıktan çok hiçlikle birleşir, öte yandan her şeyin en yüksek nedenidir. Bundan dolayı hiçbir şey onun dışında olamaz. Var olan her şey O’ndan, O’nda ve O’na doğrudur. Tanrı her şeyin başlangıcı, ortası ve sonudur. Bütün varlıkların Tanrı’da olması, bütün varlıkların Tanrı olması demektir ve bunun için, “Tanrı her şeydir ve her şey Tanrıdır.” Erigena’ya göre Tanrı’nın hem nesnelere aşkın olması hem de Tanrı’nın nesnelerde içkin olması çelişik değildir. Ona göre Tanrı her şeyi yaratırken aslında her şey hâline gelmiştir. Yaratma; Tanrı’nın isteğine bağlıdır, doğal bir süreçtir ve mutlak iradenin sonucudur.

Erigena görüşlerinde yer alan ve var olanda da bizzat olduğunu iddia ettiği bütün bu aykırılıklara hep birbirini tamamlayıcı ögeler olarak bakar, ama Yunan doğa görüşü ile Hristiyan dogmasının yoktan var eden Tanrı kabulü arasındaki çelişki pek çok Orta Çağ düşünürü için olduğu gibi Erigena için de söz konusudur. Doğanın ikinci bölümü, “yaratılan ve yaratan doğa”dır: Doğanın ikinci bölümü çok geniş olmakla birlikte insan zihni için kavranılabilirdir.

Bu bölüm nesnelerin ilk nedenleri; başsız sonsuz ilk idealar, ilk örnekler, nesnelerin ilk modelleridir. Bu doğa kendinden aşağı basamakta ne varsa hepsini, zaman ve mekân içindeki nedenleri, nesnelerin olanağını içinde taşıyan biçimden bağımsız maddeyi yaratır. İlk örnekler değişmezdir ve bütünlük taşırlar. Tanrı sözü ile ilk örnekler zamandaştır, ama nedenleri yaratan Tanrı sözüdür hem de bu nedenler Tanrı’nın içindedir ve Tanrı’dan gelir. Başka deyişle babada sonsuz olan sözde ilk nedenlerin, idelerin hepsi bulunur. Bunlar, türler ya da sonsuz biçimlerdir. Erigena’ya göre Tanrı’dan gelen ilk pay iyilik, ikincisi kendinde öz, üçüncüsü kendinde yaşam, sonra düşünce, akıl, bilgelik, erdem, hakikat gelir. Aslında ilk nedenler sonsuz sayıdadır.

İlk gelen, iyi ideasıdır; çünkü yaratmanın ve varolmanın nedeni Tanrı’nın iyiliğidir; Tanrı yarattıklarına varlık verir, çünkü iyidir. Ama ilk örnekler arasındaki bu sıralama bizim zihnimizdedir, aslında bu ilk örnekler arasında kendinde bir basamaklanma söz konusu değildir. İdealar yaratılmıştır; ancak idealar yaratıcısıyla az ya da çok sonsuzluk ilişkisi içindedir. Sonsuzluk her zaman Tanrı’da bulunan bir sonsuzluktur.

Dünyanın ve insanın da içinde bulunduğu üçüncü doğa, “yaratılan ve yaratmayan doğa”dır. Bu bölüm, doğan ve yokolan nesnelerin hepsini içerir; bu nesneler “hiç bir şey”den, ama yine de Tanrı sözünde yaratılmışlardır. Hiçbir şeyden yaratıldıkları için bir başlangıçları vardır, Tanrı sözü içinde yaratıldıkları için de başsız sonsuzdurlar. Sonlu olan şeyin tanımı ancak yer ve zaman kategorileri aracılığıyla yapılır. Zaman ve yer, mantıksal olarak cismin özünden önce gelir.

Cisimler dünyasında, başka deyişle doğanın bu üçüncü bölümünde, insanın özel bir yeri vardır. İnsanın kökeni, tözü Tanrı’da sonsuzca bulunan insan idesindedir. İnsan dünyadaki en soylu ve en aşağı yönleri kendinde toplayan, bedenden ve ruhtan oluşan bir “mikrokosmos”tur. İnsan ruh ve beden olarak anlaşılır ama özde onu oluşturan şey ruhtur. Erigena, “Biz ruhuz, ama beden biz değil.” der. İnsan özgürlüğü Erigena’ya göre Tanrı kayrası olmadan düşünülemez. Çünkü Tanrı kayrası eklenmediğinde insan özgürlüğü kötüyü de yapabilir. Kötü, ona göre insan özgürlüğünün sonucudur.

Ruha sahip olan insan, başlangıçta bedenlidir ve kendine yöneldiği için de düşmüştür. Aslında insan Tanrı’ya benzer biçimde yaratılmış fakat ondan uzaklaşmıştır. İnsan başlangıçtaki durumuna, Tanrı’ya benzeyen durumuna dönmek için özel bir çaba harcamak zorundadır. Erigena’ya göre insanın akıllı ruhu, maddesel ve bedensel isteklerin etkisiyle parçalanmıştır. Sadece bedensel şeylerle ilgilendiğinde bu parçalanmışlık son aşamasına ulaşır. İşte bu parçalanmışlıktan kurtulmak Tanrı’nın kayrası ile olacaktır.

İnsanın Tanrı’ya dönmesi de çeşitli basamaklardan geçer: Beden kendini oluşturan dört ögeden ayrılır ve sonra yeniden doğuşla herkes kendi bedenine girer yani sonunda beden ruh hâline gelecektir. Daha sonra insanın bütün doğası ilk nedenlerine dönecektir ve her şeyle birlikte, nedenleriyle birlikte Tanrıya ulaşmaya çalışacaktır. O zaman Tanrı her şey içinde her şey olacaktır. Tanrı dışında hiçbir şey olmayacaktır.

Son doğa bölümü, “ne yaratılan ne de yaratan doğa”dır. Bu bölüm, bir dönüş sürecinin sonu olan Tanrı olarak anlaşılmaktadır. Bu dönüş süreci içinde insan özel bir önem taşır ama söz konusu olan evrensel bir dönüştür. Var olma, Tanrı’dan çıkıp her yana yayıldıktan sonra gizli bir devinimle kendi kaynağına dönecektir. Doğa, çember hâlinde ve oluşunun son bulduğu yerde yeniden başlangıcının olanağını taşır; doğanın içinde son, başlangıçla birleşir. Dönüş, aynı zamanda görünen dünyanın silinmesidir. Bu dönüş sırasında bütün ilineksel ayrımlar yok olur, her tür bireysellik ortadan kalkar ve bütün yaratılan yaratan hâline gelir. Erigena’nın öğretisi içinde Yeni Platoncu etkiler taşır. Yukarıda anlatılanlardan da bu etkiler açık olarak fark edilecektir.

Konu Başlıkları

Konu Başlıkları

Hazırlayan: Sosyolog Ömer Yıldırım

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*