İbni Haldun’un Kültür Bilimlerine Katkısı

felsefe Nedir

Büyük bir İslam bilim adamı ve düşünürü olan İbni Haldun, Tunus’ta doğdu. İyi bir eğitim aldı. Hem pozitif bilimlerde hem de dini bilimlerde kendini geliştirdi. Değişik kamu görevlerinde bulundu, kadılık yaptı. Seyahatlerde bulundun, değişik coğrafyaları, toplumları ve yaşam biçimlerini gözleme imkânı yakaladı. En önemli eseri Mukaddime’dir.

İbni Haldun, modern sosyoloji yaklaşımlarına benzer pekçok fikre sahip klasik bir düşünürdür. Toplumsal olanın bilimsel açıdan incelenmesini, ampirik araştırmayı ve toplumsal fenomenlerin nedenini aramayı yeğlerdi. Çeşitli toplumsal kurumlara ve bunların aralarındaki ilişkilere dikkat çekti. Onun büyük tarihsel önemi keşfedildikçe sosyoloji üzerindeki etkisi daha da belirginleştir (Ritzer, 2011: 6).

İbni Haldun’un tarih, sosyoloji, tarih felsefesi, antropoloji, edebiyat disiplinleri arasındaki konumu gerçekten parlaktır. Çağdaş düşüncenin ‘kutup yıldızlarından biri’dir (Meriç, 1984: 227). Dönemi için çığır açıcı eserinde farklı sosyal bilim disiplinlerinin sahasına giren pek çok konuyu irdelemiştir. Bu anlamda Mukaddime adlı eseri gerçek anlamda kanonik bir eserdir. Toplum sorunları, devlet, iklim, toplumların yaşam biçimleri, göçebe ve yerleşik toplumlar, coğrafya, sanat, edebiyat, tarih gibi konular Mukaddime’nin belli bir bakış açısı ile tartıştığı konulardır. Bu yönüyle İbni Haldun, toplumsal alana dair ilgisini ortaya sermektedir.

İbni Haldun, kültür bilimlerine dâhildir. Çünkü en önemli eseri ‘umran’ kavramını ve daha da önemlisi, bugünkü anlamda sosyolojiyi içeren ‘umran ilmi’ kavramına büyük önem vermektedir. Umran ilmi, umranı yani insanların toplumsal hayat şekillerini incelemektedir. İbni Haldun’a göre umran ilminin incelediği konu “yeryüzünde cemiyetler hâlinde yaşayan insanların içtimai hali ve bunların bölük bölük olarak toplanmaları neticesinde vücuda gelen medeniyet ve içtimai halleri olup, birçok konular bunun dallarını teşkil eder” (İbn Haldun, 1989: 90). Kendisinin benzersiz bir şekilde geliştirmiş olduğu bu yeni bilim (umran ilmi), baştan sona insan hayatının türlü şekilleriyle ilgilidir. Kendini diğer konulardan ve alanlardan ayırmaktadır. Dolayısıyla kültür ve medeniyet umran ilminin ana odağıdır.

İbni Haldun, toplumları ve insanları coğrafya, iklim ve toplumsal özelliklere bağlı olarak ele almaktadır. Farklı iklim bölgelerinin farklı yaşantılara sahne olduğunu, böylece kültürel bakımdan insan toplumlarının farklılaştığını ifade eder. Onun en önemli ayrımı ise ‘bedevi/göçebe toplumlar’ ile ‘hadari/yerleşiktoplumlar’ dikotomisidir. Ona göre göçebe hayat süren topluluklar, daha çok gündelik geçim derdine düşmüştür; koyun, inek, keçi, bal arısı beslemek ve bunları tüketmek, doğurtmak, bunlardan istifade etmek suretiyle geçinmelerini temin ederler. Oysa hadari/yerleşik yahut şehirli toplumlar geçimlerini sağlamış olmakla birlikte bunu en üst düzeye çıkartmış, lüks ve rahatlık içinde yaşamlarını sürdürmektedirler. Burada ihtiyaçlar zorunluluk sınırını aşıp lüks ve estetik düzeyine gelmiştir (İbn Haldun, 1989: 303-304).

‘Asabiyet’ kavramı, bedevilik ve hadarilik kavramlarından sonra İbni Haldun’un kendi sosyolojik düşüncelerinde öne çıkan bir başka kavramdır. Bir tür grup dayanışması ve aidiyet ortamı olan asabiyet, özellikle bedevilik/göçebelik aşamasından çok daha güçlüdür. İnsanların bir araya gelmesini, ortak amaçlar edinmesini, düşmanlara karşı birlik olmasını sağlayan asabiyet (İbn Haldun, 1989: 352), şehir hayatında zayıflar; burada bireysellik daha fazla kendini gösterir ve toplum dayanışması çözülür. Asabiyet aynı zamanda belli bir yaşam biçimini ve bakış açısını gerekli kılar.

İbni Haldun, kültür bilimlerinin gelişmesi bakımından kayda değer bir basamak ve öncüdür. İnsan hayatının türlü hallerini, kültürel şekillenmelerini, farklı yaşam biçimlerini gözlemlere ve bilimsel yöntemlere bağlı olarak incelemiş, bu bakımdan kültür bilimlerine, sosyal bilimlere ve özelde sosyolojiye büyük katkılar vermiştir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*