Felsefe.Gen.TR

Covid-19 İnsanlığı Derinden Etkiledi: Ama Felsefe Bize Yardımcı Olabilir!

Covid-19 İnsanlığı Derinden Etkiledi: Ama Felsefe Bize Yardımcı Olabilir!

Bir yıldan uzun süredir tüm dünyada bütün rüyalar kabusa dönüşüyor. R0 değeri arttıkça ve Covid-19 salgını her gün yeni bir zirve yaptıkça, insanlar uzun süreli planlarının, hesaplamalarının ve programlarının bir bulut gibi dağılıp gittiğini seyretmek zorunda kalıyorlar.

Aylarca süren tecritlerden, kısıtlamalardan ve sosyal mesafe kurallarından sonra birçok insan yenilmiş ve bozguna uğramış gibi hissediyor. Ve bu durum, bütün dünyada aşı uygulamaları yaygın bir şekilde gerçekleşmeden önce düzeleceğe de hiç benzemiyor. Birçok insan yine tecride, kısıtlamaya ve sosyal mesafe kurallarına bağlı yaşamaya devam ediyor.

Peki bütün bu önlemler sizi arkadaşlarınızla ve ailenizle sıcak ve mutlu bir gün geçirme hedefinize ulaştıramıyorsa tüm bu zorlukları bir arada çekmekteki amacınız nedir?

İşte böylesine zor zamanlarda, teselliyi birkaç felsefi fikirde bulmak mümkün olabilir.

Bunlardan birisi, “yaşamın sonluluğu” fikridir.

Basitçe söylemek gerekirse yaşamın sonluluğu, sınırlı bir ömre sahip kusurlu yaratıklar olduğumuz anlamına gelir. Tanrı gibi sonsuz ve ölümsüz olmaktan çok uzağız; ne Tanrı gibi görünüyoruz ne de onun gibi ölümsüzüz.

Felsefede “yaşamın sonluluğu” fikri, bizim insani sınırlarımızı bilmemize atıfta bulunuyor. Kant, Heidegger, Levinas ve Nietzsche gibi pek çok büyük filozof da yaşamın sonluluğu konusunda birçok fikir dile getirip kaleme almışlardır.

Yaşamın sonluluğu fikri, tutunmak için tuhaf bir dal gibi görünebilir; ancak sonlu ve kusurlu yaratıklar olduğumuzu kabul etmek, bu gibi zorlu zamanlarda bizlere rahatlama sağlayabilir.

Devletin salgın konusundaki tavsiyelerini, uyarılarını ve kararlarını sıkça değiştirmesi bizde şaşkınlık uyandırabilir. Başkalarının bize sevdiklerimizden uzak durmamızı söylemesinden ve askıya aldığımız planlarımızdan ve hayallerimizden derin üzüntü duymamız da anlaşılır bir durumdur. Son olarak bütün kısıtlama, tecrit ve sosyal mesafe kurallarından bunalıp doğru şeyi yapma kararlılığını kaybetmeye başlamamız da anlaşılabilirdir. İşte bu aşamada yaşamın sonluluğu fikri bize bir şey anlatmalıdır: Bizlerin sadece insan olduğumuz gerçeği. Bizler, sonlu varlıklar olarak bu sona karşı savunmasızız.

COVID-19 bize gerçekten de birbirimize karşı karşılıklı olarak ne kadar savunmasız olduğumuzu öğretti. İnsanlar olarak hepimiz birbirimize bağlıyız; ancak bu bağlılık, herkesi riske atıyor. Sosyal varlıklar olarak ne kadar çok sosyalleşirsek, virüsün bulaşma hızını da o denli artırıyoruz. Sosyalleşmeye devam etmek, COVID-19’a yakalananların ve bu sebeple gerçekleşecek ölümlerin sayısında artış anlamına geliyor.

Dolayısıyla, sonluluk bize bütün kapatma kararlarını ve seyahat sınırlandırmalarını kırma arzusunu hissetmenin anlaşılır olduğunu söylese de insanların savunmasızlıkları bizi başkaları için doğru olanı yapmaya yönlendiriyor. Bizden daha savunmasız olabilecek başkaları için…

Burada hayata devam etmeyi denemekten vazgeçmememizi sağlayacak başka bir felsefi kavram daha var: umut.

Felsefi olarak, “iyiyi ummak” ile “kötüyü ummak” arasında bir fark vardır. Kötüyü ummak, gerçekçi olmayan bir iyimserlik hâlidir; fakat iyiyi umut etmenin yaşama dönük bize verdiği bir teminat mevcuttur: İşler ne kadar kötü görünürse görünsün, hedeflerimize ve özlediğimiz şeylere ulaşmanın hâlâ mümkün olduğu fikri…

Şu anda içinde bulunduğumuz durumda, umut etmek, sahip çıkmamız gereken bir tutum olmalıdır; zira umduğumuz şeyin gerçekleşmesi ve normale dönebilmek, gerçekten de mümkündür. Şöyle ki hâlihazırda aşılama, dünya genelinde hızla devam ediyor. Hatta birçok ülkede normal hayatın ilk sinyalleri bütün dünyaya yayılmaya başladı bile: konserler, spor müsabakaları ve toplu organizasyonlar aşılamanın hızlı ve etkin olarak gerçekleştirildiği topraklarda artık daha serbest olarak gerçekleştirilebiliyor. Bu da bizlere önümüzdeki süreçte uzaktaki akrabalarımızı ziyaret edebileceğimizin, arkadaşlarımızla ve ailemizle tatile gidebileceğimizin, konserlere, statlara korkusuzca gidebileceğimizin ve hayatlarımızı normal olarak sürdürebileceğimizin umudunu verip bu umudu daha da güçlendiriyor.

Bahsettiğimiz bu umut ve yaşamın sonluluğu düşünceleri, birbiriyle sıkı bir ilişki içindedir. Diyebiliriz ki Tanrı gibi ölümsüz olsaydık ve her şeyi bilseydik, geleceğin nasıl şekilleneceğini ve bizi nelerin beklediğini merak etmek ve iyiyi ya da kötüyü umut etmek anlamsız olurdu. Bu aşamada belirsizlik, insan varoluşunun kaçınılmaz bir parçası olarak bizimle birlikte yaşamaya devam ediyor. Hatta ileriye dönük planlarımızın veya arzularımızın nihai sonuçlarından emin olamasak bile, yine de umut etmeye devam edebiliyoruz.

Bütün bu süreçler içerisinde planlar değiştiğinde kızgınlık hissetmek ve yasaklamaları görmezden gelme arzusu taşımak anlaşılabilir bir durumdur. Yine de karşılıklı kırılganlıklarımızın farkına varmak, birbirimize karşı sorumluluklarımızın bilincine ulaşmak, bize, yapılacak olan doğru şeyin evde kalmak olduğunu söyleyen sesi duymazdan gelemeyeceğimiz anlamına geliyor. İşte tam da burada umut bize yardımcı olabilecek güçlü bir araçtır.

Bahar geldi. Yaz ise kapıda. Aşılama çalışmaları bütün dünyada belli aksaklıklara rağmen de olsa devam ediyor. En kısa zamanda dünya genelinde yaşanan aşı krizinin de çözülmesi bekleniyor. Ayrıca devletimizin de aşı konusunda yaptığı çalışmaların bu sene sonuna kadar sonuç vermesi düşünülüyor.

Bütün bunlarla birlikte, daha iyi bir gelecek umuduyla, hepinize sağlıklı ve mutlu, felsefeyle dolu bir yaşam dileriz. Umut etmeyi ve sonluluğun denizinde hep birlikte en iyiyi yaşamaya gayret etmeyi sürdürmek ümidiyle…

Çeviri ve Derleme: Sosyolog Ömer Yıldırım
Kaynak ve Orijinal Metin: We are facing a difficult winter – but philosophy can help 28 Nisan 2021 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi; Katy Dineen, University College Cork Ahlaki Sorumluluk ve Politik Teori Bölümü Öğretim Üyesi

ETİKETLER: , ,
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri...