Georg Simmel: Toplumsal Etkileşim

felsefe Nedir

Georg Simmel’in çalışmaları toplumsal yapı, toplumsal farklılaşma, din, para, sosyolojinin doğası ve sosyal bilimlerde yöntem gibi çeşitli konu ve sorunları kapsamaktadır.

Simmel’e göre, gruplar ve toplumların, bireylerin üstünde ve onlardan bağımsız olarak yer alması düşünülemez; çünkü, sadece bireylerin ortak amaçlar doğrultusunda birlikte hareket etmeleri, grupları ve toplumları oluşturmaktadır.

Bu nedenle Simmel, toplumsal etkileşim ve ilişkilere, gündelik toplumsal yaşamın ayrıntılarına ve bireylerin toplumsal faaliyetleri yorumlama biçimlerine odaklanmaktadır (Slattery, 2010, s.52).

Simmel, toplumu kendi üyeleri üzerinde hâkimiyet kurduğu nesnel bir sistem olarak tanımlayan pozitivist anlayışı reddetmekte toplumu, bireyler arasındakı karmakarışık ilişkiler ve etkileşimler ağı olarak tanımlamaktadır. Bu anlamda toplum, etkileşim yoluyla birbirlerine bağlanan bireylerden oluşmakta aile, din, ekonomik kuruluşlar ve bürokrasi gibi kurumlar da bu şekildeki etkileşimin toplumsal içeriğinin büründüğü biçimleri oluşturmaktadır (Swıngewood, 1998, s.165166).

Simmel ayrıca, toplumsal yaşamın formları ve içeriği arasında bir ayrım yapar. Toplumsal etkileşim formları, toplumsal yaşamın devlet, sendika ya da aile gibi birbirlerinden oldukça farklı durumlarda gözlenebilen, sabit, kalıplaşmış yanlarını anlatırken, içeriği, toplumsal etkileşimin, belirli bir durumla ilişkili bireylerin çıkarları ve istekleri gibi farklı yanlarını ifade etmektedir (Slattery, 2010, s.53). Başka bir ifadeyle Simmel, toplumsal yaşamın savaşlar, aileler, eğitim, politika ve benzeri içeriğini, bu alanların tamamını kesen ve toplumsal yaşamın onlar

üzerinden kalıplaştırıldığı örneğin, çatışma gibi formlarından ayırmaktadır. Simmel’e göre, içerikler değişebilir olmasına rağmen formlar, toplumsal yaşamın temel düzenleyici özellikleri olarak kabul edilmektedirler. Bir toplumsal form olarak çatışma, aile ve politika gibi çok çeşitli durumlarda görülmesine rağmen, bazı ortak özellikleri içermektedir (Marshall, 1999, s.108). Bu anlamda Simmel, sosyolojinin yaygın olarak görülen toplumsal etkileşim biçimlerini anlamaya çalışması gerektiğini vurgulamaktadır. Simmel’in sosyolojik analiz yaklaşımı, formel sosyoloji olarak bilinen, birleşik ve kapsamlı bir toplumsal kuram oluşturma girişimidir (Slattery, 2010, s.52).

Formel sosyolojinin amacı, toplumsal etkileşim biçimlerini, toplumsal bağlamlarından soyutlayarak analiz etmek ve böylece bağlamdaki önemli değişikliklere rağmen, farklı toplumsal organizasyon biçimlerinde ortaya çıkan düzenlilikleri betimleyebilecek sosyolojik yasaları bulmaktır (Slattery, 2010, s.53). Başka bir ifadeyle, formel sosyoloji, toplumsal etkileşim ve insan davranışının genel yasalarını bulma amacını taşımaktadır.

Simmel, toplumsal etkileşim ve insan davranışlarının genel yasalarını bulmayı amaçladığı formel sosyolojisi nedeniyle, sosyal psikoloji ve sembolik etkileşimcilikle yakın bir ilişki içerisinde bulunmaktadır (Slattery, 2010, s.56).

Simmel’in sosyolojik analizi üç temel tespitle başlamaktadır (Slattery, 2010, s.53):

  1. Bireyler, bencillikten paylaşmaya kadar birçok farklı güdünün etkisi altında kalmaktadırlar ve bu tür olguların araştırılmasıyla, psikoloji ilgilenmektedir.
  2. Birey, kendisini sadece kendini referans alarak değil, aynı zamanda diğer kişilere göre de açıklamaktadır. Bu bağlamda grupların, gruplar arası ilişkilerin ve grup içi dinamiklerinin araştırılması, sosyal psikolojinin alanına girmektedir.
  3. İnsanların faaliyetleri aile, okul ve iş yeri gibi toplumsal yapılar içinde ya da taklit, rekabet ve toplumsal hiyerarşi gibi genel davranış biçimleri temelinde, belirli formlar içinde gelişmektedir. Bu toplumsal formlarınn araştırılması da sosyolojinin konusunu oluşturur.

Simmel, sayılar ve gruplar arasındaki ilişkiyle ilgilenerek, yalıtılmış birey, ikililer, üçlüler gibi sayıların, gruplar karşısında taşıdığı önemi vurgulamıştır. Simmel’e göre, grupları oluşturan kişi sayısı, grubun bazı niteliklerini belirlemektedir. Özellikle, iki ve üç kişiden oluşan grupları karşılaştırmış ve çatışma olgusunu da vurgulamıştır (Hortaçsu, 1998, s.3435). Simmel’in bu rakamsal analizi, “özel ve nispeten özerk formların toplumsal bağlamdan bağımsız olarak var olduklarını; sosyal veya tarihsel durum ne olursa olsun insanlar, gruplar veya milletler üçlüsünün benzer davranış tipleri ürettiklerini göstermektir” (Slattery, 2010, s.54). Bu anlamda sayı, hem grup örgütlenmesinin belirleyicisi olmakta hem de toplumsal çatışma olasılığını ve biçimini etkilemektedir.

Simmel, küçük ve büyük grupların özelliklerini tanımlayarak, birbirlerinden farklı yapılara sahip olduklarını göstermektedir. Bu anlamda, “büyük gruplardaki iş bölümü ve dolayısıyla rol ve statü farklılaşmasının kaçınılmaz olduğunu, bunun bir sonucu olarak da büyük gruplarda, küçük gruplarda görülen eşit ilişkilerin aksine, güç ve etkinlik açılarından eşit olmayan ilişkiler” görüleceğini belirtmektedir (Hortaçsu, 1998, s.36). Simmel, birincil ve ikincil grup özelliklerine benzer bir şekilde küçük ve büyük grup ayrımı yapmaktadır. Küçük gruplarda kişiler birbirlerini yakından tanımakta ve benzer düşünceleri paylaşmaktadırlar. Küçük gruplardakinden farklı olarak büyük gruplarda, bireyler arasında ilişkileri düzenleyen normlar bulunmakta, buna bağlı olarak bireyler, belli görevleri yerine getirmekte ve belli rolleri oynamaktadırlar.

Kaynak: T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2387, AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1384

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*