Felsefenin İnsanlara Faydaları Nelerdir? Felsefe Ne İşe Yarar?

Felsefenin Faydaları Nelerdir? Felsefe Ne İşe Yarar?
Felsefenin Faydaları Nelerdir? Felsefe Ne İşe Yarar?

Felsefenin yararı veya gerekliliği onun toplumsal-kültürel işlevi ve felsefenin tarihsel gelişimi ile ilgili olarak birkaç şey söylemek gerekir. Şöyle bir örnek anlatı, felsefenin yararına veya faydasına dönük fikirlerimize temel oluşturabilecektir:

Mongolfier kardeşler icat etmiş oldukları balonla ilk uçuşlarını yapmak istedikleri sırada gösteriyi izlemek için meydanda toplanan seyirciler arasından biri yanında bulunan tonton tavırlı, yaşlı, saygıdeğer bir baya dönerek biraz saf bir tavırla şu soruyu sorar: “İyi de bu ne işe yarıyor bayım?” Sözü edilen yaşlı bay – ki o sıralarda Fransa’yı ziyaret etmekte olan ünlü Amerikalı bilgin ve siyaset adamı Benjamin Franklin’dir – aynı ölçüde hoşgörülü bir şekilde gülümseyerek şu cevabı verir: “Yeni doğmuş bir bebek ne işe yarar bayım?

Kanımızca bu cevap, felsefenin ve aslında daha genel olarak diğer temel kültürel etkinliklerin son tahlilde ne işe yaradıkları sorusuna verilebilecek en güzel ve en anlamlı cevaptır.

Konuya bir işe yaramak açısından baktığımızda en çok işe yaradığı düşünülen bazı etkinliklerimizin bir işe yaramadığını da görebiliriz. Örneğin bilim bile çoğu kez bir işe yaramaz.

Felsefe; insanı insan yapan ve bir hiç olmaktan kurtaran araştırma ruhunun, anlamlandırma, yorumlama ve değerlendirme etkinliğinin, önemli sorular sorma ve onlara ciddi olarak cevaplar arama özelliğinin, erdemli olma ve mutlu yaşama talebinin, kısacası bilgeliğe ulaşma özleminin en hakiki ifadesidir.

Felsefe; insanı insan yapan ve bir hiç olmaktan kurtaran araştırma ruhunun, anlamlandırma, yorumlama ve değerlendirme etkinliğinin, önemli sorular sorma ve onlara ciddi olarak cevaplar arama özelliğinin, erdemli olma ve mutlu yaşama talebinin, kısacası bilgeliğe ulaşma özleminin en hakiki ifadesidir.

FELSEFENİN YARARLARI NELERDİR?

Felsefe mutluluğa ulaşma amacı için bir araç olabilir. Nitekim her insan maddi zenginliklere sahip olmaktan haz duymaz. Bazı insanlar, derin düşünmekten, insan yaşamının anlamını araştırmaktan haz alır. Bu hazza yabancı olan insanlar bile, onun nitelik yönünden oldukça zengin bir yaşantı olduğunu kabul ederler.

  • Felsefe her şeyden önce insana entelektüel bir keyif, manevi bir haz verir. İnsanın sadece bir vücuttan ibaret olmadığını, onun aynı zamanda manevi bir varlık olduğunu dikkate alırsak, bu durum daha açık hale gelir.
Felsefe insana entelektüel haz verir.
Felsefe insana entelektüel haz verir.

İnsan, amacına sadece maddi ihtiyaçlarını karşılayarak ulaşamaz; onun manevi ihtiyaçlarını da tatmin etmesi gerekir. İnsanın manevi ihtiyaçlarının en başında ise merakını giderme, öğrenme, evreni ve kendisini anlama, şu dünyada geçen yaşamını anlamlandırma isteği vardır. Bu isteği de büyük ölçüde felsefe karşılayabilir.

  • Felsefe, insanın kuşatıcı bir bilgi veya kapsayıcı bir kavrayışa ulaşma talebine cevap verebilen yegâne disiplin olmak durumundadır.

Hayatının akışı içinde kendi öz kaynakları dışında başka yerlerden çoğu zaman ilintisiz inanç ve bilgiler, tercih ve eylem tarzları edinen insan, varlığı hayat, dünya ve toplum karşısında belli bir tavır geliştirmek, bu tavrı yaşamının temeline yerleştirmek için söz konusu dağınık materyali tutarlı bir yapı içinde sistematize etme ihtiyacı duyar.

  • Söz konusu materyalin unsurları üzerine geliştirilebilecek eleştirel ve sorgulayıcı düşünüm ile ancak felsefe sağlayabilir.
"Kendini bil!" telkini, felsefenin ana telkinlerinden birisidir.
“Kendini bil!” telkini, felsefenin ana telkinlerinden birisidir.

Felsefe, çok daha önemlisi, bize kendimizi tanıma imkânı sağlar. Bu genel doğruyu da ilk olarak ve en iyi antik Yunanlılar göstermiştir. Aslında hemen her kültürde bulunan “Kendini tanı!” sözünü en erken kullanan kavim olan Yunanlılar, bu sözü tapınaklarının kapısına yazmışlardı.

  • İnsan, ne ve kim olduğunu ancak felsefeden veya felsefe yardımıyla öğrenebilir. Bizim salt bir et ve kemik yığını olmayıp aynı zamanda bir ruh varlığı olduğumuzu, bize en iyi felsefe gösterebilir.

Dünyaya sadece soluk alıp vermek veya salt keyif almak için değil biraz da doğaya ve başkalarına olan ödevlerimizi yerine getirmek için geldiğimizi felsefeden öğrenebiliriz. Zira felsefe, her şeyden önce, insan olarak varoluşumuzun anlamıyla ilgili bazı temel soruları ele alır. İçimizden her birinin bu temel, büyük felsefi sorular üzerinde düşünmesinde, varoluşumuzu anlamlandırmak bakımından büyük yarar vardır. Nitekim Sokrates, “incelenmemiş, sorguya çekilmemiş bir hayatın yaşanmaya değer olmadığını” söylemiştir.

  • Felsefeye ilkeli bir hayat sürebilmek için gerek duyarız. Çünkü insan, hayvanlardan farklı olarak akıllı bir varlıktır; bu özelliği dolayısıyla, hayatını birtakım ilkelere dayandırır.

İlkesiz bir hayat, hatta ilkeleri sorgulanmamış bir varoluş, sıradan ve temelsiz bir varoluştur; hayatımızın böyle ilkesiz bir varoluşa dönüşmemesi için felsefeye ihtiyacımız vardır.

Felsefe, yine bireysel olarak bu dünyadaki kısacık hayatımızda bize neyin bizim elimizde olup neyin olmadığını gösterir. Sadece Sokrates değil, yirminci yüzyılın önemli düşünürlerinden Jean-Paul Sartre (1905-1980) da olgusal koşullarımızı değiştirmenin bizim elimizde olmadığını söylemekteydi. Yani, bu dünyaya gelmişsek eğer, gelmemiş olmak elimizde değildir. Anamızı babamızı, doğduğumuz coğrafyayı, mensubu olduğumuz dini, üyesi bulunduğumuz millet ya da etnik grubu seçmek elimizde olmadı. Boyumuzu, cinsiyetimizi, başkaca biyolojik özelliklerimizi seçmek de elimizde değildi. Bütün bunlar biz insanlar için verili olan, değiştirmenin mümkün olmadığı şeylerdir. Ama karakterimizi ve insanlığımızı geliştirmek, daha iyi ve daha erdemli insan olmak için çalışmak, bizim elimizde olan bir şeydir. Sartre bu yüzden “İnsan kendisinden ne yaratırsa ondan ibarettir” diyordu.

Yakın dönemin en önemli filozoflarından birisi olan Jean-Paul Sartre şöyle konuşmuştur: "İnsan kendisinden ne yaratırsa ondan ibarettir."
Yakın dönemin en önemli filozoflarından birisi olan Jean-Paul Sartre şöyle konuşmuştur: “İnsan kendisinden ne yaratırsa ondan ibarettir.”

Felsefeye hayatın akışı içinde karşılaştığımız sorunların üstesinde gelmek için ihtiyaç duyarız; ondan, bizi zorlayabilecek çeşitli olaylar karşısında dik duruş sergileyebilmek için destek alırız. İsviçreli psikolog ve düşünür Carl Gustav Jung’un (1875-1961) da söylediği üzere, “Hayatın akıntılarında yüzen hiç kimse dertsiz kalmaz.”

  • Felsefe kaygılarımızı hafifletmemizi, dertlerimizi aşmamızı, bu dünyadaki hayatımız sırasında yolumuzu kaybetmememizi sağlayan en önemli araçtır.

Felsefenin yolumuzu bulmamızı sağlayan en önemli araç olduğunu gözler önüne sermek üzere, Wittgenstein, meşhur benzetmelerinden birinde, insanın bu dünyadaki durumunu bir şişe içindeki sineğin durumuna benzetmiştir. Wittgenstein’a göre, şişenin içine sıkışmış olan sinek şişeden dışarı çıkmak ister fakat bunu nasıl başarabileceğini bilmez. Felsefenin esas görevi, sineğe şişeden nasıl çıkacağını göstermektir. Onun bu benzetmesine göre, biz insan varlıkları bu dünyadaki hayatımız sırasında, zaman zaman kendimizi kapana kıstırılmış hisseder ve yolumuzu bulmakta güçlük çekeriz.

  • İşte felsefe, biz insan varlıklarının kapana kıstırılmışlık duygusundan kurtulmamızı sağlar, yönümüzü bulmamıza yardım eder.

Felsefe, yine aynı doğrultuda kafa ve kavram karışıklığımızı gidermeye yarar. Çünkü günümüzde pek çok insan birtakım zihinsel karışıklıklar yüzünden dertler ve kaygılar içinde kıvranıp durur. Gerçekten de insanlar son zamanlarda giderek artan bir sıklıkla imtiyazları haklarla, tarafsızlığı öznellikle, istemeyi ihtiyaç duymakla, fiyatı değerle, zenginliği başarıyla karıştırmaktadır. İşte bu kafa karışıklığını giderecek, kavramsal açıklığı sağlayacak olan şey, felsefedir.

  • Çünkü felsefe, insana birçok konuda doğru ve açık seçik düşünebilmeyi öğretir.

Felsefi düşüncenin yöntemleri, insana hemen her konuda akıl yürütebilmesi için gerekli temelleri hazırlar. Böyle bir düşünce türü, insanın bir probleme birçok yönden bakabilmesini, sorunlara ön yargısız yaklaşabilmesini sağlar; o, insanın hiçbir şeyi mutlaklaştırmayıp her şeyi eleştiri süzgecinden geçirebilmesini temin eder.

  • Bütün bunlar bir araya getirildiğinde, felsefenin insanın özgürleşmesine katkı yaptığı rahatlıkla söylenebilir.

Felsefenin belki de en önemli yararı, insanın bilinçli bir varlık olarak yaşamını kendi ellerinde tutabilmesinin bazı olanaklarını veriyor olmasıdır. Felsefe aracılığıyla düşünen birey çok yönlü ve ayrıntılı düşünebilen, anlama ve açıklama becerileri yüksek ve tahmin yeteneği gelişmiş bireydir. Böylesi bireylerin çoğaldığı toplumların huzuru, refahı, mutluluğu artar ve ufku daha da genişler. Felsefenin bireysel ve toplumsal işlevleri şu şekilde sıralanabilir:

FELSEFENİN BİREYLERE DÖNÜK FAYDALARI

  • Kendini tanıyabilmesi
  • Farklı fikirlere açık olabilmesi
  • Ön yargılardan uzak durabilmesi
  • Yeni fikirler oluşturabilmesi
  • Özgürce düşünebilmesi
  • Çok yönlü bakış kazanabilmesi
  • Bilinçli bir insan olunabilmesi
  • İnsanların kendi hayatlarına yön verebilmesi
  • Olgu ve olayları akıl yoluyla çözümleyebilmesi

FELSEFENİN TOPLUMA DÖNÜK FAYDALARI

  • Ortak bir kültürün oluşması
  • Farklı toplulukların bir arada yaşaması
  • Toplumsal grupların birbiri hakkındaki ön yargılarının giderilmesi
  • Bilgi toplumu olması
  • İnsanların kendini özgürce ifade edebileceği bir toplum oluşturulması
  • Bilimlerin gelişmesi
  • Demokrasi bilinci kazanmış bir toplum olunması
  • Toplumların geleceğinin planlanması
  • Akla ve iradeye değer veren bir toplum olunması

Bunları ayrıca uzun uzun da şöyle açabiliriz:

  1. İnsan evrenin yapısı, düzeni, yaşamın değeri, amacı, bilgilerin güvenilirlik derecesi, iyi, güzel ve doğrunun nitelikleri, madde-ruh ilişkisi gibi pek çok konuyu merak eder. Yaşamıyla, bilgiyle, değerlerle ilgili daima sorular sorar ve tam da bu noktada insana yardımcı olan felsefedir. Felsefe, onun doğuştan getirdiği bilme, anlama, gerçeği görme merakını doyurur. Felsefi merak ve sorgulama, insana bilmekten kaynaklanan büyük bir mutluluk ve zevk verir.
  2. Bilgi toplumunda bilgi üretebilen insanlar ancak eleştirel düşünebilen insanlardır. Felsefe insana eleştirel düşünme alışkanlığı kazandırır. Düşünme ve akıl yürütme sürecinin amaçları, varsayımları, bakış açısı, etki ve sonuçları gibi bazı unsurları vardır. Gerçeğin bilgisine ulaşabilmenin ön koşulu da düşüncelerin dayandığı bu unsurların farkına varmak, sonra da bunları sorgulamakla olanaklıdır. Eleştirel bakış açısına sahip insan, aradığının hakikat olduğunun bilincindedir. Gerek kendisi gerekse başkalarının yaptığı akıl yürütmelerde tarafsız, açık fikirli, mantıklı olmaya önem verir.
  3. Felsefe sayesinde insan; peşin hüküm, ön yargı ve varsayımlarının (doğru diye kabul ettiği her şey) farkına varır. Ön yargılı olmanın başka bir ifadeyle diğer insanların düşüncelerini incelemeden kabul veya reddetmenin yanılgıyı yanında getireceğini bilir. Başkalarının da en az kendisi kadar doğru söyleyebilme olasılığını gözden kaçırmaz. Farklı fikirlerin olabileceğini, onlara saygı ve hoşgörüyle yaklaşılmasının gerekliliğini kavrar.
  4. Felsefe, insanın nasıl yaşaması ve doğru yaşamın nasıl olması gerektiği konusunda daha titiz, daha derinlemesine düşünmesine neden olur. İnsanın erdemli yaşaması, doğru düşünerek kararlar almasına bağlıdır. İnsan için var olmaktan daha önemli olan şey, onun var oluşuna neler kattığıdır. Felsefe insana, insan olmanın sorumluluğunun bilincinde olarak kendi içinde uyumlu yaşamasını sağlar. Doğru ile yanlışı, önemli ile önemsizi ayırt etme gücü verir. İnsanın yaşamında olması gereken doğru öncelikleri belirlemesine neden olur.
  5. Pek çok insan yaşamını yöneten doğrular ve değerleri hiç farkına varmadan benimser. Kendisine sunulanlar üzerine düşünmeden benimsediği bu doğrularla yaşamını sürdürür. Hâlbuki felsefe, insan ömrü boyunca çağının ve toplumunun alışılmış düşünce veya doğrularının dayanaklarını eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirmesini ister. İnsanı; tüm bilgi, varsayım ve alışkanlıklarını sorgulamaya, bunlardan şüphe etmeye böylelikle tarafsız düşünmeye davet eder. Sahip olduğu ile sahip olduğunu iddia ettiği bilgilerin birbirinden farklı olduğu konusunda onu uyarır. Doğru diye iddia ettiklerinden emin olmasını bekler. Bunun için öncelikle insanın, kendi yaşamı üzerine düşünmesini ve doğrularını sorgulamasını kısacası bilmediğinin farkında olmasını şart koşar. Sokrates de insanın yaşamı, yaşamının anlam ve değeri üzerine düşünmesinin insanın kendisini tanımasına, bilmesine katkı sağlayacağını vurgular. Sorgulaması sonucunda temele aldığı doğruların dayanaklarını fark eden, bunları inceleyen kişinin ulaştığı fikir ise kendi fikri olacaktır. Kendi fikri olmayan, başkalarının elde ettikleri fikirleri taklit eder ve onlarla yaşamını sürdürür. Böylesi bir yaşamın bir bakıma yaşanmamış sayılacağı açıktır. Felsefe, insana kendi aklı ve özgür iradesinin onayıyla karar verme bilinci kazandırır.
  6. Kavramsal bir düşünme etkinliği olan felsefe, kavramların doğru kullanılmasını ister. Düşünme kavramlarla olur; doğru düşünme ise kavramların doğru kullanılmasıyla sağlanır. Söz gelimi doğrunun, mutluluğun ne anlama geldiği bilinmezse insanın doğruya ya da mutluluğa ulaşıp ulaşamayacağı da tam olarak anlaşılmaz. Bunun yanı sıra iletişimin açık ve anlaşılır olması da kavram karışıklıklarının giderilmesiyle mümkündür. Anlamların ve kavramların açıklığa kavuşturulması ise felsefenin en önemli işlevidir.
  7. Demokrasi ile yönetilen toplumlarda bu yönetimin iyi işleyebilmesi, insanların bazı temel nitelikleri taşımalarıyla mümkündür. Bunlar hoşgörülü olmak, eleştirel bir bakış açısı taşımak, başkalarının fikirlerine saygılı olabilmek gibi niteliklerdir. Bunların yanı sıra bireylerin insan hakları ve insanın değeri noktasında bilinç sahibi olmaları gerekir. Bireylerde bu temel değerleri geliştirerek bir yönetim biçimi olarak demokrasinin daha iyi işlemesine katkı sağlayan felsefedir. Felsefenin toplumsal alandaki bu işlevi demokrasilerde özgür düşünme ortamının oluşmasına, bir diyalog ve tartışma kültürünün doğmasına neden olur. Bu da yepyeni fikirlerin, çözümlerin ortaya çıkmasına zemin hazırlar.
  8. Her insanın sadece ve sadece insan olduğu için sahip olduğu hakları vardır. Bu hakların anlam taşıyabilmesi için insanlarca doğru olarak bilinmesi, değerinin kavranması ve yaşama geçirilmesi gereklidir. İnsan haklarının anlaşılması ve geliştirilmesinde felsefenin katkısı oldukça değerlidir. Felsefi düşünüş sayesinde insanlar başkalarına nasıl muamele etmeleri, başkalarından da nasıl muamele görmeleri gerektiğinin farkına varır.
  9. Filozofların olaylara eleştirel bir tavır ve bütünsel bakış açısıyla yaklaşmaları, var olan problemleri fark etmelerine neden olur. Onlar; toplumun ahlaki, dini, siyasi oluşumlarına duyarsız kalmadıkları gibi bunlardan da etkilenirler. Derinlemesine düşündükleri için başkalarının görmedikleri sorunları görürler. Böylece yepyeni düşünceler ve değerler üretirler. Bunlar da toplumsal hayatta ve insan ilişkilerinde etkileri olan dönüşümlerin düşünsel altyapı oluşturur. Örneğin, John Locke (Con Lak)’ın görüş ve düşünceleri “Amerikan Anayasası ve İnsan Hakları Bildirgesi”nin hazırlanmasında etkilidir. Yine Jean Jacgues Rousseau (Jan Jak Russo) (1712-1788)’nun ve Voltaire (Volter) (1694-1778)’in Fransız Demokrasisi’nin doğuşunda önemli katkıları bulunur.

Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve “Sosyolojiye Giriş” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Diğer Ders Notları (Ömer YILDIRIM), MEB Felsefe Ders Kitabı; Prof. Dr. Ahmet Arslan – Felsefeye Giriş Kitabı

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*