Felsefe.Gen.TR

El Mesudi Kimdir?

El Mesudi Kimdir?

Mesudi ya da El Mesûdî veya tam uzun adıyla Ebu el-Hasan Ali bin el-Hüseyn bin Ali el-Mesûdî 896 ila 956 yılları arasında yaşamış olan Iraklı tarihçi, coğrafyacı ve gezgindir.

Mesudi “Arapların Herodot’u” olarak da tanınır ve dünya tarihini konu alan “Murûc ez-Zeheb ve Ma’âdin el-Cevâhir” ya da Türkçe adıyla “Altın Bozkırlar ve Cevher Madenleri” eseriyle bilinir. Mesudi bu eseriyle tarih ile coğrafyayı geniş çaplı ve ayrıntılı bir biçimde birleştiren ve aynı yapıt içerisinde sunan ilk Arap düşünür olmuştur.

Irak başta olmak üzere Arabistan, Mısır, Suriye, İran, Ermenistan, Azerbaycan ve Hazar Denizi çevresindeki diğer bölgeleri gezen Mesudi, Hindistan, Sri Lanka ve Çin’e de seyahatler gerçekleştirmiştir. Bu ülkelerin yanı sıra Hint Okyanusu, Akdeniz, Kızıl Deniz ve Hazar Denizi’nde yelken açtığına da bilinen Mesudi hayatının büyük bir bölümünü seyahate harcamış, 956 yılının eylül ayında Kahire’de hayata gözlerini yummuştur.

MESUDİ KİMDİR?

Mesudi Bağdat’ta dünyaya geldi. Eserlerindeki bazı ifadelerden hareketle Mesudi’nin 893 yılı civarında doğduğu tahmin edilmektedir. Meşhur sahâbî Abdullah b. Mes‘ûd’un soyundan geldiği için Mesûdî, Hüzeyl kabilesine mensubiyetinden dolayı Hüzelî isimleriyle tanınır.

Mesudi’nin hayatı hakkındaki bilgiler büyük ölçüde “Mürûcü’ẕ-ẕeheb ve et-Tenbîh ve’l-işrâf” adlı eserlerine dayanmaktadır. İbnü’n-Nedîm bu eserde oldukça kısa yer ayırdığı Mesûdî’yi Mağribî rumuzuyla kaleme alsa da bu ad doğru değildir.

Mesudi’nin Hayatı

Mesûdî gençlik dönemini geçirdiği Bağdat’ta Vekî, Hasan b. Mûsâ en-Nevbahtî, Ebû Ali el-Cübbâî, Kāsım b. Muhammed el-Enbârî, Muhammed b. Cerîr et-Taberî, Zeccâc, İbn Düreyd ve Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî gibi âlimlerin öğrencisi oldu. Bir ara Basra’ya giderek Ebû Halîfe Fazl b. Hubâb el-Cumahî’den dersler aldı. Cafer b. Muhammed b. Hamdân el-Mevsılî ve Ebû Bekir es-Sûlî de onun özellikle faydalandığı âlimlerden başkalarıdır. Tâceddin es-Sübkî, Şâfiî âlimi Ebü’l-Abbas İbn Süreyc’in vefatı sırasında kendisini ziyarete gelenler arasında Mesûdî’nin de bulunduğunu, onun Risâletü’l-beyân ʿan uṣûli’l-aḥkâm’ını dinleyip yazdığını kaydeder.

Mesûdî aldığı dersler ve okuduğu kitaplarla yetinmeyip bilgisini arttırmak için Mağrib ve Endülüs hariç dönemin İslâm coğrafyasında, hatta İslâm coğrafyası dışında uzun seyahatler yaptı. 300’de (912) henüz Bağdat’ta olduğu bilinen Mesûdî, bu tarihten üç yıl sonra muhtemelen ilk olarak İstahr’a gitti ve aynı yıl Hindistan’a geçti. 304’te (916) Uman üzerinden Bağdat’a döndü, 306-316 (918-928) yıllarını Irak, Suriye ve Arabistan’da geçirdi. 320’de (932) Hazar ve İrmîniye bölgesini dolaştı.

330 (941) veya 331’de (942) Mısır’a gitti. Mürûcü’ẕ-ẕeheb adlı eserini 332 (943) yılında Fustat’ta kaleme aldı. 334’te (946) Dımaşk’ı ve Antakya’yı ziyaret etti. İskenderiye ve Yukarı Mısır’ı da gezerek 336’da (947) tekrar Fustat’a döndü. Bu tarihten sonra seyahat ettiğine dair bilgi bulunmamaktadır. Son yıllarını Fustat’ta geçirdiği anlaşılan Mesûdî, burada çalışmalarını gözden geçirmek ve et-Tenbîh gibi yeni eserler yazmakla meşgul oldu. Cemâziyelâhir 345’te (Eylül 956) vefat etti. Ölüm tarihi 346 (957) olarak da kaydedilmektedir (Yâkūt, XIII, 90; İbn Hacer, IV, 225)

Büyük ilim merakı, çok yönlü bir kişiliği olan Mesûdî eserlerini telif ederken çeşitli kaynaklardan faydalanmıştır. Mürûcü’ẕ-ẕeheb’de aralarında Aristoteles, Platon ve Batlamyus’un Arapça çevirileriyle Pehlevîce’den tercüme edilen kitapların da bulunduğu 165’ten fazla kaynağı zikretmesi bunu açıkça göstermektedir. Ayrıca bazı Hristiyan müelliflerle görüşüp tartışmış, eserleri hakkında değerlendirmelerde bulunmuştur (et-Tenbîh, s. 154-155).

Mesûdî eski müelliflerin verdiği bilgilerin mutlak doğru, aşılamaz ve eleştirilemez olmadığını, yeni bilgi ve tecrübelerle onları aşma imkânının her zaman bulunduğunu vurgulamıştır (a.g.e., s. 76). Özellikle İslâm coğrafyası dışına da ilgi duyması, farklı coğrafya, toplum ve kültürler hakkında bizzat kaynağından bilgi almak gerektiğini söylemesi (meselâ bk. a.g.e., s. 105), bu husustaki merakını ve ufkunun genişliğini göstermesi bakımından dikkat çekicidir.

Kara ve deniz yoluyla gerçekleştirdiği seyahatlerinde kendi gözlemlerinin yanı sıra âlimler, denizciler, tacirler, seyyahlar, devlet memurları, farklı din ve mezhep mensupları ile görüşüp bilgi alan Mesûdî, İslâm tarihçisi olmanın ötesinde aynı zamanda bir dünya tarihçisidir.

İbn Haldun, çok yönlü bir âlim olması dolayısıyla onun tarihçilerin piri/imamı kabul edildiğini söyler (Mukaddime, I, 248). İbnü’l-İmâd da çok seyahat ettiğini vurgulayarak tarih alanında başkalarının yapamadığını gerçekleştirmeyi başardığını belirtir (Şeẕerât, II, 371). İbn Hurdâzbih, Ya‘kūbî, İbn Rüste ve İbnü’l-Fakīh gibi Irak okuluna mensup coğrafyacılardan biri olan Mesûdî’nin coğrafya açısından en önemli sayılabilecek görüşü belirli bir bölgenin coğrafyasının o bölgedeki insan, hayvan ve bitki örtüsünü doğrudan etkilediğine dair kanaatidir.

Eserlerinde Seylan, Tibet, Çin ve Madagaskar’dan bahsetmekle birlikte onun buralara gidip gitmediği tartışmalıdır. Çünkü buralara dair bilgileri genellikle Basra’da görüştüğü Ebû Zeyd es-Sîrâfî’den dinlediklerine ve Aḫbârü’ṣ-Ṣîn ve’l-Hind adlı esere dayalı olarak anlatmaktadır.

Mesûdî birçok hususta yüzeysel kaldığı, konudan konuya geçtiği, bunun eserlerini sistematik olmaktan uzaklaştırdığı, çeşitli efsanelere yer verdiği, savaşlardaki asker sayıları için abartılı rakamlar zikrettiği söylenerek eleştirilmiştir. Mesela bazı konuları açıklarken Mesûdî’nin rivayetlerine dayandığı görülen İbn Haldun, onun Sina çölünde Hz. Musa’nın etrafında İsrailoğulları’ndan 600.000 kişilik bir ordu bulunduğuna, İskenderiye şehrini kuran Büyük İskender’e deniz hayvanlarının engel olduğuna (Mukaddime, I, 209), Roma’daki sığırcık kuşu heykeline ve Mağrib’de bütün binaları bakırdan olan Medînetünnühâs adlı şehir bulunduğuna dair rivayetlerini tenkit etmekte (a.g.e., I, 256) ve ehil olup olmadığına bakmaksızın muhatabından ne duyduysa naklettiğini söylemektedir. Bununla birlikte Mesûdî’nin eleştirildiği bazı noktaların diğer Orta Çağ tarih ve coğrafya kitaplarında da görülebileceği unutulmamalıdır. Ayrıca onun bir gözlemci olarak gördüklerini ve duyduklarını aktarmakla yetindiği düşünülebilir.

Şii müelliflerinin İmamiyye Şiası’na mensup kabul ettikleri Mesûdî’yi Zehebî, Tâceddin es-Sübkî ve İbn Tağrîberdî gibi Sünnî müellifleri Mutezili diye tanıtır. İbn Hacer el-Askalânî ise onun Şiî ve Mutezili olduğunu belirtir. Tâceddin es-Sübkî, Mes‘ûdî’yi Şâfiî âlimleri arasında zikreder. Ancak İbnü’l-İmâd, Şâfiî fakihi Mes‘ûdî’nin başka bir şahıs olduğunu söyler. Mes‘ûdî IV. (X.) yüzyılda birçok örneğine rastlandığı gibi Şiî eğilimli Mu‘tezilî bir âlim kabul edilebilir.

Kaynak: İslam Ansiklopedisi, 29. Cilt, s. 353-355

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri...