Felsefe hakkında her şey…

Doğan Özlem’in tarih felsefesi görüşü

10.11.2022
1.165
Doğan Özlem’in tarih felsefesi görüşü

Doğan Özlem, bütünlüklü yani alanının sorunlarını ve tarihsel gelişimini büyük ölçüde içeren tarih felsefesi yazan, felsefe kökenli ilk kişidir. Tarih Felsefesi başlığıyla 1984 yılında çıkan kitap, alandaki önemli bir boşluğu doldurmuştur. Burada, adı geçen kitaptan hareketle, Doğan Özlem’in tarih felsefesiyle ilgili görüşleri kısaca verilmektedir.

Özlem, tarih sözcüğünün eski Yunan medeniyetindeki çift anlamlığından hareket etmektedir. Ona göre, tarih sözcüğünün çift anlamlılığı: insani ve toplumsal olaylar topluluğunu, yani yaşanmış geçmişi adlandırılmak için kullanılır; hem de yaşanmış geçmişi konu edinen bilim, tarih bilimi kastedilir (Özlem 2010, 15). O, sözcükteki çift anlamlılıktan hareketle tarih felsefesinin de iki anlama geldiğini belirtmiştir: 1- Yaşanmış geçmişin felsefesi olarak tarih felsefesi. 2- Tarih biliminin felsefesi (Özlem 2010, 15). Birinci anlamıyla tarih felsefesine, geçmişte kalan olayların ne anlam ifade ettiğini sorgulamaktan başlayıp, giderek insanlığın tüm yaşanmış geçmişine, yani “dünya tarihine” yönelen bir felsefe uğraşısı olarak bakabiliriz. Bu bakış açısı tüm insanlık tarihini kapsayan bir üst-bakış edinmeye insanlık tarihi hakkında kapsayıcı olmak isteyen bir felsefe sistemi kurmaya kadar gider ve tüm insanlık tarihi, bu türden felsefe sistemleri ışığında açıklanmaya çalışılır (Özlem 2010, 15). İkinci anlamıyla tarih felsefesi, tarih biliminin ve tarihçinin bilgi elde etme etkinliğini sorgulayan, tarih biliminin dayandığı ilke ve yöntemleri eleştiren ve giderek “tarihsel bilginin” nitelik, hatta olabilirliğini çözümleyen bir tarihsel bilgi eleştirisidir (Özlem 2010, 15-16). Tarih felsefesinin ikinci anlamının kökleri çok eskiye gitmekle birlikte, bir felsefe disiplini olarak 19.yy ikinci yarısından sonra ortaya çıkmıştır. Özellikle Herder’e bağlı kalan Alman Tarih Okulu’nun katkılarıyla gelişmiştir (Özlem 2010, 16).

Tarih felsefesi adı altında ortaya çıkan iki yaklaşım tarzı, geçmişin felsefesi ile tarih biliminin felsefesi, birbirlerinden farklı yönelimlere sahiptirler. İlki, tüm geçmiş karşısında filozofların çoğu kez evrenselci bakışlar altında yaptıkları bir felsefe iken; ikincisi, tarihçinin bilgi etkinliğini sorgulamak isteyen bir bilim felsefesi, bir metodoloji eleştirisidir (Özlem 2010, 16). Bunların birbirlerine çok sıkı bir şekilde bağlı olduğunu bildiren Özlem, her iki anlayışın da, tarih olaylarının bilinebilir olmasını kabul ettiklerini öne çıkarmaktadır. (Özlem 2010, 16). İlk yaklaşım tarzında tarihin anlamı önemli bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. İkinci tür tarih felsefesi, ilki karşısında septik bir tavır sergiler. (Özlem 2010, 16). Doğan Özlem ikinci anlamda yani tarih biliminin felsefesinin izinde gittiğini bildirmektedir. Bununla birlikte, ikinci anlamdaki tarih felsefesi birinci anlamda tarih felsefesiyle ilişkili olduğundan, birinci anlamdaki tarih felsefesinin de bilinmesi gerekmektedir (Özlem 2010, 18-19).

Doğan Özlem çalışmanın amaçlarını şöyle belirtmiştir: Çalışmanın ilk amacı, birinci anlamıyla tarih felsefesi içinden, ikinci anlamıyla tarih biliminin felsefesine nasıl geçildiğini betimlemektir. Geçmişteki tarih filozoflarına başvurarak bu iş gerçekleştirilmeye çalışılmıştır (Özlem 2010, 19). Çalışmanın ikinci amacı, sistematiktir. İkinci amaç açısından çalışma, bilgi kuramı ve bilim felsefesi bakımından tüm “tarih felsefeleri”nde ortaya çıkan ortak temel sorunu tanıtmak istemektedir. Temel sorun şudur: Antikçağda özellikle Aristoteles’in koyduğu bir theoria-historia, felsefe- tarih, akıl-deney, ratio-emperia karşıtlığı vardır. Çalışmanın ikinci esaslı amacı, tarih felsefelerini bu karşıtlık (theoria-historia karşıtlığı) karşısındaki tutumlarıyla da betimlemek olmuştur. (Özlem 2010, 19- 20). Bu haliyle çalışma, daha geniş bir çalışmanın birinci kısmı ya da hazırlık kısmı niteliğindedir (Özlem 2010, 21).

Özlem kitabın sonunda, bir değerlendirme yapmıştır. Buna göre tarih felsefesinin kökleri çok gerilere gitse de ve İbni Haldun gibi tarih filozofları çıksa da, tarih felsefesinin tarihi, yaklaşık 250 yıldır. Nispeten kısa olan bu süre içinde ortaya çıkan tarih felsefelerini şöyle sınıflandırmıştır: 1- Theoria-historia karşıtlığı çerçevesinde ortaya çıkan iki tür tarih felsefesi: a- Tarihin (geçmişin) bir felsefe etkinliğinin, theorianın konusu olamayacağını savunan tarih anlayışı. Bu anlayışın temsilcileri, anlayışı ortaya çıkaran Yunan felsefesi, Ortaçağ ve Yeniçağda (Burckhardt, Nietzsche) ve hatta yüzyılımızda (Lessing) temsilcileri bulunmaktadır. b- Tarihin (geçmişin) bir felsefesinin olabilirliğini, tarih (geçmiş) üzerine bir theorianın imkanını kabul eden anlayış. Bu anlayışın temsilcileri, Augustinus, Hıristiyan ve İslam teolojileri, İbni Haldun, Vico, 19.yy bütüncül tarih filozofları. İkinci anlayışı doğrultusunda ileri sürülen tarih felsefeleri döngüsel ve çizgisel olmak üzere iki öbekte toplanmaktadırlar. Döngüsel anlayışa olanlar: İbni Haldun, Vico, Spengler ve Toynbee. Çizgisel anlayışa sahip olanlar: Augustinus, Fichte, Schelling, Hegel ve Marx. (Özlem 2010, 260-261). 2- Geçmişi konu alan ve tarih bilimi üzerinde çalışan anlamlarıyla tarih felsefesi, İbni Haldun, Vico ve Comte’un ortaya koyduğu anlayışlar (Özlem 2010, 261-263) bu öbekte yer alırlar. 3- Doğalcılık-tinselcilik ayırımı. Doğalcılık, tarih ve toplumu doğanın bir uzantısı olarak gören, dolayısıyla tarih ve toplumda doğadakine benzer düzenlilikler ve yasalılıklar arayan bir tutumdur. Bu tavırdan hareketle toplumda yasalar arama daha tutarlı bir hale gelmektedir. İbni Haldun, August Comte ve Marx bu öbekte yer alırlar. Bu sınıfın tinselci kanadı, toplum ve tarihe insan etkinliklerinin, insani ide ve değerlerin yön verdiğini kabul etmektedirler. Vico, Herder, Fichte, Schelling, Hegel, Droysen, Dilthey, Max Weber tinselci öbekte toplanmaktadırlar (Özlem 2010, 262). Böyle bir sınıflamayla, Özlem tarih felsefesinde ortaya çıkan bütün görüşleri göz önüne sermiş olmaktadır.

Özlem, kitabının sonunda şunları söylemektedir: Kendimize ait tarih yorumu veya açıklamasının bu çokluk ve çeşitlilikle sürekli hesaplaşarak geliştirmenin ve böylece tek yanlılıkların yol açacağı tuzaklardan sakınmanın bir gereklilik ve felsefi olgunluk işareti olarak kendisini hep göstermesi başlıca dileğimizdir. Kitap, böyle bir gereklilik bilincine oluşmasında ve bu konuda bir felsefi olgunluğa erişilmesi yolunda katkı sağladığı oranda, amacına ulaşmış olacaktır (Özlem 2010, 264). Özlem’in kitap için dile getirdiklerinin büyük ölçüde gerçekleştiği söylenebilir.

Kaynak: TÜRKİYE’DE FELSEFENİN GELİŞİMİ I, s. 88-92, T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2456 AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1428

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...