Felsefe.gen.TR

Devlet Nasıl Ortaya Çıkmıştır? Devletin Ortaya Çıkışı

Devlet Nasıl Ortaya Çıkmıştır? Devletin Ortaya Çıkışı

Devlet nasıl ortaya çıkmıştır? Devletin ortaya çıkışı hangi şartlarda gerçekleşmiştir? Devletin ortaya çıkışını açıklayan teoriler nelerdir? Bütün bu sorular, siyaset felsefesinin tartıştığı konulardır.

Bireylerin oluşturduğu toplumdaki düzeni, bireysel vicdanlar sağlayamaz. Çünkü vicdanın zorlama ve yaptırım gücü yoktur. Bundan dolayı toplumsal yaşamda bireylerin ihtiyaç ve isteklerini, ilişkilerini ve haklarını düzenleyen kurallara, yasalara ve bunları uygulayacak kurumlar üstü bir kurama gereksinim vardır.

Buna göre devlet, amacı sosyal düzenin, adaletin, toplumun iyiliğinin sağlanması olan, belli bir toprak parçası üzerinde yerleşmiş bir insan topluluğuna dayanan ve bu topraklar üzerinde bulunan her şey üzerinde nihai meşru kontrole sahip, siyasi örgütle (hükûmet) donanmış sosyal bir organizasyondur.

Felsefe tarihinde devletin ne olduğuna ve nereden kaynaklanarak doğduğuna dair birçok tanım ve fikir ortaya konulmuştur. Örneğin Friedrich Hegel, devleti “özgürlüklerin teminatı” olarak tanımlarken Jean-Jacques Rousseau ise “toplumsal iradenin ürünü” biçiminde tanımlamıştır.

Jean-Jacques Rousseau

Jean-Jacques Rousseau

Devlet nedir?” sorusuyla ilgili bu açıklamaları yaptıktan sonra şimdi devletin ortaya çıkışıyla ilgili siyaset felsefesinin diğer önemli bir sorusuna geçelim: “Devlet nasıl ortaya çıkmıştır?”

Bu soruyla ilgili olarak düşünce tarihi boyunca devletin doğanın bir devamı olduğunu ve yapay bir varlık olduğunu ileri süren iki farklı görüş ortaya atılmıştır.

DEVLETİN NASIL ORTAYA ÇIKTIĞIYLA İLGİLİ GÖRÜŞLER

1. Devletin Doğal Bir Varlık Olduğunu Savunan Görüş (Devlet Doğal Bir Varlıktır)

Bu anlayışa göre, doğadaki düzenin bir devamı olan devlet diğer canlılar gibidir, büyük bir organizmadır, doğal bir varlıktır. Bu düşüncenin temsilcileri Platon, Aristoteles, Farabi ve İbn-i Haldun’dur.

Platon (MÖ 427-347)

Ona göre insan ile devlet arasında büyük bir benzerlik vardır. Devlet büyük ölçekli canlı bir organizmadır. İnsanlarda bulunan bazı yetiler (beslenme, irade, akıl), toplumsal sınıflar (halk-işçi, asker, yönetici) olarak karşımıza çıkmaktadır.

İşçi sınıfı insandaki beslenme güdüsüne, koruyucu sınıfı (askerler, savaşçılar) irade ve cesarete, yöneticiler sınıfı (filozoflar) da akla karşılık gelmektedir. Bu anlamda devlet, doğanın bir devamı olarak ortaya çıkmıştır ve insan görünümündedir.

Platon’a göre, insanın tek başına kendine yetmemesi, başkalarına ihtiyaç duymasına sebep olmuştur. Bu nedenle insanlar yardımlaşmak için bir araya toplanmış ve böylece toplumu-devleti oluşturmuştur.

Aristoteles (MÖ 384-322)

Ona göre devlet, doğanın bir devamıdır ve insanın doğasına bağlı olarak ortaya çıkan organik bir varlıktır.

Farabi (870-950)

Ona göre bütün insanlar, ihtiyaçlarını giderebilmek için birbirleriyle yardımlaşmaya ve birlikte bulunmaya muhtaçtır. Farabi bu nedenle insana için “içtimai ve siyasi bir canlıdır” der.

İnsanların toplu hâlde yaşamasının bir amacı da bireyler açısından yetkinliği gerçekleştirmektir. Yeterlilik ve yetkinlik, medeni bir hayat tarzıyla mümkün olduğundan, ailelerin, köylere; köylerin şehirlere ve şehirlerin de devlete yönelmesi doğal bir zorunluluktur.

İbn-i Haldun (1332-1406)

Ona göre toplum insanların birbirine muhtaç olmasından dolayı çıkmıştır. Oysa devlet, insanı toplum içindeki diğer insanların saldırı ve zulmünden korumak için kurulmuştur.

İnsanın toplumsal yönü kadar hayvani bir yanı da vardır. İşte üstün otoriteye sahip devlet belirlediği yasalarla insanı, sahip olduğu bu hayvani yönüne karşı koruyan bir silahtır. Böylece insanlar için, devlet doğal bir zorunluluk olarak ortaya çıkar.

2. Devletin Yapay Bir Varlık Olduğunu Savunan Görüş (Devlet Yapay Bir Varlıktır)

Bu anlayışı göre devlet, insanların kendi arasında uzlaşarak toplumu ve devleti meydana getirirler. Temsilcileri Thomas Hobbes, John Locke ve J. J. Rousseau’dur.

Thomas Hobbes (1588-1697)

Doğal durumunda birbirinin kurdu olan insanlar, bir sözleşmeyle hak ve özgürlüklerini kendi iradeleriyle daha üstün bir varlığa yani devlete devrederek kargaşa ve savaşa son verip güvenlik içinde yaşamak istemişlerdir.

Ortak iradenin (sözleşme) bu isteği devletin yapma kurum olarak ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu isteğin yerine getirilmesi içinde devletin sınırsız yetkiyle donatılmış olması gerekir.

John Locke'un Trinity Kolej'deki heykeli.

John Locke’un Trinity Kolej’deki heykeli.

John Locke (1632-1704)

Hobbes gibi toplumun kuruluşunu toplumsal sözleşmeye dayandırmaktadır. Ama Hobbes gibi devleti, mutlak egemenliğe sahip bir güç olarak görmez. İktidarın gücünün sınırlandırılması gerektiğini savunur, bunun için “kuvvetler ayrılığı” ilkesini ortaya atmıştır.

Devlet, onu kuran toplumun amaçlarının gerçekleşmesinde sadece bir araçtır. Devlet, bir sözleşmenin sonucu olduğu için yönetilenlerin de onayına sahip olacaktır.

Bu siyasal güç mülkiyet hakkını korumak amacıyla kurulduğundan, bunun ortadan kaldırılması düşünülemez. Aksi durumda siyasi otoritenin meşruiyeti ortadan kalkacaktır. Bunun için siyasi iktidarın sınırlandırılması gerekir, bunun yolu kuvvetler ayrılığı ilkesine dayanır.

Jean Jacques Rousseau (1712-1778)

Hobbes’un insanın doğuştan kötü olduğu düşüncesine karşı çıkar, tersine insan doğasının iyi olduğunu ve Locke gibi, insanın doğuştan özgür ve barış yanlısı olduğunu, devletin de bunu gözetmesi gerektiğini ileri sürmüştür.

Rousseau’ya göre, toplumsal sözleşme ile kendini topluma bağlayan insan için artık, bencil çıkarlara yönelik “özel istem”in önemi yoktur, önemli olan “genel istem”dir yani ortak çıkarlardır. Bireyin özel istemi genel isteme aykırı olamaz, yoksa toplum onu saygıya zorlayacaktır.

Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 3. Sınıf “Çağdaş Felsefe Tarihi” Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri...