Felsefe hakkında her şey…

İlerlemenin anahtarı olarak sekülerleşme ve çağdaşlaşma

03.01.2023
370

Laiklik kavramının meydana gelen ve olması gereken değişmeyi izah etmekte yetersiz kaldığını tespit eden Berkes, sekülerleşme ve çağdaşlaşma kavramlarını kullanmayı tercih eder. Sosyolojik olarak incelemeye çalıştığı toplumsal değişme sürecini anlayabilmek için bu kavramlar arasındaki farkların ortaya konmasını önemli görür. Konunun asıl özünü aydınlatacak ipucunun burada saklı olduğunu ima eder. Sorunun laiklik kavramına yüklenen dar anlamda din-devlet ya da devlet-kilise ayırımı noktasında olmadığını, daha geniş anlamda “kutsallaşmış gelenek boyunduruğundan kurtulma” noktasında düğümlendiğini belirtir. Ona göre birincisi ikincisinin birçok görüntüsünden yalnız biridir. (Berkes, 2010: 19)

Sekülerleşme laikliği de içine alan ve ona göre daha geniş bir anlam içeren bir yaklaşımdır. Protestanlığın etkisi altındaki ulusal kültürlerin dilinde kullanılan sekularizm kavramı, geleneksel katılaşmış kurum ve kurallar karşısında zamanın gereklerine uyan kurum ve kuralları geliştirme anlamını içinde taşır. (Berkes, 2010: 19) Bu anlamda Protestanlık, Katoliklikten daha esnek bir yapı sergilemiş ve sekülerleşmeye önemli uygulama örnekleri çıkmıştır. Bu bakımdan Batı toplumları içinde Protestan topluluklar kendilerini daha kolay yenilemişlerdir. Zamanın gerekleri doğrultusunda kurumlarını ve kurallarını değiştirmişlerdir. Bunu yaparken zaman içinde kendilerine zarar verecek boyutta katılaşma ve kireçleşme eğilimi gösteren değerlerini sekülerleşme ile ayıklayabilmişlerdir.

Her toplumda değişmez kurallar ve değerler bireylere büyük kolaylık sağlar. Bireyler bunların toplumsal fonksiyonu kalmasa da bırakmak istemezler. Fakat bu durum yaşlanan kişilerin damarlarının sertleşmesi gibi engelleyici ve zarar vericidir. Böyle zamanlarda kalıplaşmış ve donma eğilimine girmiş değerler dini değer kılığına girmeye başlar. Dinden güç alarak varlıklarını toplum nazarında kutsallaştırmaya ve dokunulmazlık kazanmaya yönelirler. Toplumun eski yaşayışından veya zaman içinde gelişen benzeri birçok değer ve kurum bu eğilimdedir. Bunlar dini olmasa da dini imiş gibi etkili olmak isterler. (Berkes, 2010: 19) İşte bu durumda mutlaka laiklik ilkesiyle bu değerleri askıya alıp çağın şartlarına uygun hale getirmek gerekir. Laisizm ve sekularizm böyle bir görev üstlenir.

Bir toplumda değişme zorlukları ortaya çıkınca, çağdaşlaşmaya doğru bir yönelme başlayınca o zamana dek açıkça din şemsiyesi altına girmemiş kişiler, kurumlar ve kurallar yok olmamak için din kutsal sığınağına yönelirler. Berkes Türkiye’de Çağdaşlaşma isimli kitabında buna çok sayıda örnek verir. Osmanlı Türk toplumunda geri kalmışlığın bilinci ortaya çıkınca tedbirler alınmak istenir. Bu tedbirler babından yapılmak istenen her yenilik ve değişiklik büyük bir dirençle karşılaşır. Bu direncin en önemli dayanağı ise din kisvesidir. Örnek olarak bizde matbaanın getirilmesine gösterilen direnç için “gavur icadı” gerekçesinin kullanılması gibi.

Berkes çağdaşlaşma ile birlikte dinselleşme eğiliminin devreye girdiğini düşünür. Dinselleşme, çağdaşlaşmaya karşı kaplumbağanın kabuğuna çekilmesi gibi bir korunma çabasıdır. Her çağdaşlaşma döneminin arkasından bir dinselleşme humması başlar. (Berkes, 2010: 20) Bu dinselleşme eğilimi gerçek anlamda dini bir gelişme değil, yenileşmeye karşı bir zırh ve bir dirençtir. Hristiyan batı dünyasında bu direncin merkezi ruhani bir yapıya sahip olan kilisedir. Fakat bu durum, kiliseler ve toplumların yaklaşımlarına göre farklılıklar gösterir. Aynı şekilde İslam dini ve Müslüman toplumlar için de farklı yansımalar vardır. Bu farklı yansımalar tarihi sürece göre de değişik boyutlarda ortaya çıkar.

Berkes çağdaşlaşma konusunda asıl sorunu, kutsal sayılan alanın ekonomik, teknolojik, siyasal, eğitsel, cinsel, bilgisel yaşam alanlarında daralması, etkisizleşmesi olarak görür. (Berkes, 2010: 23) Bu alanın kendini yenilemesi ve çağa uygun hale gelmesi zaten olumlu bir gelişmedir. Problem olan bu gelişmelere direncin kuvvetli olması ve alanı daraltmasıdır. Bu direncin dinî boyut kazanarak dinselleşmesi sadece olumlu gelişmeleri engellemeye yöneliktir. Gelenekselleşmiş bir siyasal ve toplumsal sistemde dinin ne ölçüde kutsal gelenekle ya da kutsal geleneğin ne ölçüde dinle bir tutulma haline gelmiş olduğu önemli bir problemdir. Berkes Türkiye’de Çağdaşlaşma isimli kitabında bunu belirlemeye çalışmaktadır.

Kaynak: TÜRK SOSYOLOGLARI, s.  75-82, T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2915 AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1872

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...