Bir Kitle İletişim Aracı Olarak İnternet

felsefe Nedir

Yalnızca bir iletişim/enformasyon aracı olmayan, aynı zamanda bir kültür, kimlik, siyaset ve ekonomi alanı/aracı olan İnternet; 2000’li yıllarda toplumsal, kültürel ve siyasal yaşamda kritik bir rol oynamaya başlamıştır.

İletişim araçları, bilgisayar sistemleri ve telekomünikasyon sistemlerinin bir araya gelmesi ile ortaya çıkan İnternet, şimdiye kadar var olan iletişim ortamlarından oldukça farklı bir iletişim ortamı yaratmıştır.

Televizyon, gazete gibi kitle iletişim araçları üzerinde gerçekleşen iletişim, tek yönlü olmasından dolayı merkeziyetçi bir görünüm arz eder. İnternetin başlıca özelliği ise adem-i merkeziyetçi doğasıdır. İnternet ortamında gerçekleşen iletişim, tek yönlü değil iki yönlüdür. Kullanıcı,edilgen bir konumda bulunmamakta; kullanıcının etkin olarak hareket edebilmesi mümkün olmaktadır.

Ayrıca kullanıcılar, sadece alıcı/tüketici değil aynı zamanda yayıcı/üretici olabilmektedir. İnternet, etkileşimli doğası nedeniyle sürekli geri besleme alarak dönüşen ve yeniden şekillenen bir iletişim ortamıdır. Elektronik bir coğrafya olan İnternet aynı zamanda sosyal bir mekândır.

Endüstri sonrası çağın teknolojik alt yapısını oluşturan enformasyon ve iletişim teknolojilerinden en önemlisi olan İnternet, daha önceki dönemde gerçekleşmemiş yeni kimlikleri, yeni ilişkileri ve sanal cemaatleri gündeme getirmiş durumdadır. Yakın zamana kadar var olması için fiziki bir bedene ihtiyaç duyan kimlik(ler), artık somut bir beden olmaksızın var olabilmekte ve kamusal alana dâhil olabilmektedir. Diğer bir deyişle kişiler, gerçek kimliklerinden sıyrılarak başka kimliklere bürünebilmekte; karşısındaki ile aslında sahip olmadığı bambaşka bir kimlikle iletişim kurabilmektedir. Ayrıca İnternet ortamında yüz yüze iletişimin olmayışı katılımı önemli ölçüde artırmakta ve kolaylaştırmaktadır. Çok sayıda insan fiziksel bir yakınlık ve temas olmaksızın sanal cemaatler içerisinde kendilerine yer bulmaktadırlar.

İnternet, katılımcılar arasındaki mevcut sınıfsal, etnik, ırksal, toplumsal cinsiyet ve yaşa ilişkin farklılıkları görünmez kılan bir ortam sunmaktadır. İnternetin oluşturduğu kamusal alan, çağımızın önemli teorisyenlerinden Habermas’ın ideal kamusal alan için şart koştuğu herkesin eşit katılımını bir düzeyde mümkün kılmaktadır. Ancak İnternet, on binlerce laflama (chat) ve tartışma grubuyla, katılımı çok kolaylaştıran; fakat bir sonuca ulaşmanın, anlaşmasının aynı kolaylıkla gerçekleşmediği bir ortamdır. Bu çerçevede, kamuoyu oluşturma işlevinin İnternet ortamında da çok geçerli olmadığı belirtilebilir.

Diğer taraftan sanal cemaatler, gerçek yaşamdaki ve toplumsal ilişkilerdeki kimi tehlikeli ya da istenmeyen durumlardan korunma imkânı verir. Böylelikle alternatif ilişki ve toplumsallaşma imkânları sunar. Şüphesiz bu yeni ve alternatif ortamı benimseyenler için içe kapanma ve dışarıdaki gerçek yaşamı yok sayma tehlikesi de söz konusudur. Yine de sanal cemaatleri çekici kılan unsurlardan biri, modern toplumsal hayatın getirdiği tüm “maske”leri, başka maskeler takma pahasına, bir tarafa bırakmayı kolaylaştırmasıdır. Anonim bir karaktere sahip olan sanal cemaatlerde insanlar bir takma ad (nickname) arkasına gizlenebilirler.

Toplumsal kontrol mekanizmalarının işlemediği bu ortamlarda “üst ben”den gelen toplumsal baskıları bir tarafa bırakarak “ben”lerini serbest bırakmanın verdiği hazzı ve keyfi yaşayabilirler. Gerçek yaşamlarında/ilişkilerinde çekingen ve içe dönük olanların sanal cemaatler içinde daha rahat hareketleri belirtilmektedir. Ayrıca “takma ad” arkasında inşa edilen yeni kimlikle insanlar, birer fantezi olarak içlerinde yaşattıkları birçok duyguyu kolayca ifade edebilmekte ve bir tür rahatlamayı yaşamaktadır. Peki, bu şekilde gerçekleşen yeni ilişki ve aidiyet biçimleri gerçek yaşamdaki gerçek ilişkilere alternatif midir? Sanal sohbetler ve ilişkilerin yüz yüze ilişkilerin yerini alma tehlikesi söz konusu mudur? Bu sorulara şimdilik olumlu yanıt vererek karamsar bir tablo oluşturmak zordur. Zira yapılan araştırmalar birçok insanın sohbet odalarını yüz yüze ilişkiye girmek ve fiziksel olarak bir arada olmak istedikleriyle tanışma yeri olarak gördüklerini göstermektedir.

Sanal cemaatlere daha olumsuz yaklaşanlara göre ise sanal cemaatler, “sahte cemaatler”dir. Mekânsal yakınlığın olmadığı, samimiyetten uzak olan ve yeterince güven telkin edemeyen sanal cemaat ilişkilerinin yaygınlaşması, insanların gerçek yaşamdaki “gerçek” ilişkilerini zedelemekte ve yoksullaştırmaktadır. İnternet, güçlü toplumsal bağlar yaratma ve sürdürme konusunda fiziksel yakınlığın ve yüz yüze ilişkinin önemini azaltmaktadır. Ayrıca sanal cemaatler, insanların son derece değerli olan zamanını ailelerinden ve diğer yakın çevrelerinden çalmaktadır. Belirsiz ve değişken ilişkilerin belirleyici olduğu bu siber âlemde samimilik ve güvenilirlik son derece az olduğundan “yabancılaşma”yı artırıcı bir boyutu söz konusudur.

İnternette coğrafi mesafeler, sınırlar ve uzaklıklar ortadan kalkmış, ulus-devletin önemi ve etkisi silinmiştir. Hem ulus ötesi hem de uluslararası bir bağlam yaratan İnternet, küreselleşme sürecinin ivme kazanmasında da önemli bir rol oynamaktadır. Küresel İnternet uzamının bir üyesi olma durumuna işaret eden nettaşlık kavramı gündeme gelmiştir. Aynı ağı paylaşan insanlar zaman, mekân ve ulus-devlet kısıtlamalarının var olmadığı bir üst kimlik/kültür oluşturabilmektedir. Bu doğrultuda İnternetin tarihsel birey-devlet ilişkilerini de önemli ölçüde değiştirme potansiyeli söz konusudur. İnternetteki iletişimin gözetlenmesinin zor oluşu, her türlü enformasyonu sonsuz yayma ve kullanma imkânları yaratması kayda değerdir. İnternet kadar açık ve şeffaf olan bir başka iletişim aracı şimdilik söz konusu değildir. İnternet, siyasetle ilgili enformasyona ulaşma imkânlarını artırmakta ve yurttaşlara demokratik siyasi katılım ve temsille ilgili yeni imkânlar sunmaktadır. (Gökalp, 2007; Bozkurt, 2000; Uğur ve Bilici, 1998; Subaşı, 2005).

Küreselleşme süreciyle artan gelir dağılımı eşitsizliğiyle birlikte hem bölgeler ve ülkeler arasında hem de tek bir ülke içinde İnternet gibi yeni iletişim araçlarından faydalanmada da eşitsizlikler ortaya çıkmıştır. Kişi başına düşen gelirin yüksek olduğu 1. dünya ülkelerinde toplumun büyük çoğunluğu, kişi başı gelirin düşük olduğu 2. ve 3. dünya ülkelerinde ise küçük bir azınlık İnternet erişimine sahiptir. İnternete erişim için gereken kişisel bir bilgisayar, bu bilgisayarı ağa bağlayacak bir telefon hattı ve modem aracı ile bağlantı ücretini karşılayamayan henüz milyarlarca insan söz konusudur.

Kaynak: T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2387, AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1384

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*