Bilginin Kaynağı Sorunu

felsefe Nedir

Bilginin kaynağının ne olduğu sorusu oldukça eski bir sorudur. Yunan dünyasında sofistlerle beraber iyice gün yüzüne çıkan husus phusis ile thesis seçeneklerinden hangisinin bilgiye kaynaklık ettiğidir.

Phusis, doğal olana işaret ederken aklı yanına almaktadır. Bunun karşısında yer alan thesis ise yapay, uzlaşımsal olana işaret ederken yanına duyuları ve algıyı koymuştur.

Bu ayrım, bütün felsefe tarihi boyunca farklı isimlerle devam edecektir. Örnek vermek gerekirse rasyonalizm ya da akılcılık phusis tarafında olurken sensualizm ya da duyumculuk thesisin yanında olacaktır. Aklın kaynağı denilince ilk akla gelen Platon ve onun ideaları olmuştur. İdea; fikir, düşünce, kavram anlamlarına gelir.

Bunun yanında idea kelimesinin çağrıştırdığı bir husus daha vardır. İdea, bir nevi düşünmemizdeki en üst hâli ifade eder. Platon, doksa yani sanıdan kaçınmak için bilgi denilen şeyin kesin olması gerektiğini doğal olarak düşünmüştür. Bunun için kesinliği ya da emin olmayı sağlamak, bilginin bilgi olarak nitelendirilmesinde temel ölçütlerin başında gelmiştir. Bu nedenle Platon’un önerisi, aklın sezgisel hâle gelecek şekilde düşünmesidir. Bunun karşılığının Yunan dünyasında theoria iken Descartes’in felsefesinde meditatasyon, İslam düşüncesinde ise tefekkür olduğunu belirtelim.

Platon bilgiyi bunun için belirli bir arayış içinde görür. Aklın kendi içindeki arayışı, onun doksalardan ayrılırsa da kendi aklı içinde karşılaştıklarının nasıl bilgi olarak nitelendirileceği sorununu ortaya çıkarır. Bunun için Platon, felsefe tarihine şu meşhur dilemmayı yerleştirir: “Bir şeyi biliyorsam neden arayayım? Yok eğer bilmiyorsam bulduğumda onun aradığım şey olduğunu nerden bileceğim?”

Bunun için ideaların ardından takip edilebilir bir yapıya kavuşturulduğunu görürüz. İdealar dünyası bir nevi değişimin ve yokoluşun olduğu fenomenal dünyanın karşısına numenal dünya olarak koyulur. Aşkın olan bu dünya, modern dünyada Kant’ın felsefesinde olduğu gibi ulaşılmaz bir dünya değildir. İdealar dünyası hikmetin yerleştiği bir alandır ve bunun için de Platon’un yaptığı, ulaşılması için çaba gösterilen ve gösterildiği için de insanı bu dünyanın ötesine götüren bir dünyanın verilmesidir.

Platon’un hiyerarşik bilgi yapısı, yöntem olarak diyalektiği seçer. Yukarıda bahsettiğimiz gibi bilginin bilgi olmasını bilmek için de bir bilgi gereklidir. Bu, bir nevi sarmala düşmek gibidir. Bilginin bilgi olduğunu söyleyecek olanın da bilgi olduğunu kabul ettiğimizde soru, bu sefer ölçüt olarak kabul ettiğimiz bilginin ne hakla bilgi olduğudur. Bu böylece sürüp giden bir hâl alır. Bunun için olsa gerek, Platon hiyerarşik bir yapıyı ve diyalektik bir ilerleyişi çare olarak düşünmüştür.

Bilgide Eflatun’un yaptığı ilk şey, matematiksel olana dayanmak olmuştur. Sayılar ve şekiller, kesinliğinden şüphe edemeyeceğimiz yapıdadırlar. Sayıların bilimi olarak matematik ve şekillerin bilimi olarak geometri bilginin başlangıcını ifade eder. Bir bakıma Eflatun için bu türden bilgiler, idealar dünyasının ışığını gösteren bilgi kırıntıları olarak kabul edilebilir. Bunun için bir sayısının ötesinde bir de “bir ideası” vardır. Bir ideası, sadece matematiksel olarak değil de ontolojik bir gerçekliğe karşılık gelir. Bunun için bir ideası; aynı zamanda iyi ideası, güzel ideası, adalet ideası olarak karşımıza çıkar.

Dikkat edilirse bu bilginin neden hikmet yani sophia olarak tanımlandığına ilişkin bize bir fikir de vermektedir. İyi ideası Eflatun’un mağara alegorisinde güneşe benzetilir. Güneş, aydınlatan bir kaynaktır. Bu kaynağa bakmak insanın gözlerini kamaştırır. Bunun için onun aydınlatan bir yapıda olduğunu bilsek de tam olarak kavramak imkânından da yoksunuz. Hikmet de dilimizde buna benzer bir anlamdadır. Yani hikmet; iyi olduğu bilinen ama tam olarak kavranamayan neden anlamına gelir.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer Yıldırım

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*