İnsani Bilginin Özü Olarak Dil ve Düşünme

felsefe Nedir

Dil ve düşünme gibi çok boyutlu ve derin iki kültürel ya da Hegelci bir terminolojiyle tinsel belirlenim hakkında burada ayrıntılı bir analize girmek söz konusu olamayacaktır.

İnsanın dil yetisi düşünme yetisinden ancak düşünsel bir soyutlama bağlamında ayrılabilir; insan bir şeyi dile getirdiği, konuştuğu anda dolaysızca düşünmektedir de. Düşünmek içsel ya da dışavurulmuş dil kullanımını zorunlu kılar.

‘Düşünmeden konuşmak’ tabiri bireysel öznelerin düşünsel açıdan iyi temellendirilmemiş konuşmalarına işaret etmek için kullanılır, fakat bu tür konuşmalarda bile düşünme yetisinin tümüyle iptal edildiği söylenemez. Eğer bir ‘konuşma’ düşünmeden tümüyle kopmuşsa, onun gerçek bir konuşma olduğu söylenemeyecektir.

Gerçek ve hakiki bir konuşma çeşitli düzeylerde bir düşünme edimini, belli bir akıl yürütme çabasını içerir ve son kertede amacı bireyler arasında düşünceler üzerinden bir anlaşma ve iletişim yaratmaktadır. Tarihsel açıdan bakıldığında toplumsal bir varlık olarak insan için dil öncelikle, bir işaret etme olarak adlandırmadır. Adlandırma fiziksel açıdan önce bir seslenme, seslendirmedir. Nesneleri, özneleri, edimleri, yani kısacası tüm gerçek olgu ve olayları seslerle işaretleyerek adlandırma, bilinçli ve ussal bir düşünen özne olarak insanın içinde yaşadığı dünyayı kategorize ederek anlamlandırmasına, ona egemen olmasına olanak verir.

Dil ve düşünme tarihsel gelişim süreci boyunca insanın insan olma serüveninde vazgeçilmez bir yere sahiptir ve insanın doğayı aktif olarak dönüştürme süreci olan çalışma yaşamından ayrılamaz. Dil terimleriyle ve düşünme kavramlarıyla insanın çevresine dair farkındalığını ham duyusal içerikten akılsal bir farkındalığa ve bilgiye dönüştürür. Duyumsanan şeyler, bilinçli akılsal özne açısından artık dolaysız maddi ve bireysel gerçekliğin bilinçsiz dışsal varoluşu olmaktan çıkarlar, adlandırılmış ve böylelikle kategorize edilmiş ve sınıflandırılmış, belli bir bilinçli etkinlik tarafından anlamlandırılmış nesnelere ve nesnel gerçekliğe dönüşürler.

Bu anlamda insanın dil ve düşünme yetisi insan bilgi ve birikimin özünü oluşturur. İnsan dil ve düşünme yetilerine dayanan aklıyla, ham duyu verilerini algılara, algılardan tasarımlara, tasarımları en genel kategori ve kavramlara ve bu kavramları da akılsal bir yöntem ve sistematiğe dönüştürür.

Bu bilgi formları veya biçimleri örneğin insanın sıradan gündelik deneyiminde ya da bilimsel ve felsefi etkinliklerinde nasıl ortaya çıkarlar? Aslında bilgiyi kısaca öznenin nesnel gerçekliğin ayrımına varması, söz konusu gerçekliğe dair bilinç durumu olarak tanımlarsak, öznenin kendi yaşam gerçekliğinin içeriğine dair gündelik, bilimsel ve felsefi bir yönelim içinde olabileceği dile getirilebilir. İşte insan öznesinin kendi yaşam gerçekliğine dair bu farklı yönelimlerine koşut üç bilgi ya da bilgilenme türünden de söz edilebilir: gündelik, bilimsel ve felsefi bilgi.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer Yıldırım

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*