Beckett’in Romanları ve Oyunları

felsefe Nedir

Beckett 1945 yılında kısa süreliğine Dublin’e döndü. Ardından İrlanda kızılhaçının Saint-Lô’da kurduğu hastanede birkaç ay süreyle ambar görevlisi ve tercüman olarak çalıştı.

1946’da yeniden Dublin’e annesinin yanına gitti. Bu ziyareti sırasında, annesinin odasında bütün edebi hayatını etkileyip yön verecek bir şeyin farkına vardı. Bu deneyimini daha sonra, 1958’de Krapp’ın Son Bandı oyununda kurguladı. Oyunda Krapp’ın keşfi fırtınalı bir gece, Dún Laoghaire’nin bir Doğu Rıhtımında gerçekleşir. Bazı eleştirmenler Beckett’ı Krapp ile, Beckett’ın kendi sanatsal esininin de aynı yerde, aynı tür havada gerçekleştiğini ileri sürecek kadar özdeşleştirir. Oyun boyunca Krapp hayatının önceki döneminde yaptığı bir kaseti dinlemektedir; bir ara genç kendisinin şu sözleri söylediğini duyar: “…sonunda açıkça görüyorum ki hep bastırmaya çalıştığım karanlık, gerçekte benim en iyi…” Fakat Krapp kasedi ileri sarar ve seyirci keşfinin tamamını öğrenemez.

Beckett daha sonra James Knowlson’a kayıttaki eksik kelimenin “dostumdu” olduğunu söyledi. Beckett’a göre, yaşadığı bu deneyim James Joyce ile olan ilişkisinden kaynaklanmıştı. Çünkü sonsuza kadar Joyce’un gölgesinde kalması ihtimali vardı, onu kendi oyununda hiçbir zaman yenemeyeceğinden emindi. Sonra bu deneyimi yaşadı ve Knowlson’a göre bu “tüm kariyerini değiştiren bir dönüm noktasıydı.” Knowlson hazırladığı Damned to Fame isimli biyografide, Beckett’ın bu deneyimi kendisine nasıl açıkladığını şöyle anlatmıştır:

“Bana bu deneyimini anlatırken Beckett, kendi ahmaklığının farkına varması üzerine odaklanıyordu, acizliği ile bilgisizliği karşısındaki kaygılarından bahsediyordu. James Joyce’a neler borçlu olduğunu anlatırken, bana bu durumu şöyle dile getirmişti: “Fark ettim ki Joyce, daha fazla bilmek, kendi malzemesine hâkim olmak konusunda gidilebilecek son noktaya varmıştı. Üstelik bunu sürekli geliştiriyordu. Fark ettim ki benim yolum sürekli fakirleşmek, bilgisizleşmek; bir şeyler eklemek yerine sürekli azaltmak yönündeydi.” Beckett, daha çok bilmenin, dünyayı yaratıcı olarak anlamanın ve kontrol altına almanın bir yolu olduğunu savunan Joyce felsefesini reddediyordu. Bu yüzden gelecekteki eserleri yoksunluk, başarısızlık, sürgün ve kaybediş üzerine; kendi deyimiyle “bilmeyen” ve “yap-a-mayan” kişilere odaklanacaktı.” 1946’da Jean-Paul Sartre’ın Les Temps Modernes dergisi Beckett’ın, daha sonraları La fin veya The End isimleriyle anılacak olan kısa hikâyesi Suite’in ilk bölümünü, yarısının teslim edilmediğini farketmeden yayımladı. Simone de Beauvoir hikâyenin ikinci bölümünü yayımlamayı reddetti. Beckett aynı yıl, 1970’e kadar yayınlanmayacak olan dördüncü romanı Mercier ile Camier’i de yazmaya başladı. Bu roman pek çok yönden, Beckett’in kısa süre sonra yazacağı en ünlü eseri Godot’yu Beklerken’in habercisiydi. Daha da önemlisi, Beckett’in doğrudan Fransızca yazdığı ilk uzun eseriydi. Beckett, Molloy, Malone Ölüyor ve Adlandırılamayan’dan oluşan roman üçlemesi de dahil olmak üzere, daha sonraki çoğu eserini Fransızca yazacaktı. Anadili İngilizce olmasına rağmen eserlerini Fransızca yazmasının sebebi, kendi deyimiyle, “üslupsuz” yazmanın Fransızca’da daha kolay olmasıydı. Beckett Fransızca’nın onun için taşıdığı “yabancılık kokusunu” seviyordu ve “bir anadili kullanımının özünde olan otomatizmlerden kurtulmak” için Fransızca yazıyordu.

Beckett şöhretinin büyük kısmını Godot’yu Beklerken isimli oyununa borçludur. Sıkça alıntılanan bir makalede eleştirmen Vivian Mercier, “Beckett teorik olarak imkânsız bir şeyi, hiçbir olayın geçmediği ama yine de seyircinin koltuğuna yapışıp kaldığı bir oyun yazmayı başardı. Dahası, ikinci perdede, birinci perdenin kurnazca tekrarlandığı düşünülürse, hiçbir olayın geçmediği bir oyun yazmayı iki defa başardı.” demişti. 1947’den sonraki çoğu eseri gibi bu oyun da ilk olarak En attendant Godot adıyla Fransızca yazıldı. Beckett bu oyun üzerinde, Ekim 1948 ile Ocak 1949 arasında çalıştı. 1952’de yayınlanan oyun ilk defa 1953’te sahnelendi. İngilice çevirisi ise iki yıl sonra yayınlandı. Oyun Paris’te popüler oldu, eleştirel başarı elde etti ancak yine de çok tartışıldı. 1955’te Londra’da oynanmaya başladığında kötü eleştiriler aldı, ancak The Sunday Times’tan Harold Hobson’ın ve daha sonra da Kenneth Tynan’nın olumlu eleştirileri bu olumsuz havayı dağıttı. ABD’de oyun, Miami’de başarısız oldu, New York’ta ise 59 gösterim ile başarı elde etti. Daha sonra oldukça popüler olan oyun, ABD ve Almanya’da başarıyla sahnelendi.
Beckett artık çoğunlukla Fransızca yazıyordu ve çevirisini Patrick Bowles ile birlikte yaptığı Molloy dışındaki bütün çalışmalarını kendisi İngilizce’ye çevirmişti. Godot’yu Beklerken`in başarısı yazarına tiyatroda bir kariyer açtı. Beckett uzun oyunlar yazmaya devam etti. Bunlar arasında 1957’de Oyun Sonu, daha önce adı geçen Krapp’ın Son Bandı (İngilizce), 1960’da Mutlu Günler (İngilizce) ve 1963’te Oyun yer alır.

1961’de Beckett çalışmalarının tanınmasıyla, Jorge Luis Borges ile paylaşacağı Uluslararası Yayıncıların Formentor Ödülü’nü kazandı.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*