Felsefe hakkında her şey…

Bauman’ın modernite eleştirisi

24.11.2022
379
Bauman’ın modernite eleştirisi

Bir postmodern düşünür olarak Zygmunt Bauman, modernitenin bütünüyle olumsallığın (şans, çeşitlilik) kontrolüne ilişkin olduğunu ileri sürer. Ona göre, bir düzen rüyasına sahip olan modernite, kontrol etme, düzenleme ve sınıflandırma düşüncesine takılmıştı. Bu duruma bağlı olarak da ulaşılan sonuç düzenlemeler, kurumlar, yasalar ve ahlaki kodlar yoluyla düzen yaratmaya kalkışan bir toplum olmuştur. Modern anlayış doğruluk, adalet ve akıl için evrensel olarak uygulanabilir standartlar belirlerken, göreceliği, belirsizliği ve muğlâklığı bastırmaya çabalamıştır. Bu durum bütünüyle çok asil bir çaba gibi görünürken, bu isteklere ilişkin olumsuz sonuçlar da ortaya çıkmıştır. Örneğin Modernite sınıflandırma yoluyla düzen yaratma faaliyetinde ikili karşıtlıklar üretmiştir (Smith, 2005, s.314). Bauman’ın modernliğe yönelttiği eleştirilerin başında modernliğin farklılığı bir suç, daha doğrusu, büyük suç olarak görmesi gelmektedir. Farklılığın modernlikten önce normal bir şey olarak karşılandığını belirten Bauman (2003, s.326), farklılığın, şeylerin ezeli düzeninde var olduğu ve olması gerektiğinin düşünüldüğünü ileri sürmektedir. Hatta farklılık, duygusallık dışı bir şey olarak, bilişsel olarak odaklanılan bir şey değildi. Ona göre insani farklılığın, saklanarak yaşadığı ve bu günahkârlığın lekesinden utanmayı öğrendiği birkaç yüzyıldan sonra, bugün, postmodern insan (yani modern korku ve yasaklardan kurtulan modern insan), farklılığı sevinç ve coşkuyla karşılamaktadır. Farklılık postmodern düşüncede güzel bir şey olarak değerlendirilmektedir.

Bauman’ın modernliğe yönelttiği eleştirilerin temelinde yatan esas nedenlerden biri: Modernliğin “farklılığı” bir suç olarak görmesidir. Modernite doğruluk, adalet ve akıl için evrensel olarak uygulanabilir standartlar belirleme ve sınıflandırma yoluyla düzen yaratma faaliyetine girmiş, bu bağlamda göreceliği, belirsizliği ve muğlâklığı bastırmaya çabalamış, farklılığı da bir suç olarak görmüştür.

Modernliğin düzen arama anlayışına, tekdüze bir biçime sokma çabalarına yoğun eleştiriler getiren Bauman, sorun çözmekdeki en çarpıcı başarıların çözüm gerektiren sorunlar toplamına yenilerini eklemekten başka işe yaramadığını ileri sürmektedir. Ona göre bu durum belki de, tüm modern toplumların en bariz göstergesi olan düzen arayışı ve müphemlikle mücadelenin en bıktırıcı ama kaçınılmaz iç çelişkisidir (Bauman, 1998, s.209).

“Müphemlik” kavramı Bauman’ın çalışmalarında önemli bir yere sahiptir. Bauman, müphemliği, düzensizlik, kaos anlamında kullanır. Bauman’a göre müphemlik, insanlar ve onların çok sayıdaki özelliklerinin iç ve dış, faydalı ve zararlı, ilgili ve ilgisiz, anlamlı ya da anlamsız olarak kesin çizgileriyle ayrılabileceği- ya da en azından ayrılması gerektiği- varsayımından çıkmaktadır.

Her dikotominin müphemlik ürettiği görüşünde olan Bauman’a göre, her düzen arayışında zorunlu olarak boy gösteren dikotomik görüş olmasaydı, müphemlik de olmazdı. Ona göre müphemlik bütün açık ve net projelerin, istisna tanımayan sınıflandırmaların kaçınılmaz bir sonucudur (Bauman, 1998, s.200).

Bauman, on altıncı yüzyılın sonuna doğru ahenkli ve yekpare dünya tablosunun Batı Avrupa’da dağılmaya başladığını ileri sürmektedir (Bauman, 1998, s.197). Ona göre söz konusu dönemden önce yaygın olan koşullarda (onları mevcut koşullardan ayırmak için, sıklıkla “pre-modern” kullanılır) kategoriler arası ayrımların ve bölünmüşlüğün korunmasına genelde günümüze kıyasla daha az dikkat edilir ve daha az gayret sarf edilirdi. Bu durumun arkasında özellikle farklılıkların doğal, insanın herhangi bir bilinçli çabasını gerektirmeyen bir şey olarak görülmesi yatıyordu. Bauman, modernlik öncesi dönemde farklılıkların kuşku götürmez, daimi, değişmez, insan müdahalesinden bağımsız olarak görüldüğünü, hatta insan eseri bile sayılmadığını ifade etmektedir. Farklılıkların, içinde her şeyin ve herkesin yerinin önceden takdir edildiği ve sonsuza dek oldukları gibi kalmaya yazgılı olduğu, “İlahi Düzen”in parçaları olarak algılandığını ileri sürmektedir. Örneğin bir asil doğduğu andan itibaren bir asildi ve asillerin yaptığı hemen hiçbir şey onları bu niteliklerinden mahrum bırakamaz ve başka biri yapamazdı. Bauman, aynı şeyin şehirli halk kadar köylü serfler için de geçerli olduğunu belirtir. Aslında insanlık durumu, dünyanın geriye kalanıyla aynı biçimde sağlamca kurulmuş ve yerleşmiş bir durum olarak görülüyordu. Bauman’a göre, bundan dolayı, “doğa” ile “kültür”, “doğa” ile “insan eseri” yasalar, doğal ve insani düzenler arasında ayrım yapmanın nedeni yoktu. Bunlar sanki yerinden oynatılması imkânsız o aynı sert kayadan oyulmuşlardı (Bauman, 1998, s.196). Bauman, modern zamanlarda her bir düzen adacığının daha fazla biçimlendirilebilir, daha iyi denetlenebilir ve daha etkin uygulanır hale gelmesinden dolayı tam bir kaosa neden olduğunu ileri sürmektedir. Bundan dolayı da Bauman, kaosa karşı mücadelenin görünür bir sonuca ulaşmaksızın sürüp gideceği görüşündedir. Çünkü ona göre ele geçirilip zapt edilecek kaos sorunu çözmeyecek yeni sorunların yaratılmasına neden olacaktır (Bauman, 1998, s.208).

Modern dönemin bir özelliği olan kaos yerine düzen getirme, yakın çevremizdeki dünya parçasını kural tanır, kestirebilir ve denetlenebilir kılma mücadelesi Bauman’a göre (1998, s.208-209), sonuçsuz kalmaya mahkumdur. Çünkü bu mücadelenin kendisi kendi başarısına en önemli engeli oluşturmaktadır. Kaos, özellikle dar bir alana odaklanmış, hedefli, görev yönelimli, tek sorun çözücü eylemlerden doğmaktadır. Bauman’a göre, insan dünyasının bir parçasını, insan etkinliğinin özgün bir alanını düzenli kılma yönünde atılan her yeni adım, eski sorunları ortadan kaldırsa bile, yeni sorunlar yaratır. Her yeni adım yeni türden müphemlikler doğurur ve böylelikle-benzer sonuçlar doğuracakdaha başka adımların atılmasını zorunlu kılar.

Bauman (1997, s.125-126), Batı Avrupa’da on yedinci yüzyılda ortaya çıktığını belirttiği modernliğin kültür anlayışını bahçe kültürüne benzetir. Ona göre, modern kültür kendini ideal bir yaşamın tasarımı ve insan ilişkilerinin kusursuz düzeni olarak tanımlamakta, kimliğini ise doğaya duyduğu güvensizliğin dışında oluşturmaktadır. Aslında kendini, doğayı ve aralarındaki ayrımı, kendiliğinde duyduğu yaygın güvensizlik ve dolayısıyla yapay bir düzene duyduğu özlemle tanımlar. Genel plandan ayrı olarak, bahçenin yapay düzeni, bazı araç ve hammadeler gerektirir. Düzensizliğin amansız tehdidine karşı da savunma gereksinimi vardır. Bauman’a göre, düzen her şeyden önce, neyin araç, neyin hammade, neyin yararsız, neyin ilgisiz, neyin zararlı, neyin yabani ot ya da haşarat olduğunu belirleyen bir tasarım olarak anlaşılır ve evrendeki tüm ögeleri kendisiyle olan ilişkisine göre sınıflandırır.

Bauman’ın yaşam hikâyesinde de değindiğimiz üzere, onun modernliğe, modern kültüre yönelttiği eleştirilerin arkasında kendi yaşam öyküsü de yatmaktadır. Yahudi bir ailenin çocuğu olan Bauman, Yahudilere uygulanan soykırımın tarihin akışında basit bir olay olmadığını, modernlikle önemli bir bağlantısının olduğunu ileri sürmektedir. Ona göre modernlik, soykırımın yeterli sebebi olmasa da gerekli koşuludur (Bauman, 2003, s.71). Bauman’ı bu düşünceye sevk eden temel neden Holocaust’un, toplumsal gelişmesini tamamlayamamış, daha doğrusu modernleşmemiş toplumlardan birinde değil de modernliğin en üst aşamasını yaşayan Avrupa’daki bir toplumda gerçekleşmiş olmasıdır. Bauman, modern soykırımı, modern kültür gibi, genelde bir bahçıvanlık işi gibi ele almaktadır.

Dolayısıyla modern soykırım, topluma bir bahçe gibi yaklaşanların yapması gereken birçok şeyden yalnızca biridir. Bahçe tasarımı yabani otlarını belirlediğine göre bahçe olan her yerde yabani ot da olacaktır. Ancak modern bahçe kültürü anlayışına göre bu yabani otların yok edilmesi gerekmektedir. Modern anlayışta yabani otlardan arındırma yıkıcı değil, yapıcı bir etkinlik olarak değerlendirilmektedir. Dolayısıyla kusursuz bir bahçenin yapılması ve korunması işinde bir araya gelen diğer etkinliklerden tür olarak farklı değildir.

Bauman’a göre, toplumu bahçe gibi gören tüm görüşler toplumsal doğal ortamın bazı bölümlerini yabani otlar olarak nitelerler. “Bunlar, diğer yabani otlar gibi ayrılmalı, kısıtlanmalı yayılmaları önlenmeli, yerinden çıkarılmalı ve toplum sınırlarının dışında tutulmalıdır; tüm bu yollar yetersiz kalırsa öldürülmelidir”(Bauman, 1997, s.126). Bauman’a göre, Yahudi soykırımının arkasında, yönettiği toplumu düzenlenecek, yetiştirilecek ve yabani otları denetime alınacak bir şey olarak gören modernliğin “bahçıvan” devlet anlayışı durmaktadır (Bauman, 1997, s.31). Dolayısıyla Bauman için ırkçılık, modern bilimin ilerlemesi, modern teknoloji ve devlet gücünün modern biçimleri olmaksızın düşünülemez. Bu özelliği ile ırkçılık kesinlikle modern bir üründür. Bauman’a göre, modernlik ırkçılığı olanaklı kılmakla kalmaz onu için bir talep de yaratır. Çünkü başarının yalnızca insansal değerlerle ölçülebileceğini ilan etmiş bir çağ, sınırları aşmanın daha önce hiç olmadığı kadar kolaylaştığı yeni koşullarda, sınır çizmenin ve sınırları korumanın kefaretini ödeyecek bir yakıştırma teorisine gerek duyar. Bundan dolayı Bauman’a göre, ırkçılık, modernleşmemiş ya da en azından öncelikle modern olmayan savaşımlarda kullanılan, tümüyle modern bir silahtır (Bauman, 1997, s.90). Yahudi soykırımının arkasında yatan önemli nedenlerden biri olarak modernliği gören Bauman, Yahudi soykırımının tarihteki diğer soykırımlardan farklılığını aşağıdaki şekilde dile getirir:

Holocaust, yeltenilmiş kitle kıyımlarından oluşan uzun bir dizinin ve bunlar arasında başarılmışların oluşturduğu, pek de kısa olmayan dizinin bir başka bölümüdür. Ama onun taşıdığı özelliklerden bazıları geçmişteki soykırımların hiç birinde yoktur. Özellikle dikkat edilmesi gereken, bu özelliklerdir. Bu özelliklerde belirgin bir modernlik kokusu vardır. Bunların varlığı modernliğin Holocaust’a, zayıflığı ve beceriksizliğiyle değil doğrudan katkıda bulunduğunu akla getirir. Bu, Holocaust’un ortaya çıkmasında ve bu suçun işlenmesinde modernliğin rolünün pasif değil aktif olduğunu düşündürür. Bu, Holocaust’un modern uygarlığın bir başarısızlığı olduğu kadar, bir ürünü olduğu izlenimini de verir. Holocaust, modern biçimde -akılcı, planlı, bilimsel bilgilerle ve uzmanlıkla yürütülen, ustaca yönetilip koordine edilen- yapılmış her şey gibi, sözde modernlik öncesi tüm benzerlerinin, kendisiyle karşılaştırıldığında ne denli ilkel, savurgan ve yetersiz olduklarını göstererek geride bırakmış ve rezil etmiştir (Bauman, 1997, s. 121-122).

Modernliğin yıkmaya kalkıştığı şeylerin günümüzde öç aldığını ileri süren Bauman’a göre (2000, s.111-112), bu durum modernliğin sonunu, modernliğin bittiğini göstermiyor. Ona göre modernlik tanımlayıcı özelliklerinin en tanımlayıcı olan biçimiyle yani ümitle, başka bir anlamda, hâlâ bizimle ve canlı bir şekilde varlığını sürdürmektedir.

Zygmunt Bauman’ın “Modernite ve Holocaust” (1997) adlı kitabı onun Modernlik ve Yahudi soykırımı arasındaki ilişkiye yönelik iddialarını ve kurduğu bağlantıyı daha iyi anlamanız acısından yardımcı olacaktır.

Kaynak: Çağdaş Sosyoloji Kuramları, s. 85-88, T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 3552 AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 2386

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...