Felsefe hakkında her şey…

Yeterli Neden İlkesinin Dörtlü Kökü Üzerine

31.10.2022
164

Pek çok dahi gibi, Schopenhauer da erken yaşta, büyük felsefi içgörüsünü yakalamış görünüyordu. 25 yaşında sunduğu doktora tezi Yeterli Neden İlkesinin Dörtlü Temeli Üzerine başlığını taşıyordu. Bu çalışmadaki görüşler genel felsefe anlayışının da temelinde yer alır.

Bu çalışmada Schopenhauer “Neyi bilebilirim ve şeylerin doğası nedir?” diye sormakta ve bu sorulara yanıt aramak yoluna gitmektedir. Bunun için gerçekliğin tüm boyutlarının bir hesabını vermek istemiş, bunu gerçekleştirebilmek için de öncelikle yeterli neden ilkesini ele almanın gerekliliğine inanmıştır. Bu ilkenin en basit formu “hiçbir şeyin nedensiz olmayacağını” öne sürer.

Bu ilkenin en açık uygulanışı bilim alanında bulunur; burada fiziksel nesnelerin davranışı ve ilişkileri ussallık ya da neden gösterme istemini yeterli bir biçimde açıklamak üzere kullanılır. Ama Schopenhauer, bu ilkenin bilimsel formu yanında öteki çeşitlemelerinin de bulunduğunu keşfetti ve bilim insanının ilgilendiği nesnelerin dışında daha başka varlıkları açıklamak için de öz olarak aynı ilkeye başvurulduğunu söyledi.

Schopenhauer yeterli neden ilkesinin dört temel formu olduğunu ve bunlara karşılık olarak zihnimizde dört farklı kavram ya da tasarım türü bulunduğunu öne sürdü. Bu farklı tasarım türleri şunlardır:

Yeterli Neden İlkesinin Dörtlü Kökü

Fiziksel Nesneler

Bunlar uzayda ve zamanda birbirleriyle nedensel ilişkiler içinde varolurlar ve biz bunları sıradan deneyim aracılığıyla biliriz ve yine bunlar madde bilimlerinin inceleme konusunu oluştururlar. Bunlara ilişkin başta gelen bilim fizik bilimidir. Bu noktada Schopenhauer, Kant’ın bilgi kuramını sıkı bir biçimde izleyerek deneyim ile işe başlar ama sınır koymadan, tıpkı Hume’un düşündüğü gibi bize empirik olarak verilen ya da sunulandan yola çıkar. Buna karşılık deneyimimizin ögeleri insan zihninde düzenlenir; zihnimiz deneyimimize a priori ilkeler olan uzay, zaman ve nedensellik kategorilerini verir, bunlar kendileri aracılığıyla nesnelere baktığımız lensler gibidir. Görüngülerin bu dünyasında Yeterli Neden İlkesi bize oluşu ya da değişimi açıklar.

Matematiksel Objeler

Burada uzay ve zamanla ilişkili olan geometri ve aritmetikle karşılaşırız. Geometri uzay parçalarının çeşitli konumlarını yöneten ilke üzerinde temellenir. Aritmetikse zaman parçalarını içerir; zaman parçalarının bağlanışı saymayı ve tüm sayıları doğurur. Uzay ve zaman parçalarına ilişkin yasa, yeter neden ilkesinin bir başka biçimini, yani varlık dediğimiz ilkeyi ortaya çıkarır.

Soyut Kavramlar

Bu objeleri çıkarım kurallarını uyguladığımız zaman öteki kavramlardan sonuç olarak çıkarırız, kavramlar ve sonuçlar arasındaki ilişki yine yeterli neden ilkesi tarafından yönetilir, burası mantığın alanıdır ve burada yeterli neden ilkesi, bilme yollarına uygulanır.

Ben Bilgisi

Ben nasıl bir obje olabilir? Ben-kendilik (self) isteyen, istekte bulunan, istemde bulunan öznedir. Bu isteyen ya da davranan özne, bilen özne için konudur. Biz buna öz-bilinçlilik diyebiliyoruz. Ben ile onun istenç edimleri arasındaki ilişkinin bilgisini yöneten ilke, eylemin yeterli nedeni olarak, kısaca güdülenme (motivasyon) yasası olarak adlandırılabilir.

Schopenhauer’ın, Yeterli Neden İlkesi’nin bu dört formundan çıkan çarpıcı gözlem, her yerde zorunluluğun hazır bulunduğudur. Nesne dizilerinin bulunduğu her yerde ister fiziksel nesneler olsun isterse de mantığın soyut kavramları ya da matematik objeler ya da bilen bir öznenin objesi olarak ben olsun, tüm bu durumlarda zorunluluk ya da determinizm olgusu iş başındadır. Böylece biz fiziksel zorunluluk, mantıksal zorunluluk, matematiksel zorunluluk ve ahlaksal zorunluluk ile yüz yüze kalırız. Nesnelerin doğasındaki bu zorunluluk ögesi, Schopenhauer’ı, insanların günlük yaşamda zorunlulukla davrandıklarını söylemeye götürdü, karakterlerinin ürettiği güdülere doğal olarak tepki verdikleri için zorunlulukla davrandıkları söylenebilir ve insanların karakterlerini değiştirip değiştiremeyecekleri sorusu burada açık kalmaktadır. Zorunluluğun bu kapsayıcılığı Schopenhauer’da kaçınılmaz olarak kötümserliğin derin bir anlam kazanmasına yol açtı. İnsan varoluşuna ilişkin tüm yazılarında bu tutum yaygın bir biçimde görülür. Evrende İnsan varlığının yerinin bir açıklamasını vermek istediğimiz zaman bu kötümserlik açıkça anlaşılabilir hâle gelir. Onun büyük çalışmasının merkezî ilgisi işte bu konuya yönelmiştir.

Kaynak: MODERN FELSEFE, s. 119-120, T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2409 AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1397

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...