Felsefe hakkında her şey…

Teo Grünberg’in bilgi felsefesi anlayışı

08.11.2022
811
Teo Grünberg’in bilgi felsefesi anlayışı

Teo Grünberg’in felsefe anlayışı, genel olarak analitik felsefe akımı çerçevesinde gelişmiştir. Bilgi anlayışı da analitik bir çerçevede temellendirilmiştir. Bilgi anlayışının temellerini sergilediği, Epistemik Mantık (1971) adlı çalışmasını şöyle açıklamıştır:

Çalışmanın amacı, Anlam Kavramı Üzerine Bir Deneme adlı doktora tezinde ortaya konulan genel metodu “bilgi” kavramına uygulamaktır. Böylece bilgi (episteme) terimini ve onunla yakından ilgili olan doğruluk, inanma, belgeleme gibi terimlerin mantığı olan Epistemik Mantık’ın kurulmasına bir katkıda bulunmaktır (Grünberg 1971, V). Epistemik mantık, bir yandan sembolik (deduktif-tümdengelim) mantığa, öbür yandan ise induktif (tümevarım) mantık ve probabilite (olasılık) teorisine dayanır. Henüz kuruluş aşamasında olan bu disiplin, yakın gelecekte gerek genel bilgi teorisi, gerekse metodoloji ve bilim felsefesi için son derece faydalı olacaktır (Grünberg 1971, V).

Söz konusu kitabın Giriş kısmında bildirilen bu düşünceler, Grünberg’in amaç olarak yeni bir mantık disiplini kurma çabasında olduğunu göstermektedir. Klasik bilgi öğretisindeki tartışmalar, bilgi, doğruluk, inanma ve belgeleme gibi terimlerin yeterince aydınlatılmadan kullanılmalarından kaynaklanmaktadır. Başlıca amacı bu gibi terimlerin anlamını aydınlatmak olan epistemik mantığın, bilgi teorisi alanında karşılanan güçlükleri geniş ölçüde yeneceği umulabilir (Grünberg 1971, V). Söz konusu mantığın amacı, bilgi teorisindeki temel tartışmaların üstesinden gelmek olduğundan, bilgi ve mantık arasındaki ilişkilerin yapıları çalışmada sergilenmiştir.

Grünberg’e göre, geleneksel felsefe, ortak duyu veya bilim yolundan elde edilemeyen bazı bilgiler sağlamak amacını gütmüştür. Modern analitik felsefe, başka yoldan edinilemeyen bilgiler şöyle dursun, doğrudan doğruya ve tek başına hiçbir bilgi ortaya koymak iddiasında değildir. Felsefenin amacı, bir takım önermeler (yani bilgiler) ortaya koymak değil, eldeki önermeleri aydınlatmaktır (Grünberg 1971, 1). Bu bağlamda felsefe, herhangi bir bilgiyi ifade eden veya ifade ettiği sanılan her türlü önermeyi çözümleyen, yani anlamını aydınlatan bir uğraşıdır. Görevi, önermeleri çözümlemek yani analiz etmekten ibaret olan bu felsefeye, analitik felsefe denir (Grünberg 1971, 1). Grünberg, analitik felsefe geleneği çerçevesinde bilgi anlayışının temel özelliklerini ortaya koymuştur.

Grünberg’e göre, bilmek fiilinin bilgi teorisi bakımından dört anlamı vardır:

  1. “Olduğunu bilme” manasındaki kullanılışı. X, p olduğunu biliyor.
  2. “İş-bilme” manasında kullanılış. Ahmet bisiklete binmesini biliyor.
  3. Bir “konuyu bilme” manasında kullanılışı. Ahmet erguvan rengini bilir.
  4. Soru karşılığı” olarak kullanış. Ahmet bu kitabı kimin yazdığını biliyor (Grünberg 1971, 12-16).

Bu belirlemelere bakıldığında üç tür bilmenin birbirlerine indirgenemeyeceği görülür. Birbirine indirgenemeyen üç tür bilme şunlardır: Olduğunu bilme, iş bilme ve dolaysız tanıma manasında bir konuyu bilme. Bilgi öğretisi bakımından en önemlisi “olduğunu bilme”dir. Bundan böyle bilgi ve bilme sözcüklerini, başka şekillerde belirtilmediği hallerde, yalnız olduğunu bilme manasında kullanmaktadır (Grünberg 1971, 16).

Bilginin şartları: 1- İnanma şartı: X, p’ye inanmıyorsa, tam tersi p olmayana inanıyorsa, hiç olmazsa p ile p olmayan şıkları arasında bir seçim yapamıyorsa, (şüphe hali), x’in p’yi bildiğini söyleyemeyiz. 2- Doğruluk şartı, X, p’yi bildiğini kabul etsin. Eğer daha sonra X <p> nin yanlışlığını kabul etmek zorunda kalırsa, o zaman p’yi bilmesinin bir sanıdan ibaret olduğunu, gerçekte p’yi bilmediğini kabul edecektir. 3- Belgeleme şartı: meteorolog Ahmet’in yanlış bir hesap sonucunda <p> önermesini (yani yarın yağmur yağacak önermesini) kabul ettiğini ve bir tesadüf olarak ‘p’nin doğru olduğunu (yarın yağmur yağacağını) düşünelim. Böyle bir durumda bir yandan Ahmet p’ye inanıyor, öbür yandan da ‘p’ doğru oluyor. Yani gerek inanma şartı, gerekse doğruluk şartı yerine geliyor. Fakat belgeleme yasaya uygun bir şekilde olmadığından, p (Ahmet için) belgelenmiş değildir. Yani belge şartı yerine getirilmemiştir. Ahmet’in söz konusu inancı doğrudur, ama böyle bir doğru inancın bir “bilgi” olduğunu söylemeye hakkımız yoktur (Grünberg 1971, 19).

İnanma, doğruluk ve belgeleme şartlarının bir arada yerine gelmesinin bilginin gerekli bir şartı olması yanında, bu şartın yeterli de olduğu da kabul edilir. Nitekim çözümlenmesi çok güç bir kavram olan belgelemeyi, olsa olsa “doğru bir inancı bir bilgiye çevirmek için gereken tamamlayıcı özellik” diye tanımlayabiliriz. Başka bir deyimle, belgelemenin tanımını “bilgi”nin belirtik (explicit) bir tanımı olarak değil, “bilgi” ile “belgeleme”nin anlamını birlikte belirleyen bir örtük (implicit) tanım (bir anlam postulatı) olarak yorumlamak gerekir. (Grünberg 1971, 20). ‘Bilmek’, ‘inanmak’ ve ‘belgelemek’, bilginin bu üç şartı farklı temellere sahiptirler. İnanıyor deyiminin bilgi teorisine değil, (empirik) psikoloji bilimine ait olduğu söyleyebilir. Böyle bir deyimin anlamının aydınlatılması psikoloji felsefesinin görevidir, bilgi teorisinin değil. Buna karşılık, biliyor ile belgeleme deyimlerinin her ikisi de bilgisel (epistemik) değişmezlerdir. Bu iki deyimi, genel bilgi teorisinin ilkel değişmezleri (yani belirtik bir şekilde tanımlanamayan değişmezleri) sayabiliriz (Grünberg 1971, 20). Kitabın sonraki bölümlerinde doğruluk, inanma ve belgeleme üzerinde durulmuştur.

Doğru sözcüğünün çeşitli kullanımları vardır. İsim olarak, doğru çizgi anlamında, bazen de “doğru önerme” (kısaca doğruluk) anlamında kullanılmaktadır.

Sıfat olarak ise bir yol eylem ve davranışlara, bir de bekleme, inanç, yargı, iddia ve önermelere uygulanır. Doğru sıfatının bu iki kullanımı kesin olarak birbirinden ayrılmalıdır. Eylem ve davranışlar için kullanılması halinde “haklı” ya da “yasaya uygun” anlamına gelir. Bekleme (veya öndeyi) inanç, yargı, iddia ve önermelere uygulanması halinde ise gerçeğe uygun anlamına gelir. Doğru sözcüğü, genellikle, gerçeğe uygun manasında kullanılacaktır (Grünberg 1971, 22). Doğruluğun nasıl mümkün olduğu ve doğruluk değerleri sorunları bu bağlamda incelenmektedir. Grünberg’e göre İnanma, bilgisel değil, ampirik-psikolojik bir terimdir. Bununla birlikte, bilmeyi, inanmayı hesaba katmaksızın tanımlayamadığımızdan dolayı, inanma teriminin bilgisel terimlerle çok yakın bir ilgisi olduğunu görüyoruz. Bu bakımdan (bilgi ve belgeleme gibi) asıl bilgisel terimlerin yanı sıra, inanma teriminin de anlamının aydınlatılması, bilgi teorisinin kaçınılmaz bir görevidir (Grünberg 1971, 36). Belgeleme en önemli bilgisel (epistemik) terimdir. Doğru bir inancı bilgi yapan faktör, belgelemedir. Doğruluk semantik bir kavram, inanma da psikolojik bir kavram olduğundan, bilgiyi bilgi yapan tek gerçek bilgisel şartın belgeleme olduğu söylenebilir. Bu bakımdan belgeleme teriminin anlamının aydınlatılması bilgi teorisinin ağırlık merkezini teşkil eder (Grünberg 1971, 54). Çoğu kez bir önermenin belgelenmesi, doğruluğu önceden bilinen başka bir takım önermelere dayanır. (Grünberg 1971, 55). Bilginin temel şartları olarak tanımlanan doğruluk, inanma ve belgeleme yeterince açıklığa kavuşturulduğunda, bilgi teorisinde çeşitli sorunlar ortadan kalkmaktadır

Grünberg, kitabın sonunda, felsefenin konusunun bilimsel nitelikte olmayan (yani belgelenip belgelenmediği herkesçe kabul edilmeyen) önermeler olduğunu yeniden belirtmektedir. Ona göre analitik felsefenin görevi, bu çeşit önermelerde geçen ilkel terimlerin anlamını aydınlatarak onları bilimsel önermelere dönüştürmektir. Oysa herhangi bir bilgi dalına ait ilkel terimlerin (yargıda yer alan yalın terimler) aydınlatılması bu terimler arasındaki analitik bağıntıların sistemi demek olan (geniş manada) bir mantığın kurulmasına yol açar. Buna göre bilgi teorisine ait ilkel terimlerin anlamını aydınlatmakla, epistemik mantık diye yeni bir mantık sistemi ortaya çıkacaktır. Bu araştırmada böyle bir mantık sisteminin temelleri atılmaya çalışılmıştır (Grünberg 1971, 96). Grünberg, bu amaçla ilkin formel mantığın (yeni ve orijinal olduğunu sanılan) genel bir tanımını veya ayracını ortaya koyduğunu, bu ayraca göre epistemik mantığın da bir bakıma formel olduğunu, dolayısıyla mantık sıfatına hak kazandığını gösterdiğini (Grünberg 1971, 96), iddia etmiştir. Grünberg’in yeni bir açıklama denemesi yaparak, bilgi felsefesi alanında kendine özgü bir düşünce üretimini gerçekleştirdiği söylenebilir.

Kaynak: TÜRKİYE’DE FELSEFENİN GELİŞİMİ II, s. 17-23, T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2457 AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1429

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...