Sokratik Yöntem, Maiotik Sorgulama (Mayotik) Nedir?

felsefe Nedir

Sokrates’in kendisiyle beraber gündeme gelen ve annesinin ebe olmasıyla ilişkilendirilen bir yöntemi vardır.

Yöntem maiotik ya da doğurtma olarak anılır.

Sokrates, kimseye bir şey öğretme iddiasında olmadığı gibi, kimsenin kimseye bir şey öğretemeyeceğini de savunmaktadır. Ona göre her insan, bütün bildiklerine zaten doğuştan sahiptir. Yapılabilecek şey, kişinin kendi kendisine veya iyi bir öğretmen eşliğinde kendisinde bulunan bilgileri açığa çıkartmasıdır. Bu, belli bir yöntemle yapılır ve ‘Sokratik Yöntem’ olarak da anılmaktadır.

Sokratik Yönteminin Ana Yapısı

  1. Konuyla ilgili olarak mevcut durumda bilinenler nelerdir?
  2. Konuya ilişkin bilgiler belli tanımlar altında somutlaştırılır ve yapılan tanımların her bir durum için geçerli olup olmadığına bakılır. Eğer varsa, tanımların kendi içlerinde ortaya çıkan çelişkilerini ve tanımların olup bitenlerle ilişkisinde ortaya çıkan eksikliklerini göstermek.
  3. Yapılan eleştirel değerlendirmeler sonucunda yeni öğrenmeyi engelleyebilecek her türden yanlış sanılar temizlendiğinde, yani kişi aslında tartışılan konuda bir şey bilmediğini öğrendiğinde, artık yeni öğrenme için hazır demektir. Bu bakımdan yapılan ilk şey, önce bilgisizliğin bilincine varmaktır.
  4. Tüm bunların ardından, diyalog çerçevesinde, doğru sorularla, kişidekiler ortaya çıkarılır ve nihayetinde de bu ortaya çıkarılanlar yeniden değerlendirilerek konuşma sona erdirilir.

Yukarıda kısaca özetlemeye çalıştığımız ‘Sokratik Yöntem’, olumsuz ögelere sahiptir. Bu olumsuzluk, hem kendisinin hem de bir akrabasının onun adına gittiği Delphoi bilicisinin, en bilge kişinin Sokrates olduğunu söyleyen kehanetini çürütmeye çalışmasında da kendisini gösterir. Sokrates, çok şey bilen insanların yanında kendisinin bilgisizliğinin farkına varacak kadar bilgili olduğunu göstermesiyle onlardan daha erdemli olduğunu gösterilmektedir.

Sokratik Yöntemin Üç Temel Ögesi

Bireyin, zihninde saklı olan hakikatleri anımsamasını temel alan karşılıklı konuşmaya ya da diyalektiğe dayalı Sokratik yöntemin üç temel ögesi bulunmaktadır.

İlk öge diyalektiğin temelini oluşturan karşılıklı konuşmayla yanlışı ayıklamadır. İkincisi, bireyin doğasında var olduğuna inanılan doğruya, sorgulamalarla ulaşma ve doğurtmadır. Üçüncüsü ise, sorgulama sürecinin tanrısal kayranın (Tanrı’nın dünya işlerinde beliren iyilik ve bilgeliği) ya da Diamonion’un denetiminde olmasıdır.

Öge 1: Yanlış savları ayıklamak

İlk öge, soru sorma ve cevap almadır. Soru-cevap sürecinde öncelikle, sorgulanan konu hakkında örnekler koleksiyonu sunma ve tek tek örnekler koleksiyonunda dile gelen savları çürütme (elenchos) gerçekleştirilmektedir. Sonrasında ise ussal tartışma gelmektedir. Diyalektik niteliğe sahip Sokratik yöntemin ilk ögesi ileri sürülen önermelerin ya da tanımların doğru olmadığını göstermeyi, yani çürütmeyi amaçlamaktadır. İlk öge, genel bir sav ileri sürme; savı, mantıksal ve dilsel çözümlemeler aracılığıyla zayıflatıp çürütmeye çalışma ve ardından önceki savın hata ve eksikliklerini içermeyen yeni bir sav ileri sürme ve onu çürütmeye çalışma biçiminde ilerlemektedir. Tez-antitez-sentez süreci olarak özetlenebilmektedir. Süreçte ulaşılan sentezleme de, yeni sürecin tezi olarak ele alınmakta ve tekrar çürütme (antitez) işlemine başvurulmaktadır.

Bu öge ironi olarak da adlandırılmaktadır. İroni, kişinin ciddi olmayan bir şeyi ciddi olarak söylemesi ya da ciddi bir konuyu espri, şaka gibi dile getirmesidir. İroninin bazen, doğrudan anlaşılamama gibi bir ayrıcalığı bulunmaktadır. Fakat Sokrates’in ironisi biraz farklılaşmaktadır. Sokrates karşısındaki insanların yanlışlarını düzeltmek ve sonrasında doğruları göstermeyi amaçlıyordu. Bunu gerçekleştirmek için karşılıklı konuşma, yani diyalog yolunu seçmişti. Karşılıklı konuşma esnasında karşısındakine “hiç bir şey bilmediğini” söylüyor ve onun fikirlerini ifade etmesini sağlıyordu. Daha sonra bu düşüncelerin yanlışlarını ortaya koyuyordu. Karşısındakinin yanlışlarını bir bir açıklıyor, onunla adeta alay ediyordu. Bu sebeple onun bu ünlü alaycılığı, Sokratik yöntemin olumsuz, yıkıcı yanı olarak kabul edilmektedir.

Örneklemek gerekirse; Sokrates tartışmaya “ben hiç bir şey bilmiyorum” diyerek başlamakta ve karşısındakinin özgüvenini sağlamaktadır. Sonrasında, tartışma sırasında, tartışılan konu ile ilgili alay edici bir tavırla, hiç de bilgisiz olmadığı izlenimini sergilemekte ve kurulan özgüvenin tamamen yıkılmasına neden olmaktadır. Sokrates, ironi konusunda çok etkiliydi ve eşi görülmemiş ironist sıfatını almıştır. Dolayısıyla Sokratik yöntemde ironinin oldukça önemli bir yeri vardır. İroni Sokratik yöntemde, özel bir diyalektik biçimi kazanmaktadır ve insanlarla iletişim kurmanın bir yolu hâline gelmektedir.

Sokratik yöntemde Sokratik elenchos (çürütme)’tan da bahsetmek gerekmektedir. Elenchos, tam bir anlama yetisi üzerine bir kişiyi dikkatlice söylediği ifadelerle, bu ifadeleri ona daha fazla soru sorarak aklına yerleştirmesini sağlamaya yarayan bir sorgulama yöntemidir. Sorgulanan kişilerin ilk ifadelerinin gerçek değerini ve anlamını bulacakları umut edilir. Genellikle bilinen gerçeğin yanlış olması beklenir; “elenchos” kıt kanaat yeten anlama yetisini ya da düşünceyi sorguya çekme veya çürütme yöntemidir. Kişinin söyledikleri hakkında bilinç geliştirmeyi sağlamaktadır. Başka bir ifade ile, elenchos yöntemi, doğruluğundan şüphe duyulmayan bir sava karşı yöneltilen çeşitli sorularla, yapılan açıklamalarla, savın kapsamının olabildiğince genişletilmesiyle, en sonunda savın kendi içine taşıdığı çelişki ve tutarsızlıkların kanıtlanmasıyla doğruluk savlarının çürütülmesinin amaçlandığı düşünsel diyalektik bir süreçten oluşmaktadır.

Elenchos sadece genel bir tanım üzerine doğru veya yanlış tartışmasının yöntemi değil aynı zamanda ikna etme yöntemidir. Yaygın bir dinleyici kitlesi hedeflenmemekte; tezini savunan tek kişi hedef alınmaktadır. Bundaki amaç karşıdakinin zihnini değiştirmektir. Sokrates’in çok alaycı ikna etme yöntemi, bir çeşit muhatabını yenmeye çalışmadır. Tartışma ile değil ama ironi ya da riyakârlık gibi dokundurmalı konuşma içeren zekice plan ve oyunlarla, “ima”, “ikna edici tanımlamalar”, “analoji ve örneklerin kapsamlı kullanımlarıyla” rakibinin tezini çürütmedir. Elenchos’un amacı, insanları dogmatik uykularından uyandırıp, bilgisizlik/cahillik algısının oluşmasını sağlamaktadır.

Öge 2: Doğurtma (Maieutic) ya da ebelik

Sokrates’in diyalektik sorgulaması aracılığıyla bireyler, zihinsel açıdan kendilerini yeniden inşa etmektedirler. Bu nedenle Sokrates, diyalektik yönteminin en temel ögelerinden biri olarak “maieutic” yani doğurtma kavramını vurgulamaktadır. Diyalektik söylem, konuşmacının kendi savlarını ya da tanımlarını ortaya çıkarmasını, yani, doğurmasını amaçlamaktadır. Doğurtma, Sokratik yöntemin en temel unsurudur. Doğurtma, anımsama kuramından hareketle doğurulacak şeye sahip olmayı gerektirmektedir. Doğurtmaya bağlı olarak ortaya çıkan ebelik motifi, bilgi öğretmeye değil, var olanın açığa çıkmasına çalışmaktadır. Doğurtma eylemini ve ebelik motifini şöyle açıklayabiliriz:

Ebeye gereksinim duymak için doğum sancıları çekmek gerekir.

Sokrates, ruhun tüm bilgilere doğuştan sahip olunduğuna inansa da, onun etkin hâle gelebilmesi için kimi sorular, sorgulamalar ve uyarılarla harekete geçirilmesi gerektiğini düşünmektedir. Bu harekete geçme durumuna doğum sancısı çekme denilmektedir.

Ebelik sanatı, ancak çocuk doğurma konusunda deneyimli birisi tarafından gerçekleştirilir.

Sokrates’e göre kadınlar, gebe kalıp çocuk doğurabildikleri sürece, başkalarına çocuk doğurma konusunda yardımcı olamazlar. Ebelik sanatını, ancak kendileri gebe kalamayacak kadar çok yaşlı biri hâline gelince elde ederler. Sokrates’e göre bu deneysel açıdan bir zorunluluktur; çünkü hiç kimse deneyim sahibi olmadığı şey konusunda doğru bir şey söyleyemez ve yapamaz. Dolayısıyla, Sokratik sorgulamada sorgulayıcı olabilmek için, yeterli tecrübeye sahip olmak gerekmektedir. Tecrübe için de daha önce farklı sorgulayıcılar tarafından, kendi gerçekliğine ulaşmış olması gerekmektedir. Bu yaklaşımdan hareketle, eğitici, daha önce öğrenen rolünü yaşamış olarak eğitim sürecine dâhil olmalı ve zihnindeki tüm yanlış sanıları çürüterek, bilgi yapısına kazandırmış olmalıdır.

Ebe doğumu kolaylaştırıp zorlaştırabilir, hatta gerek duyarsa düşük bile yaptırabilir.

Sokrates’e göre, deneyimli ebeler, hazırladıkları ilaç ve büyülerle, doğum sancılarını belirgin kılabilir ya da gerek duyarlarsa, sancıları yatıştırıp, azaltabilirler. Böylelikle zorlu bir işi oldukça kolay bir iş hâline getirebilir ve hatta gebeliğin erken bir evresinde, kuşkular yüzünden eğer çocuğu düşürme kararı alınırsa, çocuk düşürtülebilir. Yani sorgulayıcı, yöntem sürecinde sahip olduğu beceri ve donanımla, gerçekliğin inşasını kolaylaştırabilmektedir. Öğrenendeki tedirginliği, kaygıyı fark edip, rahatlatabilmektedir. Ayrıca, doğurtma yapacağı bilgi, geçerliliği anlamında sınırlılıklara sahipse, o bilgiden vazgeçebilmektedir. Sağlıklı yani geçerli ve güvenilir olmayacak hiçbir bilginin gerçeklik olarak kabul edilmesine izin vermemektedir.

Ebeler, dünyaya gelen çocukların gerçek çocuklar mı, ceninler mi olduğuna karar verir.

Sokrates, kadınların bazen gerçek çocuklar, bazen de ceninler dünyaya getirdiklerini söyler ve ebenin gerçek görevinin, gerçek olanla gerçek olmayanı ayırt etmek olduğunun altını çizer. Bu ayırt etme işi, ebenin en temel görevidir ve en zor olanı da budur. Bu yaklaşımda, sorgulayıcı olarak eğitici, doğurtma sonucu ulaşılan bilginin, yeterli olgunluğa ulaşıp ulaşılmadığının değerlendiricisidir. Dolayısıyla, ulaşılan bilginin, ulaşılmak istenen ya da ulaşılması gereken bilgi olup olmadığına karar verebilmeli ve kararı doğrultusunda süreci kontrol edebilmelidir.

Sokrates’e göre, ebelik olarak adlandırılan sanatın özü, konuşmacının yani öğrenenin düşüncesinden ortaya çıkan ürünün aldatıcı bir yansıma mı, yoksa yaşamaya ve doğruluğa yeterli bir düşünce mi olduğunu, tüm sınamalardan geçirerek belirleme gücüdür. Yani ontolojik açıdan, doğan şeyin idealara mı, yoksa gölgeler dünyasına mı ait olduğuna karar vermek ya da epistemolojik açıdan, onun doksa mı yoksa episteme mi olduğunu saptamaktır. Yani duyulara dayanarak ulaşılan değişke bir sanı mıdır yoksa bunlardan öte tamamen gerçek bilgi midir?

Öge 3: Daimonion’un yönlendirmesi ya da esini

Daimonion, insanın yazgısını etkileme gücüne sahip olduğu düşünülen tinsel/ruhsal bir varlığı, bir tür insanüstü, doğaüstü nitelikleri olan Tanrı ile insan arasında bir yerde bulunan kavranılamaz tanrısal varlıkları simgelemektedir. Bu varlıklar, sorgulama sürecinde sorgulayana yönlendirmelerde bulunmaktadır. Yanlışlamalar konusunda ölçütlere uymayı hatırlatmaktadır. Sokrates’in içinde duyduğu, güçlü ve yol gösterici bu özel ses, sorgulamalarda/tartışmalarda sorgulayıcıyı yanlış konusunda uyarmaktadır. Fakat Daimonion Sokrates’e, ne yapmaması gerektiği konusunda uyarırken, ne yapması gerektiğini kesinlikle söylemez. Sadece ortaya çıkan yanlış fikirleri ve bilgileri gösterip yardımcı olmaktadır.

Sokratik yöntemde, aşağıdaki bileşenler dikkate alınmaktadır:

Kişisel farklılıklara uygun biçimde yapılandırılmış özgün yönlendirmeler yapmak: Mesleki açıdan bir öğretici sıfatı, müfredatı ve düzenli ders programlarının işlendiği mekânları/sınıfları da olmayan Sokrates, her bireyin ihtiyacı ve eksiği doğrultusunda gelişen bir doğaçlama tarzda insanlara yardımcı olmuştur. Her kişinin yapısına ve gerçeklerine uygun özgün öğütler vermeyi de başarmış ve aynı zamanda, herkesin “kendini bilmesi” ilkesini de gerçekleştirmeye çalışmıştır. Dolayısıyla, eğiticiler bireysel farklılıkları dikkate alacak şekilde, Sokratik yöntemi her bireyin özellikleri doğrultusunda uygulamalı olarak kullanmalı, her bireyin kendini gerçekleştirmesine destek olmalıdır.

Yüz yüze görüşerek soru-cevap yöntemini kullanmak: Sokrates, etkin bir şekilde oluşturulmuş soruları kullanarak, yönlendirilmiş/istenilen cevapları çıkartma tekniği kullanmaktadır. Sokrates, taklit edilemez bir tarzda sorular sorabilmekteydi. Bu durum, soru sormanın sorgulayıcı, konuşmacı ve konuya özgü bir yapısının olduğunun göstergesidir. Dolayısıyla, Sokratik sorgulama, kalıplaşmış yapılarla gerçekleştirilememektedir. Her sorgulayıcı kendine özgü sorgulama becerisini geliştirmelidir. Soru-cevap yönteminde yönlendirilmiş sorular kadar açık uçlu sorularda kullanılmaktadır.
Benzetmelerden (metafor) ve şiirlerden yararlanmak: Sokrates, sorgulamalarında, bazen doğrudan mantık yürütmeleri kullanmak yerine, Yunan kültüründeki efsaneleri, öyküleri, tarihsel olayları, oyunları/tragedyaları ve bu yapıtlar içerisindeki geleneksel şiirselliği kullanmayı tercih ettiği görülmektedir. Böylece, diyalog içine daha somut örnekler dâhil etmekte, konuşmacının teziyle ilgili yaşamdan örneklerle sorgulamasını gerçekleştirmektedir. Eğiticiler de, öğrenenlerle gerçekleştirecekleri Sokratik sorgulamada, metaforlardan yararlanmalıdırlar.
Soru-cevap eksenli tartışma yöntemini kullanmak: Sokrates, bir tartışmanın oluşturulup yürütülmesi konusunda gerçek bir uzmandı. Benzetmelerin ve özgün soruların yanısıra, örnekler vermek, analizler yapmak, açıklamalar geliştirmek ve tüm bu süreç akarken ortaya çıkartılmış olan önemli noktalara vurgu yapmak konularında özel bir beceri sergilemiştir.

Sokratik yöntemin pedagojik boyutunu içeren bu bileşenler dikkate alındığında tartışmaları yapılandırırken kullandığı temel yöntemler olarak şunlar belirmektedir:

  • Bir düşünceyi desteklemek ya da çürütmek için çok sayıda örnekler vermek.
    Ortaya çıkan bir durumu tahlil ederken, yapıcı eleştirilerde bulunmak.
    Karşı tarafın tezlerini çürütmeyi başarabilmek için, karşı tarafın verdiği yanıtlara karşılık olarak, o yanıtları temel alan yeni tanımlamalar ve açıklamalar getirmeyi sürdürmek.
    Bir kişinin bir soru yönelterek almak/öğrenmek istediği bir bilgiyi/yanıtı, sondaj tarzı bir sorgulamayla, kendisinin bulmasını sağlamak. Böylece, karşı tarafın bilmediğini zannettiği bir şeyi, ona sorular sorarak, aslında bildiğini veya yapabileceğini göstermeyi sağlamaktadır.
    Tartışma süresince ortaya çıkartılan konuların, anlaşılan noktaların ve varılan uzlaşıların yeniden hatırlanmasını sağlayacak bir gözden geçirme ve değerlendirme yapmak.

Sokratik yöntemin uygulanışı

Sokrates’in yönteminin çok açık bir örneği olan Menon diyalogundan seçilmiş aşağıdaki parçada Sokrates, bir köleye hiç bilmediği geometri problemini bulduruyor.

Bu yöntemde uygulanan basamakları şöyle sıralayabiliriz:

  • Sokrates burada, kendisine güvenmediğini ve hiçbir şey bilmediğini söyleyerek konuşmaya başlıyor.
    Öğrenmenin bir hatırlama olduğunu söylüyor.
    Köleye bildiklerinden hareketle adım adım yeni bilgiler veriyor.
    Ona önce anlatıyor, ardından “değil mi?”, “olur mu?”, “olmaz mı?”, “bulunur mu?”, “etmez mi?” gibi sorular soruyor.
    Köle bu sorulara kısa cevaplar veriyor.
    Böylece köle bir geometri problemini çözmüş oluyor.
    Bütün bu bilgilerin, kölenin kendisinde olduğunu, onun sadece bu bilgileri doğurttuğunu söylüyor.
    Başka bir konuya geçiyor.

Sokratik Yöntem ve Sorgulama

Sokratik sorgulamadan önce Sokrates’in bazı temel nitelikleri vurgulamak gerekmektedir. Sokrates’i özetleyen temel ironik söylemi olan “Eğer bir tek şey biliyorsam, o da hiçbir şey bilmediğimdir.” İfadesidir.

Bu ifade onun bilgiye bakışını ve bilgi karşısındaki duruşunu sergilemektedir. Sokrates, insanlarla yüz yüze konuşmaktan ve tartışmaktan hoşlanan, yaşamın olduğu her yerde (sokakta, pazarda vb.) insanları daha bilinçli bir düzeye getirmeye ve hayatlarını daha nitelikli kılmaya çalışmaktan mutluluk duyan ve buna kendine adayan bir filozoftur. Sokrates, kendinden önceki diğer filozoflardan farklılaşmaktadır. O, evrenin kaynağına ve yapısına değil, insana özgü şeylerle ilgilenmiş ve insanın hayatını nasıl yöneteceği sorusuna cevap aramıştır. İnsanın bilgeliğinin doğuştan geldiğine inanan Sokrates’in fikirlerinin iki temel tezi olduğu anlaşılmaktadır:

Gerçek (hakikat), değişmeyen rasyonel varlıkların, yani düşüncelerin ve kavramların bilgisinde aranmalıdır. Sokrates’te düşünce ve kavramlar, sorgulamasının temelini oluşturmaktadır.
Gerçek, bütün insanlarda aynıdır ve doğuştan sahip olunan bir şeydir. Bu yaklaşımla, Sokrates’e göre gerçek bilgiyi herkes elde edebilmektedir. Bunu başarabilmek için, insanlara dışarıdan bilgi vermek işe yaramamakta; aksine, insanın doğasında mevcut olan bu bilginin açığa çıkarmaya çalışmak gerekmektedir. Sokrates, insanın özünde var olan bilginin açığa çıkartılarak zihne tanıtılması ve bireye anımsatılarak kullanıma sunulabilmesi için çaba göstermiş ve yöntem geliştirmiştir.

Sokrates, yukarıda ifade edildiği gibi kavramlar ve düşüncelerin, geliştirdiği yöntemleri gerçeklik arayışında kullanmaya çalışmaktaydı. Sokratik öğretime temel oluşturan, Sokratik yönteme kaynaklık eden Sokrates imgesi, bir köleye geometri problemi çözdürdüğü Menon diyaloğundan kaynaklanmaktadır. Yönteme göre Sokrates bilgi aktarmaz; çünkü “bildiği tek şey, hiç bir şey bilmediğidir”. Bir şey öğretmez; sadece anımsatır. Yaptığı iş ebeliktir; yani doğuştan var olan bilgiyi doğurtmaktır. Rolü, sadece sorular sorarak öğrenenin gerçeği bulmasına ya da anımsamasına rehberlik etmektir. Sadece soru soran roldedir, çünkü hiçbir bilgisi yoktur.

Tamamen ön yargısız, açık görüşlü bir araştırmacıdır. Başkalarıyla konuşarak ve tartışarak, bütün görüşleri sistematik bir şekilde incelemekte, bu yolla gerçeği keşfettirmeye ve keşfetmeye çalışmaktadır. Sokrates hiçbir yaşam tarzına bağlanmamıştır. Kurallar ve gelenek karşısında özgürdür. Böylece ön yargılarının gerçekliğe hâkim olmasının önüne geçmektedir. Her şeye kuşkuyla bakmaktadır. Şüpheciliğinin Descartes’ten farkı, soruları kendi kendine değil, başkalarına sormasıdır. Bu sayede sürekli, toplumun, karşısındakilerin sorgulamasına, keşfetmesine kaynak olmuştur.

Sokratik sorgulamayı çözümlemek için, Socrates’in diyaloglarda kimlerle konuştuğuna bakmak faydalı olacaktır. Diyaloglarda yani tartışmalarda, Sokrates sorgulayıcı, karşısındaki ise konuşmacı olarak adlandırılmaktadır. Sokrates’in diyaloglarında karşısındakiler bazen öğrencisi, bazen bir hayranı, bazen Menon’da bir köle, bazen de kendisi gibi bir konuşmacı olarak yer almaktadır. Sokratik diyalogda liderlik vasfı önemlidir. Dolayısıyla diyalog ortamında kişilere ve ortama hâkim olmak önemlidir. Tartışmada inisiyatifi almak etkili olmaktadır. Sokrates, tartışmada, kendisi ortaya bir tez atmamaktadır. Karşısındakinin ileri sürdüğü tezi sorgulayarak, konuyu açmaktadır. Yaklaşımda, kendisinin hiçbir şey bilmediğini, karşısındakinin onu bilgilendirmesi temelinde sorgulayıcı rolünü üstlenmektedir. Karşısındakinin tezi hakkında tüm kuşkularını ortaya koymakta ve sorgulamalarıyla yönlendirici üstünlüğü sağlamaktadır. Tartışmanın akışını kendisi yönlendirmektedir.

Tartışma sonunda, Sokrates, karşısındakini ulaşılmak istenen hakikate götürmekte ve orada bırakmaktadır. Konuşmacı hakikati Sokrates’in soruları sayesinde, Sokrates de tartışma sayesinde bulmaktadır. Bu bakış açısıyla, formel ve informel eğitim süreçlerinde, eğitici öğrenenin karşısına bilgi aktaran rolü ile değil, inisiyatifi eline almış, yaptığından emin, etkili diyalog ve soru sorma gücüne sahip bir lider olarak çıkmalıdır. Tartışma sürecinde, eğiticideki tedirginlikler ve yetersizlikler, öğrenenin keşfetmesi önünde engeller olarak belirmektedir. Eğitici, Sokrates’in uygulamasındaki gibi izleyiciyi yani diğer öğrenenleri de etkileyecek şekilde, tüm grubun dikkatini çekebilecek bir tartışma süreci sergileyebilmelidir. Sokrates’in karşısına zor rakipler çıksa bile, tartışma sürecini bir şekilde kendi inisiyatifine çekmiştir. Dolayısıyla eğiticiler de, öğrenenlerin çok sağlıklı temellendirilmiş tezlerine bile sorgulayıcı bir diyalog geliştirebilecek becerilere ve yeterliliğe sahip olmalıdır. Bu noktada soru sormanın sağladığı üstünlüğün ne olduğunu açıklamak önemlidir. Herhangi bir tezi çürütme sürecinde, soru soranın gücü ve etkililiği, geçerli doğruya ulaşmada en temel gerekliliktir. Soru sorma, sorana psikolojik bir güç vermektedir. Soru soran etkin, cevaplayan edilgin durumdadır. Soru soran tartışmayı istediği gibi yönetebilmektedir. Tüm bu inisiyatifi eline alabilen sorgulayıcı, uygun sorularla karşıdaki tez üzerinden diyalektik diyalog aracılığı ile konuşmacının gerçekliği keşfetmesini sağlayabilmektedir.

Sokratik tartışmanın, bir gerçeklik arayışından çok bir müsabaka olduğu da söylenebilmektedir. Tartışmada amaç, karşıdaki konuşmacının argümanlarını çürüterek, tezlerinin sağlam olmadığını ispatlamaktır. İletişim süreci, ideal olmaktan çok, stratejilerin hâkim olduğu bir yapıdadır. Diyaloglar karşılıklı anlama ve anlaşmayı amaçlayan bir iletişim değil, tarafların (sorgulayıcı ve konuşmacı) diğerini istediği noktaya getirmek için çabaladıkları bir iletişimdir. Bu, konuşmacı için bir keşif, buluş gibi algılanmaktadır. Fakat ulaşılan gerçeklik, çoğu zaman, Sokrates için, tartışmanın başında kendisinin savunduğu, karşı tarafa kabul ettirmeyi amaçladığı fikirdir. Dolayısıyla, eğiticiler Sokratik yöntemi kullanmak istiyorlarsa, bu temel karakteristik özelliklerden hareketle, Sokrates gibi donanımlı ve yetkin bir şekilde sürece dâhil olmak zorundadırlar.

Sokrates’in, sanıyla bilgi; görünüşle gerçeklik arasında yaptığı açık ve kesin ayrım ile bilgiye ve doğruluğa ulaşılabileceğine ilişkin inancı önemlidir. Sanıyla bilgi arasında nasıl bir fark vardır? Sanı, bireyin kabul ettiği ve ona göre hareket ettiği önermedir. Bu, her ne olursa, inandırıldığımız ve ikna edildiğimiz, kendisinin belirli bir olasılık içinde ya da kesinlikle inandığımız gibi olduğunu savunduğumuz bir şeydir. İnançlarımız her zaman doğru olmadığına göre, doğru ve yanlış sanı arasında bir ayrım yapmak gerekmektedir. Böyle bir yaklaşım sanı ve bilgi ortaklığını olanaksız kılmaktadır. Çünkü sanı gibi yanlış olma olasılığının olduğu bilinen bir şeye, çelişkiye düşmeksizin ve sorgulamadan bilgi adı verilemez. Yanlış bilgiye sahip olmak, olduğundan başka türlü görünen bir şeye inanmak anlamına gelmekte; bu ise onu bilememek ve ona ilişkin bilgi sahibi olmaktan çok, onun hakkında bir sanıya sahip olmak demektir. Sokrates’in önerisi ise şu şekildedir: Öğrenene bilgiye ulaşmaya yönelik kendi araştırmasına başlamasını sağlamanın yolu, ona sanılar ve sanılarla birlikte gelen bir güven duygusu kazandırmak olmamalıdır. Bunun tam karşıtı olmalıdır. Öğrenen kendi bilgisizliğinin farkında olmalıdır. Bir insan, bilgisizliğinin farkında olduğunda bilgi elde edebilir.

Sokrates’in yöntemini daha da açık hâle getirebilmek için, yaklaşımında öne çıkan bazı kavram ve tezlere değinmek gerekmektedir. Bilgelik ve bilgisizlik arasındaki ilişki, yöntem için temel taşlardan biridir. Sokrates’e göre önemli olan, bilmediğinin bilincinde olabilmektir. Bu da bilgeliğin ilk adımı sayılmalıdır. Sokrates, kendi döneminde, özellikle siyasetçiler (devlet adamları), şairler ve tragedya yazarları ile sıradan meslek sahibi olan zanaatkârların bilgelik düzeyini, yöntemini kullanarak ölçmeye çalışmıştır. Fakat, bu gruplardaki insanların hiçbirinin, önemli şeylerden anlamadıklarını belirtmiştir. Dolayısıyla, bilmenin körlükleri olarak ifade edilen hata kaynakları bireylerin gerçekliğe ulaşmasında en büyük engel olarak karşılarına çıkmaktadır. Eğiticiler, öğrenenlerin ve hatta profesyonellerin bilmiş edaları karşısında hazırlıklı olmalı; Sokratik yöntemi kullanarak olası yanılgılarının farkına varmalarını sağlamalıdır. Eğitim, onların bilgisizliklerini kabul etmelerini sağlayarak, öğrenme ve keşfetme açlıklarını ortaya çıkarmaya çalışmalıdır. Mekanikçiliğe karşı, erekbilimcilik Sokrates’in yönteminin diğer bir özelliğidir. Sokrates’in temel varsayımlarından biri, evrendeki bütün şeyleri yönetmesi ve açıklaması gereken şeyin iyi/iyilik kavramlarının olmasıdır. Her şey iyiye ulaşmak amacındadır. Sokrates’e göre, eylemlerin ve olayların nedenleri, mekanik ve fiziksel nedenlerle değil, zihinsel yapının ürünü olan bir hedef veya amaç/erek ile bağlantılı olmalıdır. Dolayısıyla amaçsallık Sokrates’in gerçeklik arayışında önemli bir yere sahiptir. Sokrates, bunun kaynağı olarak Tanrı’yı önerilebileceği gibi, doğanın içeriğinde var olan bilinçli veya bilinçsiz bir ereksellikten de söz edilebilmektedir. Buradan hareketle, gerçeklik arayışında gerçekliğin farklı yorumlamalardan öte, varoluş amacını çerçevesinde keşfetmeye ve değerlendirmeye çalışılmalıdır. Matematik ya da değerler eğitimi veren bir eğitici, matematiğin ya da demokrasi değerinin ne işe yarayacağından öte, matematiğin/demokrasinin asıl amacının ne olduğunu keşfettirerek işe başlamalıdır. Bu şekilde, ne matematik ne de demokrasi kavramları, farklı anlamlar altında farklı görünümlere büründürülmeyecektir. Gerçeklik, sanıların, ön yargıların, yanılmaların önüne geçecektir. Sokrates, erdem, bilgi ve mutluluk konularını da yöntemine dâhil etmektedir. Sokrates; erdem, üstünlük ve mükemmelliği birlikte barındırmaktadır. İnsani erdem olarak, insanın “doğasında var olan mükemmelliği yakalaması ve tam bir gerçek insan olması” gerektiğini ifade etmektedir. İnsani erdemi sağlayabilmek için, insanın doğasında var olan akıl ve bilinci kullanarak, insan doğasının temel amacına yani mutluluğa ulaşmasını göstermektedir. Mutluluk, tüm insanlığın doğasında bulunan bir hedef olup, ona erişebilmeyi sağlayan araç bilgidir (ve erdem) veya ona ulaşmayı engelleyen şey ise bilgisizliktir. Sokrates’e göre, iyiyi bilen bir kişi, zorunlu olarak onu yapacaktır/gerçekleştirecektir. Dolayısıyla, Sokratik yöntem amaç olarak mutluluğu merkeze alan, insanın mükemmelliğe ulaşmasını sağlayan bir araçtır. Eğiticiler, Sokratik yöntem ile öğrenenlerin eğitim amaçlarını mutluluk olarak hissettirmeli ve kendini gerçekleştirmede mükemmellik temasını yansıtmaya çalışmalıdırlar. Bunlar için de en etkili araç olan bilgiyi, etkili bir şekilde sürece dâhil etme ve kullanma becerisini sergileyebilmelidirler. Yöntemin tüm inşası bilgi üzerinedir.

Sokratik yöntemin temel felsefesi, karşıdaki kişide var olan, ama onun farkında olmadığı bilgiyi açığa çıkarmasını sağlamaktır. Bu durum, Antik Yunan düşünürlerinin bir kısmının savunduğu, insan zihninde her şeyin bilgisinin önsel olarak var olduğu fikrine dayanmaktadır. Bu temelden hareketle, Sokratik sorgulamayla aslında karşısındakine yeni bir şey öğretilmemekte, sadece bilinenler anımsatılmakta ve tekrar bulunmaktadır. Kişide var olanı ortaya çıkarmaya dayalı olduğu için buna doğurtma yöntemi de denilmektedir. Klasik şekliyle Sokratik yöntemde, önce sorgulayıcı bir yapıyla karşıdakinin hatalı/eksik önermesi ele alınmakta (örneğin: yalan kötü bir şeydir), daha sonra da bu önermeyle çelişen örnek durumları açığa çıkartan sorular sorulmaktadır. Ardından ulaşılan yeni bilgiler ışığında eski önerme yanlışlanmakta veya revize edilmektedir.

İlk hareket noktası olarak düşünmeyi merkeze alan sorgulayıcı yaklaşım gözlem yapma, sistematik sınıflama, ölçme, bağlam oluşturma, uzay-zaman ilişkisini kullanma, yordama, fonksiyonel tanımlama, sınama durumları oluşturma, deneme, iletişim kurma gibi birçok sistemsel faaliyetin eşgüdüm içinde çalışması ile işe koşulmaktadır. Burada diyalektik yöntemin temel bir tekniği olarak belirmektedir. Diyalektik, karşılıklı konuşmak anlamına gelmektedir. Üzerinde konuşulan şeyi aydınlatmayı, genel sonuçlar çıkarmayı amaçlamaktadır. Sokrates’in kullandığı anlamda o, saçmalığa indirgeme ve çoğu kez kuşkuyla sonuçlanan yanlışlamacı bir uslamlama niteliği taşır. Diyalektikte amaçlanan, konuşmacıyı bütünüyle kuşku içerisinde bırakmak değil, gerçeği sağlam bir biçimde inşa etmeye ve inandığı sav konusunda nedenleri gözden geçirmeye motive etmektir.

Ayrıca lütfen bakınız:

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı; “Her Yönüyle Felsefeyi Anlamak”, Kenneth Shouler; ATA-AÖF, EĞİTİM FELSEFESİ, Yrd. Doç. Dr. Osman Yılmaz KARTAL

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*