Theodor Wiesengrund Adorno: Zekâ Ahlaki Bir Kategoridir

felsefe Nedir

“Kutsal aptal” fikrinin Batı’da; Pavlus’un Korintlilere mektubunda kullandığı ve yandaşlarından “İsa aşkına aptallar olmalarını” istediği günlere kadar geri giden uzun bir geçmişi vardır.

Orta Çağ boyunca bu fikir bir popüler kültür figürüne dönüşmüş ve terimle biraz aptalca ya da zeka geriliği olan, ama ahlaken iyi ve saf azizler veya bilgeler kast edilmeye başlanmıştır.

Alman filozof Theodor Adorno, “Minima Moralia” adlı kitabında bu eski geleneği sorgular. Kitabında yazdığına göre “ahmakları temize çıkarma ve aziz ilan etme” girişimlerinden şüphelenmekte ve iyiliğin duygularımızı da anlayışımızı da kapsadığı bir durum yaratmak istemektedir. Adorno’ya göre kutsal aptal düşüncesiyle ilgili problem şudur: bizi iki farklı parçaya böler ve böyle yaparak mantıklı bir şekilde hareket etmemizi engeller. Gerçekte muhakeme bizim duygu ve kavrayışımızı ne kadar tutarlı hale getirebildiğimizle ölçülür. Adorno’nun bakış açısına göre kötü hareketler sadece duyguların değil, aynı zamanda zekâ ve anlayışın da başarısızlığıdır.

Adorno, kapitalizmin gelişmesiyle ilgilenen bir grup filozoftan oluşan Frankfurt Okulu‘nun bir üyesidir. Televizyon ve radyo gibi kitle iletişim aracı biçimlerini, hem zekânın hem duygularla erozyonuna ve ahlaki seçimler ve muhakemeler yapma yeteneğinde düşüşe neden olduklarını iddia ederek suçlar. Eğer gişe rekorları kıran filmleri izleyerek beyinlerimizi kapatmayı seçersek (içinde yaşadığımız kültürel şartlar ortada olduğuna göre seçebileceğimiz ölçüde) Adorno’ya göre bu bir ahlaki seçimdir. O, popüler kültürün bizi sadece aptallaştırdığına değil, aynı zamanda ahlaki davranmamızı da engellediğine inanır.

Zekâ ve duygu neyin doğru, neyin yanlış olduğu hakkında kararlar verebilmek için insana gereklidir. Yani ahlaki şekilde davranabilmek için duygularımız kadar zekâmızı da kullanabilmeye ihtiyacımız vardır. Dolayısıyla zekâ, ahlaki bir kategoridir.

Adorno kutsal aptal gibi bir şeyin olabileceğini tasavvur etmenin karşısında, benzer bir hatanın da duygularımız olmaksızın sadece zekâmızla muhakeme edebileceğimizi tasavvur etmek olduğuna inanır. Bu bir hukuk mahkemesinde meydana gelebilir; yargıçların jüriden tüm duygularını bir kenara bırakmalarını istedikleri bilinir, çünkü ancak böylece serinkanlı ve ölçülü pir karara varabilecekleri düşünülmektedir. Ama Adorno’nun görüşüne göre bizler artık duygularımızı bırakarak, zekâmızı bırakarak verdiğimiz kararlardan daha akıllıca kararlar alamayız.

Adorno, düşüncelerimizden son duygu kırıntısı da çekilip alınğında düşünecek hiçbir şeyimizin kalmayacağını ve zekânın “duyguların eksilmesinden” yarar elde edeceği fikrinin tamamen hatalı olduğunu yazar. Bu nedenle, duygularımıza gönderme yapmayan bir bilgi türü olan bilimlerin üzerimizde aynen popüler kültür gibi insanlığı kaybettirici bir etki yarattığına inanır. Adorno’nun zekâ ve duygunun ayrılmasıyla ilgili endişelerindeki haklılığı önünde sonunda gösterecek olan hiç beklenmedik bir şekilde bilimler olabilir. 1990’lardan beri Antonio Damasio gibi bilim insanları duygular ve beyin üzerinde çalışarak duygular tarafından rehberlik edilen pek çok karar alma mekanizmasının bulunduğuna dair giderek artan sayıda kanıta ulaşmışlardır. Bu nedenle eğer bilgece kararlar almak, hatta sadece karar alabilmek için duygularımızı ve zekâmızı aynı anda çalıştırmalıyız.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*