Sofistlerin Siyaset Felsefesi ve Devlet Anlayışı

felsefe Nedir

Sofizm, Atina’nın siyasi ve kültürel olarak geliştiği, demokratik bir düzenin kurulduğu dönemde ortaya çıkan bir düşünce akımıdır. Sofistler, demokratik düzenin gerekleri nasıl yerine getirilir sorusuna cevap aramışlardır.

Sofistlerin en belirgin özelliği hitabet, yani etkili söz söyleme sanatına verdikleri önemdir. Onlara göre, vatandaşların dönüşümlü olarak yöneticilik yaptığı, yasaların hazırlanma sürecine katıldığı “doğrudan demokrasi” düzeninde insanlar her şeyden önce güzel ve etkili söz söyleme yeteneğine sahip olmalıdırlar. Bu, insanın karşısındakini inandırabilmesi için gereklidir.

Sofistlerin bu inancı onların şüpheci ve rölativist (göreci) olma özellikleriyle uyumluydu. Onlara göre, herkes için geçerli olan objektif (nesnel) bir gerçek söz konusu olmaz. Sofistlerin en meşhur ve kurucu filozoflarından Protagoras’a göre “insan her şeyin, var olan şeylerin var olduklarının ve var olmayan şeylerin var olmadıklarının ölçüsüdür”.

Diğer bir ifadeyle, doğru olan şey, şu anda algılanan, duyulan, istenen ve özlenen şeydir. Bir şeyin doğru olması demek, o şeyin herhangi bir kimseye doğru görünmesi demektir. Sofistler, herkes için geçerli olacak genel ve kesin bir bilginin olanaksızlığını göstermeye çalışmışlardır.

Bu anlamda, Sofistler Tanrı inancı ve evrenin kökenleri konusunda da insandan insana değişen farklı gerçeklerin olabileceğini savunurlar. Onlara göre Tanrı’nın (veya Tanrıların) varlığı veya yokluğu konusunda kesin bir hakikat yoktur. Nitekim Protagoras, “Tanrıların, ne var olduklarını ne de olmadıklarını biliyorum” diyerek dini alanda da şüpheci bir tavır ortaya koymuştur. Sofistler, “agnostisizm” (bilinmezcilik) adı verilen, teolojik anlamda bir yaratıcının veya bilimsel anlamda evrenin nereden türediğinin bilinmediği veya bilinemeyeceğini ileri süren felsefi akımın öncülerindendir.

Sofizm’in yukarıda kısaca bahsettiğimiz özellikleri, 18. yüzyılda ortaya çıkacak olan Aydınlanma düşüncesini hatırlatmaktadır. Her iki düşünce de kendilerinden önceki geleneksel düşüncelere karşı savaş açmış, insanı (daha açık bir ifadeyle insan aklını) merkeze almıştır. Her iki düşünce de toplum, ahlak ve siyasetle ilgili tüm kurumların insanların bir ürünü olduğunu ileri sürer. Bu yaklaşım, doğal olarak, insanlar tarafından meydana getirilen bütün bu kurumların yine insanlar tarafından değiştirilebileceği düşüncesini de kapsar. Devlet, bu kurumlardandır.

Devlet nedir? sorusuna Sofistler iki farklı yanıt verirler. Bu yanıtlar, devletin neden ve nasıl ortaya çıktığı sorusundan hareketle verilen cevaplardır. Sofistlerin bu sorulara verdikleri cevap çağdaş devlet kuramlarının temellerini teşkil eder. Bunlar, sözleşme ve kuvvet kuramlarıdır.

Sözleşme kuramını savunan Protagoras ve Antiphon gibi Sofist düşünürlere göre, insanlar diğer canlılar arasında topluluk hayatına en fazla gereksinim duyanlardır. Doğadaki diğer canlılara göre çok daha korunaksız ve aciz bir durumda olan insanlar yaşamlarını ve türlerini idame ettirebilmek için topluluk hâlinde yaşamak ve karşılıklı yardımlaşmak zorundadırlar. Bu gerçeğin, yani toplu yaşama zorunluluğunun farkına insanlar, iş bölümüne dayanan bir sözleşmenin gerekli olduğunu kavramışlardır. Devlet bu gereklilikten doğmuştur. Asırlar sonra, 17. ve 18. yüzyılların düşünürlerinin önemli bir kısmı da devletin kökeni konusunda aynı şeyi söyleyeceklerdir.

Sofistlere göre insanlar, çıkarlarına uygun düşen bir sözleşmeyle, birlikte yaşama yükümlülüğü altına giriyorlar. Sözleşmeyi yapanlar, yani devleti kuranlar, eşit haklara sahip olmalı ve toplum hâlinde yaşamanın nimetlerinden eşit ölçüde yararlanmalılar. Sofistlere göre insanlar arasındaki tek ayrılık topluluğu devam ettirebilmek için her ferdin ayrı bir iş görmesi, her birinin ayrı bir görevi yerine getirmesidir. Bu noktada, Sofistlerin o dönem için son derece ilginç bir yönü karşımıza çıkmaktadır. Sofistler, İlk Çağ filozoflarının doğal kabul edip üzerinde hiç durmadıkları veya sorgulamaya cesaret edemedikleri bir kurumu eleştirirler. Bu kurum köleliktir. Sofist filozoflara göre, aynı toplum içinde yaşayan insanların eşitsiz bir durumda olmaları toplumun temel yasasına yani sözleşmeye aykırıdır. Tartışılmaz kabul edilen kurumlarından biri olan köleliği eleştirmeleri dolayısıyla Sofistler, dönemin gelenekçi çevreleri tarafından dışlanmışlardır.

Sofistlerin devlet hakkında savundukları ikinci düşünce, asırlar sonra geliştirilecek çağdaş devlet teorilerinden birinin temelini teşkil eden kuvvet kavramını esas almaktadır. Kallikles ve Thrasymachos gibi Sofistlere göre devletin ortaya çıkışında sözleşme değil kuvvet rol oynamıştır.

Thrasymachos’a göre, insanın genel eğilimi ve temel içgüdüsü kendi iradesini başkalarına kabul ettirmektir. İnsanlar, güçlüler ve zayıflar olmak üzere ikiye ayrılır; yasalar güçlülerin zayıflara kendi iradelerini zorla kabul ettirmelerine hizmet eder.

Kallikles’e göre ise adalet ve ahlak gibi kavramlar, acizlerin uydurduğu şeylerdir. Amaç, güçlülerin kuvvetlerini kullanmalarını engellemek veya sınırlamaktır. Fakat güçlü insanlar bu hileye aldanmayacak kadar zekidirler ve kuvvetlerini kullanmaktan geri durmazlar.

Kallikles ve Thrasymachos gibi Sofistlerin devlete dair savunduğu bu ikinci görüş, sözleşmeyi değil tersine mücadeleyi önceler. Devletin ortaya çıkışındaki asıl neden insanlar arasındaki mücadeledir. Bir toplumda herkesin aynı haklardan faydalanması söz konusu olamaz, toplumdaki nimetlerden güçlüler faydalanır, zayıf olanlar ise bundan yoksun olarak yaşarlar.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*