Felsefe hakkında her şey…

Sanatsal yaratıcılık nedir?

18.10.2022
1.438
Sanatsal yaratıcılık nedir?

Sanatçı ile sanat yapıtı arasında kurulan özel ilişki yaratıcılıktır. Yaratıcılık kısaca ifade edilirse yeni bir şeyin yani daha önce var olmayan bir şeyin ortaya çıkmasıdır. Yaratıcık, Tanrı ya da Tanrıların işinin olduğunun düşünülmesinden başka insanın ortaya koyduğu bir başarı olarak da görülür. Bu anlamda hem bilimsel hem sanatsal yaratmadan söz edebiliriz. Her iki yaratma türü de Townsend’in söylediği gibi, bir başlangıç noktası olduğu kadar aynı zamanda da sonradan olan ya da olabilecek olanların da belirleyicisidir. Örneğin, Rönesans döneminde perspektifle birlikte eski resim anlayışı sona ermiştir. Bu nedenle de Giotto gibi ressamlar perspektifi kullanan ilk ressamlar olarak ardıllarından daha yaratıcı kabul edilirler.

Sanatsal yaratma gerçek dünyaya özgü olan belirlenimcilikten bir kurtuluştur. Sanatçı bir kurgu, bir yanılsama dünyası yaratır, gerçekleşmeyecek belki de asla olamayacak olanı sunar. Sanatçıların yaratıcı olmalarının sebebi de işte bu yüzden yaşanan deneyimlere özgürce biçim verebilmeleridir. Sanat, insan aklının yaratıcı bir ifadesi, “zihinsel etkinliğin en özgür biçimidir.” (Townsend 2002: 179-182, 187).

Peki, sanatsal yaratmanın yapısı nedir? Sanatçı hangi aşamalardan geçerek yapıtını yaratmaktadır? Yapıtın sanatçıyla ve izleyiciyle olan ilişkisi nasıldır?

Kimi sanat yapıtları yaratıcısı henüz yapıtını daha bitirmeden (sanatçı izin verdiği için ya da bunu amaçladığı için) izleyici karşısına çıkabilse de genellikle yapıt bütünüyle sanatçıdan ayrılıp kendi başına bir nesne olduğunda izleyiciyle buluşur. Ancak yapıt, sanatçı yani yaratıcısı için başka bir şey, izleyici için başka bir anlam taşır. Her ne kadar yapıt aynı yapıt gibi görünse de yaratıcısıyla olan ilişkisi ile izleyici ile yeni başlayan ilişkisi farklıdır. Sanatçı eserini yaratırken belirli aşamalardan geçer. Yaratmanın aşamalarını şu şekilde sıralayabiliriz: Etkilenme aşaması, tasarlama aşaması ve tamamlama aşaması.

Sanatçı çevresindeki, zihnindeki, deneyimlerindeki her türlü şeyden etkilenebilir. Bu başlangıç noktasıdır. Bir ses, bir gülümseme, bir kavram, bir eşya, yeni tanışılan bir kişi sanatçının yaratım nesnesi olabilir. Buna aynı zamanda esinlenilen nesne de diyebiliriz. Sanatçı bu nesneden yola çıkarak tasarlamaya başlayacaktır.

Tasarlama aşaması da iki şekilde olabilir: Zihinde tasarladıktan sonra oluşturma ya da oluştururken (oluşturarak) tasarlama. Örnek vermek gerekirse; bir ressam zihninde tasarladıktan sonra bunu tuvaline aktarabilir ya da renklerle oynarken süreç içerisinde tasarlayabilir. Aynı şekilde, bir modern dans koreografı seçtiği bir müzik parçasına zihninde hareketler tasarlayarak daha sonra bu hareketleri dansçılarına öğretebilir ya da dansçılarını yönlendirerek bizzat onlara hareket bulmada olanak sağlayabilir yani hareketlerle oynarken süreç içerisinde tasarlayabilir. İlk durumda bir zihinsel tasarı nesnesi söz konusuyken ikinci durumda bir süreç içinde şekil alan nesne söz konusudur.

Bu ikinci duruma verilebilecek örneklerden biri Rus ressam Vasily Kandinsky (1866-1944) tarafından 1913 de yapılan Beyaz Bordürlü Resimdir. Bu resim sanatçının 1912 sonbaharında doğduğu yer olan Moskova’ya yaptığı bir yolculuktan esinlenmiştir. Kandinsky belli aralıklarla gittiği Münih’e döndükten sonra doğup büyüdüğü yer olarak hafızasında yer etmiş Rusya’ya yaptığı bu yolculuktan elde ettiği “oldukça güçlü izlenimleri”ni görselleştirebilmenin bir yolunu aramaya başlamıştır. Yaklaşık beş aylık bir süreç içerisinde kurşun kalem, mürekkep, suluboya ve yağlıboya arasında özgürce hareket ederek çok çeşitli motif ve kompozisyonları araştırmıştır. En az on altı çalışma denedikten sonra Kandinsky nihayet resmine görsel biçimi verecek çözümü bulmuştur: Beyaz bordür. Ona göre kullandığı bu beyaz renk “pek çok olanağa gebe bir … sessizliğin uyumu”nu ifade etmektedir.

Verilebilecek bir başka örnek de çağımızın ünlü soyut dışavurumcu ressamlarından Jackson Pollock (1912-1956) un kullandığı tekniktir. Pollock, boya karıştırma, fırça kullanma gibi geleneksel teknikleri bir kenara koymuştur. Yere çok büyük boyutlarda tuval bezler sererek bu bezlerin üzerinde hareket ederek boya dökmüş, damlatmış, fırlatmıştır. Bu nedenle de kullandığı bu teknikle yaptığı resimler sonradan hareket resmi adını almıştır.

Soyut dışavurumculuk (soyut ekspresyonizm) 1940’ların ortalarında New York’ta ortaya çıkan, ressamların gerçek nesnelerin temsiline yer vermeden kendilerini sadece renk ve şekillerle ifade ettikleri bir tür soyut sanattır. İlk Amerikan sanat akımı olarak kabul edilip, sanat dünyasının merkezinin Paris’ten New York’a kaymasında etkili olmuştur. Kaynak: wikipedia.org

Sanatsal yaratmanın son aşaması olan tamamlama aşaması ise sanatçının artık yapıtın tamamlanması için gereken düzenlemeleri yaptığı aşamadır. Burada artık izleyici karşısına çıkmaya hazır nesne yani sanat yapıtı söz konusudur. Sanatçının geçirdiği bu aşamalardan sonra yapıt artık izleyiciyle buluşmaya hazırdır. Şimdiden sonrası artık izleyicinin yapıtla kuracağı ilişkide şekillenecektir. Peki, izleyicinin yapıtla bu yeni başlayan ilişkisi nasıldır?

Kaynak: ESTETİK VE SANAT FELSEFESİ, s. 50-52, T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2574, AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1544; Kitabın Yazarları: Prof. Dr. Demet TAŞDELEN, Prof. Dr. Aslı YAZICI

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...