Hegel ve Bilginin Fenomenolojisi

felsefe Nedir

Hegel Tinin Fenomenolojisi’nin Önsözünde Schelling’in mutlak özdeşlik anlayışının yetersizliğini dile getirmek için ‘geceleri bütün inekler siyahtır’ der. Hegel’e göre ayrım ve karşıtlık içermeyen bir özdeşlik soyut ve içeriksiz bir özdeşliktir.

Felsefi düşünüş bağlamında böyle soyut ve boş bir özdeşlik yalnızca dolaysız başlangıç açısından bir değer taşır. Felsefi düşünüş ve bilginin asıl ve son ereği ise, somut ve içerikli bir özdeşliktir. Somut özdeşlik tüm ayrımların silindiği, tüm ayrım ve farklılıklardan arındırılmış soyut bir özdeşlik değildir. Bu bağlamda soyut özdeşlik fikri yalnızca epistemolojik açıdan sorunlu bir bakışa değil, etik ve politik açıdan da sorunlu bir bakışa işaret eder.

Özdeşlik ve birlik adına tüm ayrımların yadsınması, farklı ve karşıt belirlenimlerin dinamik ve sistematik birlik ve özdeşliğine işaret eden somut bütünlüğü kavramamıza hizmet etmez. Tüm ayrımların ötesinde mutlak bir özdeşlik yoktur. Özdeşlik ve ayrım biri diğerini gerektiren zorunlu bir bütün oluştururlar.

Algı ve düşüncelerimizin içeriğini oluşturan farklı ve karşıt belirlenimlerin sonsuz evrensel varoluşun akılsal ve sistematik bütünlüğü içinde kavranması, felsefi düşünce ve bilincin birincil özelliğidir. Hegel’e göre mutlak doğruluk ve bilgi ancak kavramsal düşünce ve akıl yürütme yoluyla mümkündür. Bu anlamda mutlak doğruluk sistematik, yöntemli ve akılsal bir bütünlüğün adıdır.

Hegel’in Tinin Fenomenolojisi adlı yapıtı, sıradan bilinçten felsefi bilince gelişim sürecinin kavramsal anlatımı olarak da okunabilir. İnsan bilinci, zaman ve mekân bağlamında dolaysız başlangıç olan duyarlılıktan daha dolayımlı olan algı, anlık, akıl ve tine doğru fenomenolojik yolculuğu boyunca, kendi gerçekliğini ve doğruluğunu daha fazla kavrar. Hegel’e göre bilgi ve ona bağlı olarak insanın bilinç durumu, birbirlerinden bağımsız ve soyut görünen sonlu bilinç içeriklerini akılsal bir zorunlulukla birbirine bağlamamıza koşut bir gelişim seyri izlerler. İnsan ilkin empirizmin iddialarına uygun bir şekilde duyarlılığın ve algının içeriklerine odaklanır.

Empirik dünyanın sonlu belirlenimlerinin kendi yalıtılmışlık ve soyutlukları içinde anlaşılıp bilinemeyeceklerini ayırt eden insan, kendi anlama yetisinin kavramlarıyla bu söz konusu belirlenimleri birbirine bağlamaya ve anlamaya çalışır. Daha sonra anlama yetimizin içeriğini oluşturan tüm farklı ve karşıt kavramsal belirlenimlerin kendilerinin de anlaşılması gerektiğini farkeden bilinç, akılsal düşünüş bağlamında yöntemli ve sistematik bir bütün oluşturmaya yönelir. Tinin Fenomenolojisi’nde son aşama tindir ve tin aklın doğru ve hakiki özbilinci olarak ortaya çıkar. Tin aklın kendisini asıl varlık ve doğruluk olarak kavramasına ve bu doğrultuda bir kültür oluşturmasına işaret eder.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*