Qualia Nedir?

felsefe Nedir

Qualiyı bir deneyimin öznel yönünü nitelemek için kullanılan bir terimdir. Bu bağlamda qualiaya, zihin durumlarını açıklamaya çalışırken ortaya çıkan kişiye özel yanları karşılayan bir terim olarak kullanılır.

Günümüz felsefesinin önde gelen işlevlerinden biri insanın bilişsel yönlerini anlamaya aracılık etmektir. Bu konuda gerçekleşecek kapsamlı bir aydınlanma daha yetenekli bilgisayarların geliştirilmesine büyük katkılar sunacaktır. Ne var ki bu konuda önümüzde duran büyük bir engel bilişsel deneyimin, yaşantının öznel yanıdır.

Görsel bir deneyim düşünelim. Diyelim ki çarpıcı turkuaz renkte bir denizin kıyısındasınız; dalgalar kıyıdaki kayalıklara vuruyor, köpükleri birbiri sıra belirip kayboluyor. Yanınızdaki arkadaşınız da manzaraya dalmış, çalkantılı denizi birlikte seyrediyorsunuz. Önünüzde duran manzaranın aynı olmasına karşın bu deneyimi yaşayanların zihin durumları açısından farklılıklar bulunur. Aynı uyaranlara karşın manzaranın zihinsel tasarımı, eş deyişle deneyimleyen kişi açısından manzaranın neye benzediği kendine özgü olacaktır. Sizin deneyiminiz, sizinle aynı anda, aynı yerde olan arkadaşınızın deneyimlediğinden farklı olacaktır. Başka türlü söylersek aynı turkuaz denizin karşısında bulunan herkesin farklı turkuaz yaşantıları bulunacaktır. Dahası bu turkuaz yaşantısı sizin herhangi başka bir şeyi deneyimlediğinizde de açığa çıkmayacaktır.

Herhangi bir deneyimin bu farkı oluşturan yanına deneyimin “fenomenal yönü” adı verilir. “Fenomenal bilinç” terimi pek çok yerde hem “nitel ve fenomenal özellikleri” hem de “öznel farkındalık” ve “bir deneyimi yaşamanın nasıl bir şey olduğunu anlatmak (what it is like to be)” için kullanılır. Öyleyse bir deneyimin fenomenal yönü, deneyime eşlik eden öznel yandır. Herhangi bir deneyimin bu yönüne odaklandığımızda, burada belirli niteliklerin bulunduğunu fark ederiz.

İşte bu iç gözlemsel olarak elde edilen ve bir deneyimin fenomenal yanını oluşturan bu niteliklere qualia adı verilir. Qualia Latince quale teriminin çoğul biçimidir. “Quale” ise zarf ‘qualis’ten gelir. ‘Qualis’, ‘ne tür?’, ‘ne çeşit?’, ‘ne yapıda?’ anlamlarına gelir. Qualia ise deneyimin öznel yanlarını; duyumları, duyguları, acıyı, neşeyi, arzuyu, vb. karşılamak için kullanılır. Terimi ilk kez 1929 yılında Clarence Irving Lewis kullanır. Lewis, qualiayı içsel tasarımsal olmayan, iç gözlem yoluyla erişilebilen duyu verisi olarak belirler.

Hangi zihinsel durumların qualia taşıdığını soruşturduğumuzda şunları görürüz:

  • Algıya dayalı deneyimler, söz gelimi yeşili görmek, davul sesini işitmek, denizin kokusunu içine çekmek, kadifeye dokunmak…
  • Beden kaynaklı deneyimler, açlık duygusu, diş ağrısı, ateş basması… Duygulanımla öfke, arzu, korku, kıskançlık…
  • Başka ne tür örnekler olabilir? Birden bire akla gelen bir fikir?

Qualia Neden Önemli?

Herhangi bir deneyimin bu fenomenal yönü, onun tek bir özneyle, dolayısıyla tek bir bakış açısıyla sınırlı olmasını sağlar. Kuşkusuz her insan, diğer insanlarla özdeşleyim kurabilir, onların zihin durumları hakkında konuşabilir. Ancak kendi öznel deneyiminin dışına çıkarak, başkalarının zihin durumlarına ilişkin öznel niteliklere erişemez.

Turkuaz renkli denizin kıyısında akşamleyin Güneş batarken yemeğimizi yiyoruz. Deniz kokusu geliyor önce koklamayla ilgili bir quale ediniyoruz, sonra kırlangıç çığırtılarını duyuyoruz, manzara eşliğinde yediğimiz leziz yemek ise tatsal bir quale elde ediyoruz vb. Bu deneyim türlü türlü özellikleri qualia’ya birer örnek oluşturur.

Kimi zaman öyle zihin durumlarıyla karşılaşırız ki değil doğrudan anlatabilmek, betimlemek bile olası görünmez. Söz gelimi hemen hepimizin başına gelebilecek karın bölgesindeki bir acıyı düşünelim. Böylesi bir acıya ilişkin neler söyleyebileceğimizi düşünelim. Şiddetini, yaklaşık olarak karnın neresinde olduğunu, ne zamandır çektiğimizi söyleyebiliriz. Bütün bunlar bu acının tam olarak ne olduğunu ortaya koyamaz. Acıyı ancak çeken bilir. Özneldir. Bir başkası ancak kendi acılarından yola çıkarak andırımda bulunabilir. İki acının aynı olduğunu bilebilmenin bir olanağı yoktur. İnsanlar ancak duygudaşlık yoluyla acıda ortaklaşabilir. Üstelik bu durum yalnızca acı için geçerli değildir. Tüm zihin durumları açısından benzer bir durum bulunur. Öznellik kişiye özgü bir bakış açısıdır ve bu açısını oluşturan deneyiminin öznel niteliği qualiadır.

Deneyimden söz ettiğimizde ortaya çıkan öznellik, deneyimin yalnızca deneyimleyenin özelinde olduğunu ileri sürmeyle ilgili değildir. Örneğin insan varlıkları olarak deneyim açısından türsel bir bakış açısı taşıdığımızda söylenilebilir. Bu acıdan deneyim bir bakış açısı türüdür. Bu türsel yakınlığı taşıdığımız için bir başkasının deneyimine kendi bakış açışımızdan yaklaşıp yakınlaşıyoruz. Deneyimine yakınlaşılan kişinin dünyasına ne kadar yakınsak başarılı olma şansımız da yükselir.

Qualiayı bir anlamıyla sanatsal sezişin kaynağı olarak da görebiliriz. Sanatçı bizimle aynı ortamı paylaşan ancak bilincinin dışlaşması olarak ortaya koyduğu yapıtıyla gerçekliği kendine özgü yeniden yorumlayan kişidir. Deneyiminin öznel yanlarının oluşu ya da başka türlü söyleyecek olursak, herkesin deneyimlediğinden başka türlü deneyimleyebilmesi sanatçının yaratıcılığının kaynağıdır.

Qualia’nın neliği tartışılan bir konudur. Dennett, qualianın özünün bağıntısal olmama, düzeltilemez olma, bilimsel bir doğasının olmadığını ileri sürer. Kimileri açısından qualia fiziksel durumlara karşılık gelirken, kimileri de qualiayı fiziksel bir süreç olarak görmez. Qualiaya ilişkin en gizemli noktalardan biri fizik dünya ile nasıl bağlantısının sağlandığıdır. Aşağıda ayrıntısının göreceğimiz gibi bir görüşe göre beyin hakkında ne öğrenirsek öğrenelim neden belirli bir qualianın öyle olduğu sorusu açıklamaksızın kalır bu duruma açıklama boşluğu adı verilir. Şimdi qualiayı savunan görüşlere kısaca değinelim.

Mary Neyi Bilir? (Bilgi Kanıtı)

Yukarıda fizikselcilik eleştirisinde konu ettiğimiz Jackson’un Mary kanıtlamasını anımsayalım. Jackson, Mary’nin renkler hakkında tüm fiziksel açıklamaları bilmesine karşın, kırmızı bir renk görmenin nasıl bir şey olduğunu bilmediğine işaret etmişti. Bu açıdan Jackson’a göre kırmızı görmenin ne tür bir şey olduğunu bilmek fiziksek bir olgu değildir.

Mary’nin kırmızı gördüğü andan elde ettiğinin yeni bir fenomenal kavram olduğu da ileri sürülür. Bu yeni kavram Mary’nin yeni türde fenomenal bir duyum kazanmasına yol açar. Böylelikle Mary kırmızı görmenin nasıl bir şey olduğunu öğrenir. Bu yeni bilgisi ona eskiden bildiklerini; burada kırmızı hakkındaki tüm fiziksel açıklamaları yeniden değerlendirme olanağı sağlar. Eskiden kırmızıyı üçüncü tekil kişi bakış açısından bilirken şimdi birinci tekil kişiye geçer.

Ters Çevrilmiş Renk Tayfı

İşlevselcilerin yüzleşmesi gereken bir sorunu şöyle anlatabiliriz. İki farklı birey için söz gelimi Ali ve Burhan için çok farklı öznel renk deneyimine sahibiz. Bunun anlamı tam olarak aynı nesneye ilişkin farklı renk qualiaları edinilmesidir. Ali domateslere bakınca, benim ve sizlerin kırmızı renk olarak deneyimlediğimiz rengi deneyimlesin. Burhan ona bakıyor ve benim ve sizlerin yeşil renk olarak deneyimlediğimiz rengi deneyimliyor. Ali gökyüzüne baktığında benim ve sizlerin mavi olarak gördüğünü görür, Burhan gökyüzüne bakıldığını görür ve benim ve sizlerin sarı olarak gördüğünü görür. Bu durum Burhan’ın renk körü olmasından kaynaklanmaz, yalnıza dünyaya ilişkin renk deneyimlerinin ters olmasından kaynaklanır. Üstelik Ali ve Burhan açısından qualialarını karşılaştırmanın bir yolu bulunmaz.

Şu durumları göz önünde tutalım.

Ali ve Burhan için farklı renk duyumlarına yol açan uyarıcılar aynı olabilir. Söz gelimi bir domatesten gelen ışığı Ali ve Burhan için de aynı dalga boyunda yansıtır. Farklı deneyimleri nesneler ve renklerine ilişkin aynı sanılara ulaşmalarını sağlayabilir. Her ikisi de domatesin kırmızı, gökyüzünün mavi olduğuna inanabilir. Ali ve Burhan’ın qualialarının farklı olduğunu gösteren hiçbir belirteç olmayabilir. Domatesin ne renk olduğu sorulduğunda her ikisi de “kırmızı” cevabını verebilirler, kırmızı rengi işaret etmeleri istendiğinde her ikisi de domatesi gösterebilir. Dolayısıyla renkler bakımından davranışları tıpatıp aynı olabilir.

Ters çevrilmiş renk tayfanın olanağı işlevselcilik için önemli bir sorundur çünkü Ali’nin bir domatese baktığındaki renk duyumu, Burhan’ın aynı domatesteki renk duyumundan başka tipte olabilir. Bu farklılığa karşın bu zihinsel durumlar aynı nedensel etkilere yol açar.

İşlevselcilik açısından iki zihinsel durum göstereni aynı nedensel etkiye yol açarsa aynı zihinsel tipte olmalıdır. Fakat ters çevrilmiş renk tayfı örneğinde olduğu gibi, iki zihinsel durum gösterenin iki farklı zihinsel tip için tamı tamına aynı nedensel etkiye yol açmaları olanaklıdır: Ali’nin bir domatese bakarken kırmızı-duyum tipi ve Burhan’ın aynı domatese bakarken yeşil-duyum tipini taşıması gibi. Dolayısıyla ters renk tayfı olanaklı ise, işlevselcilik geçerli olamamaktadır.

‘Uzaylının’ Gözünden İnsan?

Günün birinde bir uzaylıyla karşılaşacak olsak deneyimin öznel yanıyla ilgili sorunları onun da yaşayacağı açık görünmektedir. Bu uzaylının ileri teknolojisiyle, dünyadaki tüm var olanları; insanı bile tüm yapıtaşlarına kadar anlamış olsa bile yine de benim turkuaz deneyimimi, bunun benim zihinsel bütünlüğüm içindeki yerini anlayamayacaktır. Denilebilir ki, uzaylı yüksek güçteki bilgisayarıyla beynimi enine boyuna incelediğinde böylesi bir yeri belirleyebilir. Belirlemek derken elbette, turkuaz deneyimi sırasında beynimin hangi bölgelerinin uyarıldığını bilebilir. Hatta tüm elektro kimyasal süreçleri kaydedebilir. Bütün bunlara karşın uzaylı benim turkuaz deneyimi mi yine de anlayamaz. Gözlemlediği yalnızca fiziksel süreçlerdir. Ama o turkuazı görmenin nasıl bir şey olduğunu dolaysızca bilemez.

Bulunmayan Qualia

Qualia’ya ilişkin bir başka tartışmalı nokta olmayan qualiayla (absent qualia) ilgilidir. Bilim insanları insana özdeş robot yapılabilmenin peşindeler. Yapılabilir mi burası ayrı bir tartışma ama ilkesel olarak böylesi bir olanaktan söz edilebilir mi? Ya tersi açısından durum nedir? Robot olmak nasıl bir şeydir bilemem.

Yarasa Olmak?

Yüksek düzeyde her organizmanın bir bilinç deneyimi yaşadığını varsayabiliriz. Dolayısıyla bir bilinç deneyimi bize o organizma olmak gibi bir şeyin varlığını gösterir. Böylesi bir deneyimin ancak o organizma olmak açısından yaşanılabilir. Yukarıda zihinsel süreçlerin eleştirisinden söz ederken yarasa olmanın nasıl bir şey olduğunun ancak yarasa olarak bilinebileceğine dikkat çekmiştik. Elbette burada söz konusu olan zihin durumlarının ve olguların çeşitli davranışlar oluşturduğu ya da bunların belli ölçüde işlevsel tanımlarının yapılmasına karşı çıkılması değildir. Gerçekten de yarasaların sonar sistemleri hakkında çalışmalar yapıyoruz, sonuçlar çıkarıyoruz. Ne var ki, bunların hepsini insan olmak bakımından değerlendiriyoruz.

Bir yarasa gibi duyumsamanın ne olduğunu bilmiyoruz ve bilemeyeceğiz. Bir yolunu bulup gitgide artan biçimde yarasaya dönüşsem bile şu anki durumumda hiçbir şey bana dönüşeceğim zaman yaşayacağım deneyimleri anlayabilmemi sağlayamaz. İşte herhangi bir deneyimini bu fenomenal yönü, onun tek bir özneyle dolayısıyla tek bir bakış açısıyla sınırlı olmasını sağlar. Yarasa gibi olmanın ne olduğunu bilemeyeceğimizden şimdi de bir başka insanın ne olduğunu bilemeyeceğimize mi geçtik?

Durum bu kadar keskin görünmese de kuramsal boşluk yarasa olmayı bilemeyeceğimiz gibi bulunur. Kuşkusuz insan diğer insanlarla özdeşleyim kurabilir, çeşitli zihinsel durumlar arasında ortaklık kurabilir. Ancak kendi öznel deneyimini, deneyiminin öznel niteliklerini bir başkasına yaşatamaz.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer Yıldırım

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*