Pyrrhoncu Şüphecilik, Pyrrhonculuk, Pironculuk Nedir?

Pyrrhonculuk Nedir?
Pyrrhonculuk Nedir?

“Hiç kimse bir şey bilemez, hatta bu bile kesin değildir.” anlayışına dayalı, Pyrrhon’un şüphecilik öğretisidir. İnsan düşüncesinde metafizik uydurmalara bir tepki olarak beliren şüphecilik anlayışı, Antik Çağ Yunan bilgicileriyle başlamaktadır; fakat bir felsefe yolu, yeni bir anlayış olarak şüphecilik, Pyrrhon’nun öğretisi olarak kabul edilir.

Bu şüpheciliğin ana şiarı şöyle özetlenebilir: Doğru olduğuna inandığınız şeylere güvenemezsiniz; çünkü onlar hakkında yanılıyor olabilirsiniz. Bu bağlamda denilebilir ki her şey sorgulanabilirdir ve her şeyden şüphe edilebilir. Bu nedenle açık fikirli olmak, kendimizi bir düşünceye körü körüne adamamak, bizi hayal kırıklığına uğramaktan koruyacaktır.

Bu, eski Yunan ve daha sonra Roma’da birkaç yüzyıl popüler olan bir felsefi akım olan şüpheciliğin ana öğretisidir. Pyrrhon şüpheciliğine aynı zamanda kökten şüphecilik de denilmektedir. Pyrrhonculuk; Sokrates, Platon ve Aristoteles üçlüsünün ortak çabayla yoğurup yerleştirdikleri bilgi tutkusuna karşı bir tepki olarak belirmiştir.

Pyrrhon, Pyrrhonculuk anlayışının temellerini atan filozoftur.
Pyrrhon, Pyrrhonculuk anlayışının temellerini atan filozoftur.

YARGIDAN KAÇINMAK

Pyrrhon’un amacı bireysel mutluluğu sağlamaktır. Bunun için de gerekli bilimsel verilerden yoksun bulunan insan düşüncesinin çelişik sorunlarla kurgulara kapılarak boşuna tedirgin edilmesini önlemek istemiştir. İnsanlara, nesneler üstüne kesin yargılardan kaçınılması yoluyla ruhsal dinginliğe ulaşmalarını öğütlemektedir. Bu öğütlerle Antik Çağ’ın ilkel dogmatizmini kökünden sarsmıştır. Pyrrhon’a göre nesnelerin özü anlaşılamaz, bundan ötürü kesin bilgi olanaksızdır.

Bilgiyi ne doğrulamalı ne de yadsımalıdır; ondan kuşkulanmak yeterlidir. Yapılacak tek ve en doğru iş ise, kesinlikle yargıdan kaçınmak’tır. Şöyle ki birçok şey bildiğinizi düşünebilirsiniz. Örneğin şu anda bu sayfada bu yazıyı okuduğunuzu biliyorsunuz, öyle değil mi? Ama şüpheciler, sizin bu bilginizi sorgulayan filozoflardır işte. Şu anda gerçekten de bu yazıyı okuduğunuza, yalnızca okuduğunuzu hayal etmediğinize neden inandığınızı bir düşünün. Bundan gerçekten emin olabilir misiniz? Okuyor gibi görünüyorsunuz…. Ama belki de yanılgıdasınız ya da bir rüya görüyorsunuz?

İşte bu anlayışa göre mutluluk Sokrates, Platon, Aristoteles üçlüsünün ileri sürdüğü gibi bilgide ve bilgelikte değildir; çünkü bundan emin olunamaz. Bu sebeple mutluluk yalnızca gönül rahatlığı’ndadır. Bu gönül rahatlığını da kesin bilgiler edinmek için boşuna çabalar değil, tasasızlık sağlayabilir. Görüldüğü gibi Pyrrhon sadece kavranılmaz olanın askıda bırakılması ve kesin yargılardan kaçınılması arzu etmektedir. Ne var ki bu şüphecilik gene de nesnel gerçeğin bilinemeyeceği zorunlu sonucuna varmaktadır.

Pyrrhon yargıdan kaçınmak telkininde bulunurken ve ruh dinginliğini ve tasasızlığı tavsiye ederken yaşantısının dışında hareket etmemiştir: Denilir ki Pyrrhon bir gün gemiyle yolculuk yaptığı sırada, gelmiş geçmiş en korkunç fırtınalardan birinin ortasında kaldığında serinkanlılığını hiç bozmamasıyla ünlüdür. Sert rüzgâr geminin yelkenlerini parçalar, dev dalgalar tekneyi döver.

Etrafındaki herkes korkuya kapılır ama Pyrrhon bunların hiçbirinden etkilenmez. Görünüşler sıklıkla aldatıcı olduğundan, fırtınadan gelebilecek herhangi bir zarardan da kesin olarak emin olamayacaktır. En tecrübeli denizciler bile paniğe kapıldığında, o sükûnetini korumuştur. Bu şartlar altında bile kayıtsız kalmanın mümkün olduğunu kanıtlamıştır. Bu hikaye muhtemelen gerçektir.

Mutluluk demişken… Pyrrhon felsefesi, mutlu olmak isteyen herkesin sorması gereken üç soruyu şöyle ortaya koymuştur:

  • Nesnelerin gerçek yapısı nedir?
  • Nesneler karşısında duruşumuz ne olmalıdır?
  • Nesneler karşısında doğru bir duruştan ne kazanırız?

Birinci cevap: Dünyanın neye benzediğini kesinlikle bilemeyiz; o, anlayışımızın ötesinde bir şeydir. Hiç kimse gerçekliğin nihai doğasını bilemez. Bu bilgiyi elde etmek insanlar için mümkün değildir.

İkinci cevap: Kendimizi hiçbir görüşe teslim etmemeliyiz. Hiçbir şeyi kesin olarak bilemeyeceğimizden, tüm yargılarımızı askıya almalı ve hayatlarımızı yargıdan kaçınarak yaşamalıyız. Sahip olduğunuz her arzu, bir şeyin diğerinden daha iyi olduğuna inandığınızı gösterir. İstediğinizi elde edemediğinizde mutsuz olursunuz. Ne var ki bir şeyin diğerinden daha iyi olduğunu bilemezsiniz. Dolayısıyla mutlu olmak için, kendimizi arzularımızdan kurtarmamız ve işlerin nasıl sonuçlanacağıyla ilgilenmememiz gerekir. Doğru yaşamanın yolu budur. Hiçbir şeyin önemli olmadığının farkına yarın. Böylece hiçbir şey, ruh halinizi yani iç huzurunuzu bozmayacaktır.

Üçüncü cevap: Başta, herhangi bir şey hakkında muhtemelen ne diyeceğinizi bilemeyeceğiniz için, sessiz kalırsınız. Sonunda da bütün endişelerinizden arınırsınız. Bu da bir insanın hayattan bekleyebileceği en iyi şeydir.

Felsefe tarihindeki tüm şüpheciler Pyrrhon kadar uç noktada değildir. Her zaman her şey kuşku altındaymış gibi yaşamak yerine, sorgulayan ve inandığımız şeylere dair kanıtlara yakından bakan muazzam bir ılımlı şüphecilik geleneği de vardır. Bu çeşit bir şüpheci sorgulama, felsefenin özünde yatar. Aslında bu anlamda tüm büyük filozoflar şüphecidir. Bu dogmatikliğin karşıtıdır. Dogmatik olan biri gerçeği bildiğinden çok emindir. Filozoflar dogmaya meydan okurlar. İnsanların yaptıkları şeye neden inandıklarını, sonuçlarını desteklemek için ellerinde ne gibi kanıtlar olduğunu sorarlar.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM’ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 2., 3., 4. Sınıf “Felsefe Tarihi” Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı; “Felsefenin Kısa Tarihi”, Warburton.

1 Comment

  1. Bu yazının büyük bir bölümü Nigel Warburton’un Felsefenin Kısa Tarihi adlı kitabından olduğu gibi aktarılmıştır. Kaynak gösterimi konusunda dikkatli olmanızı rica ederim.

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*