Platon’da Ruh – Ahlak İlişkisi

felsefe Nedir

Platon’un ahlak öğretisi de (etik) işte bu üç bölümden ibaret ruhla birebir ilintilidir. Çünkü ruhun her üç bölümü ya da her bir yanı bir şekilde idare edilmek zorundadır ve mükemmel işlemesini mümkün kılacak bir niteliğe, yani erdeme veya kuvvete ihtiyacı vardır. (Buna ruhsal yetkinlik de diyebiliriz; Lat. virtus; Yun. arete).

Ruhun iştahlarla ilgili bölümünün; yani ruhun tutku, istek ve arzularla dolu yanının (eros; epithymia) ölçülülüğe (sophrosyne) ihtiyacı vardır. Heyecanlarla ilgili canlı, kıpır kıpır bölümü (thymos) cesaret ya da yiğitliğe (andreia) ihtiyaç duyar.

Akli yan ise ruhun tanrısal bölümü veya ruhun ölümsüz bölümüdür (logos; nous) ve bilgelik ve sağduyu ile (phronesis) donanımlı olmak durumundadır.

Ama Platon’da dördüncü bir erdem ya da kuvvet daha vardır ki o da adalettir (dikaiosyne); çünkü ruhu oluşturan bölümler bir birliğin öğeleridir, dolayısıyla birbirleriyle bağlantı içindedir. Bu bölümler arasında kurulabilecek adil bir ilişki, ruhun en önemli erdemidir. Bu dört kuvvet, sonradan Hıristiyan öğretisine sağduyu, adalet, cesaret (yiğitlik) ve ölçülülük olarak miras kalacaktır.1

Platon’un ahlakı en yüksek iyiye ulaşma çabası üzerine şekillenmiştir. Çünkü en yüksek iyi mutluluğun (eudaimonia) kendisidir ve insanın tüm yaşam çabası mutlu olmaya yöneliktir. İnsanın mutlu olmasının anlamı, zihinsel istek ve eğilimlerinin tam olarak karşılanması, yani zihinsel doygunluğudur. Aslında bu anlamdaki bir doygunluk tüm Yunan ahlak anlayışının özüdür. Platon da bu gelenek içinde yetişmiş bir filozof olarak her şeyden önce insanı en yüce iyiye götürecek olan, yani insanın ruhunu doygunluğa ulaştırıp ona mutluluğu tattıracak olan yolları araştırmıştır.

Tıpkı Sokrates gibi o da insanın tüm davranışlarını bu mutlu sona ulaşmayı hedefleyecek şekilde ayarlamak gerektiğinin üzerinde durmuştur. Ona göre “mutluluk,” yani “iyi olma hâli” herkesin isteyeceği bir şeydir; bu anlamda insanın yaşamdaki en anlamlı çabasıdır. Ama bu çabalamada en önemli konu, iyinin nerede bulunacağını görmektir.

Platon için iyinin, idealar dünyasının en üst katmanında yer aldığını belirttik. O zaman bu en üst katmana ulaşmak için her şeyden önce insanın kendi içine çekilmesi, ruhuna bakması ve daha önce temaşa ettiği iyiyi orada görüp tanıması gerekir. Bu tefekkürün (meditatio) ta kendisidir. Böyle bir tefekkürse ancak madde âleminden kopmakla mümkün olabilir. Öte yandan insanı bu çabaya teşvik edici olansa maddi âlemde, yani duyular âleminde gördüğü güzelliklerdir. Çünkü insan bu güzellikleri görmeli ki ruhu onların ardındaki güzellik kavramına (kalon) ulaşmak için kıpırdanmaya başlayabilsin. O hâlde Platon için en yüksek iyiye ulaşmada madde âleminden ayrılmak ne kadar önemliyse, bu âlemdeki güzellikleri seyretmiş olmak da o kadar önemlidir.

Ne var ki maddi âlemde, idealar dünyasında olmayan eksiklikler ya da kötülükler de mevcuttur. Kötülük, iyi’nin karşıtı olarak salt madde âleminde her zaman bulunan bir durumdur ve insan istese de istemese de madde âleminde hüküm süren kötülüğü tümüyle ortadan kaldıramaz. Oysa idealar âleminde kötülüğün bir ideası yoktur, çünkü o âlemde eksiklik diye bir şey söz konusu değildir. Öyleyse insan elinden geldiğince erdemini (arete) ve sağduyusunu (phronesis) devreye sokarak yaşadığı dünyada iyiyi kötüden ayırt etmesini bilmeli ve her türlü kötülükten uzak durmayı başarmalıdır.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer Yıldırım

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*