Felsefe hakkında her şey…

Nermi Uygur’un eserleri

06.11.2022

Edmund Husserl’de Başkasının Beni Sorunu (1958) başlıklı kitabının amacını Uygur şöyle açıklamıştır: Başkasının beni sorunuyla ilgili olarak Husserl’in ileri sürdüğü savları, arka planlarından kalkarak, taşıdıkları güçlüklerin altını çözerekten, yeniden kurmak, objektif bakımdan bağlı bulundukları -çok kez kuşatıcı- başka savların içine yerleştirmek, çepeçevre yorumlamaktır (Uygur 1972, 6). Uygur’un kitabının başlığını da açıklayacak sorulardan bazıları şunlardır: Ben yapayalnız mıyım? Benden ayrı bir ben ya da başka benler de var mı? Başka benlerin varlığı kuramsal olarak ne kadar belgelenebilirler? Başka benler dış dünyada, kendi bilincinin dışındaki dünyada, ne çeşitten bir yer işgal etmektedirler ? Genel olarak ben nedir? gibi sorular çerçevesinde konu incelenmiştir (Uygur 1972, 7).

Dilin Gücü (1962). Ona göre, dilin güçlü etkisi kültür varlığının her yanında kendini duyurur. Toplum, din, edebiyat, tarih, bilim, eğitim, gibi kültürün her yöresi, en iç öğelerine dek zorunlulukla dilin damgasını taşır. eğitim, gibi kültürün her yöresi, en iç öğelerine dek zorunlulukla dilin damgasını taşır. Yönü, amacı, kapsamı, başarısı, ne olursa olsun, insanın yürüdüğü görünür görünmez tüm yollar diller geçer. Çepeçevre insan varoluşunun ana koşuludur dil (Uygur 1984a, 5). Bu kitap, yaşamın böylesine önemli bir temelini çeşitli yönlerden anlama serüvenine adamış kendini. Kitap, yazarlık gündemimin baştan beri en başında yer alan dili dile getirmeye yönelik bir dil yapıtı (Uygur 1984a, 5).

Felsefenin Çağrısı (1962) çalışma Uygur’un baş yapıtı sayılır. Uygur, kitabın ilk baskısına Önsöz’de şunları söylemektedir: Kitap, felsefenin felsefesi üzerine beş denemeyi kapsamaktadır. Felsefe Nedir? sorusuna belli bir aydınlık getirme savaşındadır. Felsefenin incelediği tek tek sorunları çözmekten çok, temel yapısıyla tüm felsefenin kuruluşunu konu diye almakta, dolayısıyla felsefe sorunlarının içine daha iyi görmeyi sağlamaktadır. Konusunu çepeçevre işlemekten uzak bir çalışmadır (Uygur 1971, 9). Kitapta şu konular incelenmiştir: Bir Felsefe Sorusu Nedir?; Felsefede Temellendirme; Felsefe mi Metafizik mi?; Bölük- Pörçük Felsefe; Felsefe – Dünü ve Yarını.

Dünya Görüşü (1963) adlı küçük kitapçıkta, dünya görüşünün ne türden temellere oturduğu ve nasıl bir yapıya sahip olduğun tartışmıştır. Bu bağlamda bilimsel bilgiyle ilişkisi, bilginin güvenilirliği, çelişmeli durumları, hayatla ilişkileri ve dünya görüşünün veriliş tarzları eleştirel bir bağlamda tartışılmıştır.

Güneşle (1969) adlı kitap, Uygur’un denemeci yanını ortaya çıkardığı çalışmalardan biridir. Çeşitli konuları felsefi bir yorumla edebi tarzda yazmaktır. Konuların kısa, derinlikli ve edebi bir biçimle anlatılması, düşünce üretimin yollarından biridir. Uygur denemeciyi şöyle tasvir etmiştir: Denemeci, evreni yeniden kurmaya, varlığı içten denemeye vermiştir kendini. Yazdıklarında, tüm sezdiklerini, kuşkularını, özlemlerini, düşlerini, umutlarını, yoğurur denemelerinde. Kanısınca tatlı ile acıyı, iyi ile kötüyü, doğru ile eğriyi, güzel ile çirkini birbirlerinden ayırmaya çalışırken gerçekleştirir bunları (Uygur 1969, 25).

İnsan Açısından Edebiyat (1969) adlı çalışmanın başında, Uygur edebiyatı şöyle dile getirmektedir: Edebiyat yazarlığı, zamanla edebiyatı sorgulaya yöneleceğine inanmaktadır. Ona göre edebiyat, evrene insan açısından bakmak, evreni dille yorumlamaktır. Bütün bu varlıkça ilişkiler, edebiyat sorularıyla dolduruyor yaşamını doldurduğunu, kuşatıcı bir edebiyat kuramına götüren bir yolda, bazı çözüm denelerine eriştiği kanaatini bildirmektedir (Uygur 1977, 8). Bu edebiyat anlayışı çerçevesinde edebi konular incelenmiştir.

100 Soruda Türk Felsefesinin Boyutları (1974) adlı kitap, Türkiye’de felsefe yapmanın şartlarını ve felsefeyle uğraşanların durumlarını sorgulamaktadır. Konuya girerken, felsefe tanımlarının kölesi olmamayı, felsefeyi darlaştırmamayı, felsefeyi yeniliklere açık tutmayı felsefeyi ileriki olanaklara kapamamayı öncelikle benimsenmesini, felsefeye ilişkin elden geldiğince uzmanca bir anlayışın oluşması ve bu anlayışı da elden geldiğince geniş tutulması gerektiği üzerinde durmuştur (Uygur 1974, 15). Bu bakış açısıyla Türkiye’deki felsefi yapının iyi bir resmini çizmiştir.

Kuram Eylem Bağlamı Çözümleyici Bir Felsefe Denemesi (1975) adlı kitabın amacı, Uygur’un bildirdiğine göre, kavramsal bir araştırmadır. Bir kavram olarak kuram ile bir kavram olarak eylem arasındaki kavramsal ilişkileri incelemektir (Uygur 1975, 4-5). Bu bağlamda, çeşitli konuşma ortamlarında, kuram ve eylem deyimlerinin gerek ayrı ayrı gerekse özellikle bir arada kullanılırken birbirlerine ne yönden, nasıl, ne oranda anlamca bağlandıklarını aydınlatmak. Öyleyse varılmak istenen şey, birbirinden koparılamayan dilsel -kavramsal bir bilinçlenmedir (Uygur 1975, 5). Özetlenirse, birbirlerinden ayrı tasarlanamayan dilsel- kuramsalsemantik- mantıksal bakımlardan, kuram ile eylem anlatımını, tüm bildirdiğiyle, sezdirdiği, çağırdığı, ittiği, kesiştiği, sınırladığı, bütünlediği, içerdiğiyle gözden geçirdiğini söylemek gerekir (Uygur 1975, 5).

Dil Yönünden Fizik Felsefesi (1979) Kitabın amacı, fizik bilimini bir felsefe konusu olarak işlemek, bunu yaparken de dikkati daha çok dilde toplamaktır (Uygur 1979, 1). Bu amca uygun olarak kitap, Fizik ve Felsefe, Fizik Dilinin Çokboyutlu Çözümlenmesi ve Fizik Diliyle İlgili Bazı Felsefe Sorunları olmak üzere üç kısma ayrılmıştır. Söz konusu kısımlar alt başlıklar halinde ayrıntılı bir şekilde tartışılmıştır.

Yaşama Felsefesi (1981) adlı kitap, Uygur tarafından şöyle tanıtılmaktadır: Yaşama felsefesi, somut soyut tüm boyutlarıyla insan yaşamının içine dağ yarıklarından iner gibi inmektedir. İnsan yaşar. Bitkiler ve hayvanlarsa sadece canlıdırlar. İnsan niçin, neye göre, nasıl yaşadığını araştıran bir varlıktır. Bir bakıma herkes yaşama filozofudur…. (Uygur 1981, 5). Susulan yerde felsefe barınmaz. Hazır felsefe sevenlerin ne kendilerini ne de felsefeyi sevdikleri söylenebilir. Sorusuz sorgusuz herkesin sevdiği bir felsefeyi benimseyen, ya düşünme tembeli, ya düşünme korkağı, ya da düşünme emeklisidir. (Uygur 1981, 5). Yaşanmamış felsefelerden yaşama felsefesi olmaz. Felsefeyi sevmek, felsefe yapmakla kuru laf olmaktan çıkar. Felsefeyi sevmediğini söyleyen bile felsefe yapıyorsa bir bakıma felsefeyi seviyor demektir (Uygur 1981, 5-6). Felsefeyi sevmek felsefeyle varolmaktır. Felsefeyle varolamak için de felsefede yok olmak gerekir (Uygur 1981, 6).

Kültür Kuramı (1984) adlı kitap çeşitli makalelerin bir araya getirilmesinden oluşmuştur. Uygur kitabını şöyle tanıtmaktadır: Bu kitapta, insanın kültür varlığına ilişkin yazılarımdan bir tutam sunuyorum. Çağdaş bir kültür kuramına doğru uzanışlarımın göstergeleri bunlar (Uygur 1984, 7). Eski ve yeni kültür öğretileri üzerine çepeçevre bilgiler yansıtan bir başvuru kitabı değildir (Uygur 1984, 7). Uygur felsefedeki kaygılarını ve uğraşılarını da bu çalışma bağlamında dile getirmiştir: Kültür kuramına yönelişlerimin ilk ürünü doktora tezinde açığa konmuştur. Kültür bilimlerinin varlık yönünden düzenlenmesine ilişkin bir mantık çalışmasıydı bu. Daha sonraki çalışmalarımı, özellikle: Dilin Gücü, Dünyagörüşü, İnsan Açısından Edebiyat, Güneşle, Türk Felsefesinin Boyutları, Kuram- Eylem Bağlamı, Dil Yönünden Fizik Felsefesi adlı kitapta saptamak fırsatını buldum. Kitaba bürünen son vargılarımsa 1981’de Yaşama Felsefesi’nde yer aldı. Tüm yapıtlar boyunca: insan anlayışı, dünya yorumu, kültür- toplum ilişkileri, sanat, din, eylem, devlet, düşünce, eğitim, politika gibi kültür gerçekliğinin önemli oylumları ile, dil boyutu, bilim kafası, doğa bilimlerinin kültür değeri, kültür taşrası, kültür örgütlenmesi, günlük yaşam ve benzeri türden bir dizi kültür kuramı konusunu, felsefe yönünden elden geldiğince ayık bilince ulaştırmayı denedim (Uygur 1984, 7-8).

Yukarıdaki kitap tanıtımlarına bakıldığında, Nermi Uygur’un yayınları, felsefe çalışmaları ve denemeler olmak üzere içerik açısından ikiye ayrılır. Felsefe çalışmaları analitik felsefe anlayışı çerçevesinde gerçekleşmiştir. Analitik anlayış, düşüncelerin dil üzerinden temellendirilmesidir. Örneğin bilgi nedir? sorusu, bilgi, önermelerde ifade edilendir; şeklinde cevaplandırılır. Bu cevapta yer alan önerme ve ifade terimlerine yüklenilen anlamlardan hareketle, bilginin ne olduğu açıklanır. Nermi Uygur, analitik anlayışın Türkiye’de önde gelen temsilcilerinden biridir.

Nermi Uygur’un ikinci uğraşısı olan denemeler, hayata ilişkin bir takım sorunlar, meraklar, duyguların edebi bir tarzda ifade edilmesidir. Uygur denemeleri çok vakit ayırmış ve düşüncelerinin önemli bir kısmını denemeler üzerinden ortaya koymuştur. Güneşle (1969), Yaşama Felsefesi (1981 ), Bunalımdan Yaşama Kültürü (1989), Çağdaş Ortamda Teknik (1989), İçi Dışıyla Batı’nın Kültür Dünyası (1992), Tadı Damağımda. (1995) başlıklı kitaplarda toplanan denemelerin içerikleri çok çeşitlidir. Akla gelebilecek her konuda üç – beş sayfayı aşmayan düşünceler ozanca bir tavırla ifade edilmektedir. Nermi Uygur’un denemeleri onun gerçek dünyasını yansıttığı izlenimi vermektedir.

Kaynak: TÜRKİYE’DE FELSEFENİN GELİŞİMİ I, s. 83-86, T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2456 AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1428

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...