Geleneksel Değerler

Felsefe Genel
Felsefe Genel

En bilinen anlamıyla gelenek; kültürün nesilden nesle intikal ederek zamanımıza kadar ulaşmış gayri maddi tarafıdır ki bazen eskiliğinden, bazen de çeşitli devirler ve vaziyetlerde denendikten sonra baki kalmış olmasından kıymet ve kuvvetini alan inanç, amel ve adetlerden oluşur.

Gelenek, şüphesiz maziden gelmekle birlikte mazide kapanıp kalmayan “kökü mazide olan ati” gibi anlaşılmaktadır. Millî geleneğimizi doğru ve muteber saydığımız takdirde dahi, bir taraftan gelenek unsurlarının neler olduğu tayini içindeki güçlük, bir taraftan da zaman seyri içinde gelenek unsurlarının -daha yavaşta olsa- değişikliğe maruz kalışı, geleneğin nihai otorite olarak alınmasını fakir bir çare haline düşürmektedir.

Geçmiş nesillerden devralınan inanış ve davranış kalıplarına sadakat manasında alınan gelenekçi görüş, karşılaşılan yeni problemleri çözmenin güçlüğünden yılarak mazinin kucağından barınma iştiyakı içinde kaybolan bir davranışa medar olabilir. Oysa bugünün realitesi dünün kopyası olmayıp sürekli bir değişme içinde bulunduğundan, realiteye nüfuz kudreti değiştiğinden ve insanların değer (ve bilgi) sistemleri değiştiğinden karşılaşılan yeni problemlerin çözüm tarzları da değişecektir. Geçmişteki problemlere -yine mazideki değer sistemi ve bilgilerin ışığı altında- bulunabilen çözüm tarzlarının, değişik problemlere değişik değerler ve bilgilerin ışığı altında verilecek cevaplara özdeşlik taşımaması gerekir (Ertürk, 1962:34-35).

Gelenek (Tradition); kuşaktan kuşağa devam eden daha köklü ve daha eski adetlere denir. Örneğin; konukseverlik, güreş sporu bizim millî geleneklerimizdir. Görenekler adetler, örfler ve gelenekler, bazen insanların iradesiyle, düşünceleriyle bir dereceye kadar değişikliğe uğrayabilir veya zamanla kuvvetlerini yitirirler, hatta büsbütün yok olurlar. Böylece yerlerini başka toplumsal kurallar alır. Toplumda zamanla kökleşen bu normlar, kişisel ve toplumsal davranışları büyük ölçüde kontrol ederek toplumsal düzeni sağlar. Toplum içinde fertler başıboş değildir. Her toplumda fert davranışlarını düzenleyen bazı toplumsal normlar vardır. Toplum içinde yaşayan fertler bu normları bilirler. Toplumun yeni üyeleri de bunları toplumun içinde yaşarken öğrenir ve hareketlerini bunlara göre düzenler. Adetler, örfler, gelenekler, kanunlar, aile, din, ahlâk vb. toplumsal kural ve kurumlar fert davranışlarını düzenleyen davranış kalıplarıdır. Bu kurallar kişilerin davranışlarını kontrol ederek fertleri sürekli baskı altında tutarlar (Altay, 1971:31).

Ferdin sosyalleşmesinde ilk görev, ferdi saran ilk sosyal muhit olan aileye düşmektedir. Böylece aile, hem sosyalleşmenin hem de ferdin şahsiyetinin ilk tohumlarının atıldığı çok önemli bir sosyal ortamdır. Düzenli aile ortamı, çocuğun sosyalleşmesinde ve şahsiyet kazanmasında çok müspet rol oynar. Her çocuk, ilk toplumsal değerleri, normları, inançları, örf ve adetleri ailesinden öğrenir. Böylece her aile, çocuğuna, sosyalleşme ve şahsiyet kazanmanın ana tohumlarını, doğduğu kutsal mekân olan aile yuvasında kazandırmaktadır. Bunun için, çocuğun sosyalleşmesinde ve şahsiyet kazanmasında ailenin temel taşları olan anne ve babanın rolü çok önemlidir.

İyi kurulmuş, saygı ve sevgi esasına göre işleyen bir aile grubu içinde çocuk, sevgiyi, saygıyı, toplumsal değerleri taze ve teiniz ruhuna nakşeder. Sosyal ve kültürel seviyesi yüksek, millî değerlerin saygı gördüğü bir aile ortamında yetişen çocuğa, sosyalleşmenin ve şahsiyetin ilk öğretmenleri olarak anne ve baba, yeterince sosyalleşme malzemesi verir. Aile ve okul gibi biri birini tamamlayan sosyal muhitlerde olgunlaşan ve adım adım sosyalleşmeyi takip eden fert, bu sosyalleşme içinde kendine özgü ve sosyalleşmenin biçimlendirdiği bir şahsiyet yapısına sahip olur. Aslında fert için hayatın her safhası, her iş değişimi yeni bir sosyalleşme olayını doğurur. Böylece, her yeni şeyle karşılaşma, yeni bir sosyal uyumu beraberinde getirmektedir. Evlenme, ilk çocuğun doğuşu, ilk çocuğun evlenmesi, toplumda ferdi, yeni uyumlara sevk eder (Aydın, 1986:107).

Toplumun veya toplumdaki bir grubun ortak kanıları ile bazı eşyaların veya canlı varlıkların olumlu veya olumsuz şekilde değerlendirilmesinden toplumsal değer doğar. Her toplumda topluca bazı şeyler iyi, güzel, faydalı, kutsal, bazı şeyler kötü, çirkin ve zararlı sayılır. Kişi doğduğu toplumda toplumsal değerleri hazır olarak bulur ve zamanla benimser. Bu sebeple kişinin kanıları, çoğunlukla toplumun değerlerine uygundur (Altay, 1971:32).

Bir milletin fertlerinin şahsiyet yapıları, o milletlerin kendi kültür değerleri içinde oluşmaktadır. Bir millet, kendi kültürünü ne kadar toplumsal değerlere yansıtabilirse, ne kadar eğitim düzeyinde nesillere bu kültürü sunabilirse o milletin fertleri, o nispette şahsiyetini bul ur ve yabancılaşma illetine de yakalanmaz. Bu anlamda şahsiyet, bir milletin temel değerlerine sadakatle güçlenmekte ve kültür köküne bağlı kaldıkça da kaybolmamaktadır. Şüphesiz sosyalleşme seyri içinde, farklı sosyal gruplara dâhil olan fertler, farklı sosyal statülerde görev yapmaya başlar. Bir milletin kendi kültür kalıbı içinde sosyalleşen fert, kendi kişilik ve zevk kaynaklarından da istifade ederek elde ettiği yenilikleri, yine kendi kültürüne ekler. Böylece fertlerin şahsiyeti, sosyalleşmeye yeni değerler ilave etmiş olur (Aydın, 1986:110).

Robbins (2005) geleneksel değerler diyerek ne kastediliyor? adlı yazısında şunları söylemiştir:

Son yıllarda geleneksel değerler ifadesini çok sık duymaya başladık. Her seçim kampanyasında görünmeye ve medyada da sıklıkla tartışma konusu olmaya başladı. Gerçekte, geleneksel değerler Amerikalıların birçoğu tarafından başlangıçtan tarihi boyunca kabul edilen standartlar ve değerleri işaret etmektedir. Ben de dâhil birçok Amerikalının inandığı gibi bu değerler Amerikalıyı büyük ve özgür bir ulus yapmıştır. Bu değerlerin yokluğu ülkemizin çöküşüne sebep olacaktır. Geleneksel, geçmişteki Tanrı inancı ve İncili içeren tarihi Amerikan değerleri, onur ve aileye saygı, çalışma ahlâkı, kesin olan doğru ve yanlış kavramı, iş hayatındaki dürüstlük, liderlikteki bütünlük, otoriteye saygı, ilişki ve çocuk yapmak için ön şart olan evlilik, anne-baba ve çocuklardan oluşan aile gibi diğer ulusal geleneklerin temelini oluşturmaktadır.

Bugünün politikacıları bu gibi geleneksel değerleri yeniden yapılandırmaya çalışıyorlar, bu Tanrı inancını geliştirmek istedikleri için değil. Fakat onlar, geçmişte inananlar tarafından uygulanan değerlerin günümüzde ulusumuzu kaplayan hastalığın tek kurtuluş yolu olduğunu görmektedirler.

Devletimiz geleneksel değerlerin kaybolması ile ortaya çıkan bu sosyal hastalıkları tedavi etmeye çalışmak için harcadığı paralar yüzünden iflasın eşiğine gelmiştir. Bu hastalıklar:

Uyuşturucu bağımlılığı, sorumsuz babalar, evlilik dışı çocuğu olan anneler, çocuk aldırma, terk edilen çocuklar, terk edilen yaşlılar, AIDS ve diğer cinsel hastalıkların yayılması, yasa ihlalleri, sosyal ihlaller, eğitimin kötüye gitmesi, okullarda disiplinsizlik, artan suç oranı vb. (Akt: Ulusoy, 2007)

Son zamanlardaki gelişmelere bakılarak Amerikanın Roma İmparatorluğunun çöküşüne sebep olan yolu takip ettiği söylenmektedir. Edwar Gibbon tarafından yazılan ünlü tarih eseri “Roma İmparatorluğunun gerilemesi ve çöküşü” adlı kitapta yazar Romanın çöküş sebeplerini şöyle sıralamıştır:

-Devlet tarafından yapılan gereksiz harcamalar, -Gençlerin ülkelerini savunmak için orduya katılmak istememeleri, -Lükse düşkünlük, -Aile hayatının bütünlüğünü yok eden ahlâksızlığın yayılması (ailevi değerler), -Homoseksüelliğin ve cinsiyet karmaşasının yaygınlaşması (kadın gibi davranan erkekler, erkek gibi davranan kadınlar), -Dinin yok sayılması.

Çalışmasını şöyle sonlandırmıştır: Üzülerek söylüyorum bunların birçoğu bizim toplumumuzun yaşadığı sorunların aynısı. Yani Amerika aynı yolu izlemeye devam edecek mi? “Tarihten ders almayanların kaderi, aynı felaketleri yaşamaktır.” Bir gerçek gayet açık: Değerler toplumumuzda geri gelmediği sürece Roma gibi ulus olarak bunun içinde yok olacağız.

Diallo (2005) “Geleneksel Değerlere Karşı Modern Kavramlar” adlı çalışmasında şunları belirtmiştir:

Geçmiş yüzyıllarda birçok toplum geldi geçti. (var oldu). İnsanoğlu bir sebep için yaratılan varlıktır. Bir yerde toplum varsa insanlar toplumu ve hayatı düzenlemek için kurallar koyar. Bu kurallar ve hayat biçimi değerler olarak adlandırılır. Bu değerleri açık ve özel bir kontekste koymak gerekirse, bu değerlere göre yaşayan insanlara gelenekselciler denir. Bu geleneksel değerler dikkate alınmış ve geleneksel toplumlarda çok önemli roller oynamıştır.

Nerede bir toplum kurulursa kurulsun onu yöneten birçok fikir vardır. Tarihsel olarak, geçmişte insanlar kendilerinden gelen değerlere göre yaşamışlardır. Bu değerler gelenekle birlikte kullanılır, uygulama gereksinimi olduğu için geçmiş geleneklerle alakalıdır. Geleneksel değerler geleneksel toplumlarda çok önemli rol oynamıştır.

Toplumlar geleneksel değerlerle düzenlenirdi. Çocukların eğitimi geleneksel ve ahlâki değerlere dayanırdı. İyi davranışlar toplumun her üyesinde gözlemlenebilirdi. Aileler geleneksel değerlere göre yaşardı. İnsanlar boşanmaya çok az başvuruyordu. Yaşlı insanlar geleneksel değerleri iyi bilen kişiler olarak kabul edilirdi. Onlara saygı duyulurdu ve toplumda iyi bir yere sahiptiler. Genç nesil ahlâki ve geleneksel değerleri öğrenirdi. Bu yüzden Malili yazar Amadou Hampate kütüphanede ölen yaşlı bir adam” adlı eserinde toplumda ne olursa olsun yaşlı insanlara başvurulurdu. Onların fikirleri ve tavsiyeleri hemen kabul edilip uygulanırdı demektedir.

Afrika’yı ele alırsak koloniden önce Afrika halkı geleneksel değerlere dayalı düzen içindeydi. Bu yüzden geleneksel değerlere göre yüksek hayat standardında kendi kendilerine yetiyorlardı. Amerika bu noktada başka bir örnektir. Tarihsel olarak ilk yerleşen Protestanlar ve diğer dini gruplar güçlü geleneksel ve ahlâki değerlerle yaşıyorlardı. Bugünün süper gücü olan Yeni Dünya’yı geliştirmek için gelmişlerdi.

Ayrıca son yüzyılda bilim ve teknoloji çok gelişti. Geleneksel değerleri henüz kavramamış olan genç kuşak modern kavramlar olarak tanımlanan bilim ve teknolojiyi büyük bir ilgi ile karşıladılar. Bu sebeple toplumda farklı gruplaşmalar oldu: geleneksel değerlere karşı modern kavramlar. Modern kavramlar geleneksel değerlere karşı tehdit olarak görüldü. Sonuç olarak, manevi, ahlâki ve geleneksel değerler dikkate alınmaz oldu. Oysa hem geleneksel değerler hem de modern kavramlar aynı çatı altında olabilir. Her ikisi de toplumun hayat standardını geliştirmeyi amaçlamaktadır.

Kısaca, geleneksel değerler toplumlarda çok büyük rol oynadı. Modern kavramları doğrudan bilim ve teknoloji geleneksel değerler ve modern kavramlar arasında anlaşmazlık doğurdu. Fakat bu kavramlar vizyonumuzu ve dünya anlayışımızı genişletti. Geleneksel ve modern kavramla yanlış anlama ve kavramdan dolayı zıt görünmektedir. Bugünlerde, geleneksel ve modern kavramlar yapıcı, olumlu olarak kullanıldığında düşmanlık sona erecek ve insanların çözümü olacaktır.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*