Felsefe hakkında her şey…

Estetik tutum nedir?

17.10.2022
Estetik tutum nedir?

Özellikle 18. yüzyıldan bugüne estetik nesnelerin ya da estetik özelliklerin algılanmasında özel bir tutumun (estetik tutum) da rolü olup olmadığı tartışma konusu olmuştur. Estetik tutuma sahip olmak çoğu zaman bilişsel tutum, kişisel tutum ve pratik tutum gibi öznelerin takınabileceği diğer tutumlardan ayırt edilmiştir. Bir nesneye ya da olaya onun hakkında bir şeyler öğrenebilmek için yaklaşıyorsam tutumum bilişsel, kendimle ilgili kimi şeylerle benzerlik kurmak için yaklaşıyorsam tutumum kişisel ve kullanışlılığı açısından yaklaşıyorsam da pratik olarak kabul edilebilir. Bu tutumlardan farklı olarak estetik tutumun “ereğini kendinde taşıdığı”, bir başka şeye hizmet etmediği, yöneldiği nesne ya da olaydan yalnızca zevk almak adına zevk almak için yöneldiği iddia edilmiştir.

Bir doğa manzarasına, bir heykele ya da mimari bir yapıya yalnızca seyretmek için bakıyorsam ve herhangi dışsal bir amaç gütmüyorsam, seyrine daldığım nesneden o nesne olarak zevk alıyorsam, tutumumun estetik olduğu söylenir. Burada sözünü edebileceğimiz önemli bir kavram ilgisizlik kavramıdır. Bu kavram estetik nesnenin hem pratik kullanımına karşı ilgi eksikliği (ilgisiz kalmak) anlamında hem de söz konusu nesnenin varoluşuyla ilgilenmemek anlamında kullanılır. Nesneye yalnızca bir seyir nesnesi olarak yaklaşılır, özelliklerine yalnızca algılamak adına bakılır.

Kant’a göre takındığımız estetik tutum sonucu estetik bir yargıda bulunurken nesnenin varoluşuyla ilgilenmeyiz yalnızca görünüşüyle ilgileniriz. Nesnenin kullanımıyla ilgili de herhangi bir ilgi beslemeyiz. Nesneyle yalnızca seyrine dalmak anlamında ilgileniriz. Bu anlamda seyre dalma kavramının özne açısından bir tür edilgenlik içerdiği söylenebilir. Oysaki Goldman’ın da belirttiği gibi estetik değerlendirmelerde algı son derece etkendir: Görsel sanatlarda biçimsel özellikleri, edebiyatta anlatımsal yapıyı ve müzikteki gelişmeleri deneyimlerken beklentilerden ve yeniden kurgulamalardan söz edebiliriz (2005: 263).

Kant’ın biçimci görüşün temsilcilerinden olduğunu söylemiştik. Nitekim “seyre dalma” ve “ilgisizlik” kavramları özellikle biçimci görüşü destekleyen kavramlardır. Estetik öznenin yöneldiği nesneyle arasına mesafe koyması, nesnenin seyrine dalması ve nesneye “ilgisiz” kalmasını sağlayan en önemli etkenlerdir.

Edward Bullough (1912) “ilgisizlik” kavramına “duygusal ayrılma”yı eklemiştir. Ona göre örneğin trajik bir oyunu doğru bir şekilde değerlendirebilmemiz için sahnede olup bitenlere müdahale etmekten kendimizi alıkoyacak kadar oyundan ayrılmalıyız. Bullough’nun bu değerlendirmesine Goldman şu şekilde karşı çıkılabileceğini söylemiştir: Bir trajedide ağlarken, bir korku filminde korkudan yerimizden zıplarken ya da bir romanın olaylar dizisine kendimizi kaptırmışken eserden ayrılmış, kopmuş olduğumuzu söylemek zordur. Oysaki tam da bu sırada bu eserlerin estetik niteliklerini dolu dolu değerlendiriyor olabiliriz (2005: 264).

Kuşkusuz burada sorgulanan estetik öznenin nesneyle arasına koyduğu mesafedir. Bir sanat yapıtından kopmak zor olduğu gibi sanki durum tam tersiymiş gibi de düşünülebilir. Bir film esnasında ağlayabilmek nesneyle araya mesafe konmadığı için olanaklıdır. Sağlıklı bir değerlendirme için duygusal ayrılma gerekli gibi gözükebilir. Diğer taraftan estetik tutum ve estetik deneyim özneye ait kavramlardır. Bu nedenle bu iki kavram ile öznenin özneliğinden neredeyse bütünüyle soyutlanmış bir şekilde nesneye yönelmesinin ters düştüğünü de söylemek olanaklıdır.

Nitekim örneğin Eddy Zemach (1997), ilgisizlik kavramına şüpheyle yaklaşmıştır. Ona göre yalnızca estetik alandaki ilgiye ilgisiz demek yanıltıcıdır. Kant’ın belirlemelerinin aksine, estetik olarak algıladığımız nesnenin gerçek varoluşuna karşı ilgiliyizdir. Örneğin eğer şarkıcıların yalnızca dudaklarını oynattıklarını bilseydik ya da onlar sadece üç boyutlu birer görüntü olsalardı opera izlemekten aynı şekilde keyif almazdık. Benzer bir şekilde, bir resmin yeniden yapılmış hali orijinal halinden görüngüsel anlamda ayırt edilemez olsa da yine de bizi orijinali kadar etkilemez. (Goldman, s. 264) Bu örnekler izlediğimiz sanat yapıtlarına karşı aslında hiç de ilgisiz olmadığımızın, olamadığımızın karşı örnekleridir.

Kendall Walton (1970) ve Arthur Danto (1981)’ya göre de bir sanat yapıtının nasıl sınıflandırıldığı kişinin algıladığı estetik özellikleri etkiler. (Danto’nun görüşü ikinci ünitede detaylı olarak işlenecektir.) Bir stilde cüretkâr ya da zarif olan başka bir stilde aynı şekilde bulunmayabilir. Dolayısıyla estetik niteliklerin doğru bir şekilde değerlendirmesinin yapılabilmesi için bir eserin doğru sınıflandırılması da dahil olmak üzere tarihsel bağlamı hakkında bilgi gerekir. Örneğin çağdaş sanat büyük ölçüde teknolojik, seri üretimsel temaları ve teknikleri yansıtır. Eğer bu şekilde yaratılan eserler pratik yaşam bağlamından soyutlanmış bir şekilde ele alınırsa bu eserlerin bütün anlamı, amacı kaybolur (Goldman 2005: 265). Dikkat edilirse Walton ve Danto’nun görüşleri estetik deneyimde içeriğin biçimden çok daha önemli olduğunu savunan bağlamcılık görüşüne yakındır. Nesnenin yalnızca seyrine dalarak takındığımız “ilgisiz” tutum sağlıklı bir estetik değerlendirmenin yapılabilmesini olanaksız hâle getirmektedir. Estetik öznenin yöneldiği nesne hakkında kimi bilgiler takınılan estetik tutumu mutlaka etkileyecektir.

Alan Goldman’a göre de her nesne estetik değerlendirmeye davet etmez. Dolayısıyla estetik bir tutum benimsemeye çalışmak ya da bir nesneye tamamen odaklanmayı arzulamak estetik deneyimin oluşması için yeterli olmayabilir. Ayrıca bu zorunlu da değildir. Kimi durumlarda bir sanat eserinin ya da doğal bir manzaranın estetik niteliklerine çarpılıveririz. Bir eserin değerlendirilmesiyle tamamen meşgul olduğumuzda genellikle başka bir dünyaya girme yanılsamasını yaşarız. Kendimizi estetik deneyim içinde, eserin dünyasında kaybederiz. Estetik tutumun bizi pratik işlerimizin dünyasından kopardığı iddiasının arkasında yatan gerçek budur. Fakat aslında estetik nesneyi değerlendirirken bu nesneden kopmayız. Tam tersi söz konusudur. Benzer bir şekilde bu nesnenin varoluşuna ya da diğer nesnelerle olan ilişkisine ilgisiz de değilizdir. Çünkü bu ilişkiler nesnenin görünüşünü ya da bizim onunla ilgili deneyimimizi etkileyebilir (2005: 265-266). Anlaşılacağı üzere Goldman da Walton ve Danto gibi bağlamcı görüşten yana olmuştur.

Kaynak: ESTETİK VE SANAT FELSEFESİ, s. 16-18, T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2574, AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1544; Kitabın Yazarları: Prof. Dr. Demet TAŞDELEN, Prof. Dr. Aslı YAZICI

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...