Kohlberg’in Ahlak Gelişimi Kuramı

felsefe Nedir

Kohlberg, Piaget’nin hem bilişsel hem de ahlak gelişimi konularında ileri sürdüğü görüşlerinden yola çıkarak kuramını oluşturmuş, ancak kuramın boyutlarını daha da geliştirmiştir.

Hâlâ geçerliliğini koruyan ve bu konuyla ilgili ileri sürülmüş en kapsamlı görüşleri olan kuram olarak kabul edilen Kohlberg’in ahlaki gelişim kuramında çocukların ve yetişkinlerin belli durumlarda davranışlarını yöneten kuralları nasıl yorumladıklarını incelenmiştir. İngiltere, Malezya, Tayvan Meksika ve Türkiye gibi ülkelerde ahlaki gelişimi incelemiş ve bu kültürlerde yaşayan bireylerin benzer ahlaki gelişim sürecinden geçtiklerini tespit etmiştir. Birey karşı karşıya kaldığı bir durum hakkında ahlaki yargıda bulunurken bir ikilem yaşar ve bu ikilemlere vereceği tepkiler onun kendi ahlak anlayışının oluşmasına yardım eder.

O’na göre de ahlak gelişimi ile bilişsel gelişim arasında bir paralellik vardır. Ancak Kohlberg kuramını Piaget gibi çocukları oyun oynarken gözlemleyip sorular sorarak değil, farklı yaş ve sosyo-ekonomik düzeydeki çocuklara ve yetişkinlere ahlaki ikilemler yaratacak küçük hikâyeler vererek ve onların bu hikâyelere verdikleri tepkileri yorumlayarak geliştirmiştir. Verilen tepkilerin doğru ya da yanlış olması önemli değildir. Önemli olan bireyin öyküde anlatılan soruna çözüm bulurken kullandığı gerekçeler ve yaptığı değerlendirmelerdir.

Aşağıda Kohlberg’in kuramını geliştirirken kullandığı hikâyelerle ilgili örnekler verilmiştir. Kohlberg bu hikâyelere verilen cevapları sınıflayarak üç düzeyde, altı ahlaki yargı evresi olduğunu belirtmiştir. Bu üç dönem, çocuk ya da yetişkinin “ahlaki davranış”ı nasıl algıladığına göre sıralanmış ve her dönem kendinden önceki döneme dayandırılarak açıklanmıştır.

Örnek 1:

Avrupa’da bir kadın kansere yakalanmış ve ölmek üzeredir. Doktorların bu kadını kurtarabileceğini düşündükleri bir tek ilaç vardır. Radyumun bir formu olan bu ilaç, aynı kasabadaki bir eczacının yeni keşfettiği bir ilaçtır. İlacın maliyeti oldukça yüksektir, ancak eczacı maliyetinin 10 katı para istemektedir. Radyuma 200 dolar vermesine rağmen, ilacın küçük bir dozu için 2000 dolar istemektedir. Hasta kadının kocası Heinz, borç para bulabilmek için tanıdığı herkese gitmiş ancak maliyetin yarısı olan 1000 doları toplayabilmiştir. Eczacıya karısının ölmek üzere olduğunu, ilacı daha ucuza satmasını ya da daha sonra ödemesine izin vermesini istemiştir. Ama, eczacı “İlacı ben keşfettim ve bu ilaçtan para kazanacağım.” diye cevap vermiştir. Heinz, umutsuzluğa kapılmış ve dükkana saldırarak karısı için ilacı çalmıştır. Heinz ilacı çalmakta haklı mıdır? Yoksa haklı değil midir?

Örnek 2:

Joe’nun babası, Joe 50 dolar kazanırsa onu kampa götüreceğine dair söz vermiştir. Ancak fikrini sonradan değiştirmiş Joe’dan kazandığı parayı kendisine vermesini istemiştir. Joe da 10 dolar kazandım diye yalan söylemiş ve 40 doları kampta kullanmak üzere kendisine ayırmıştır. Joe kampa gitmeden önce kardeşi Alex’e babasına yalan söylediğini ve kazandığı para miktarını söylemiştir. Bu durumu Alex babasına söylemeli midir?

Kohlberg yukarıdaki küçük olaylara benzer hikâyelere almış olduğu cevaplarla ahlaki gelişim dönemlerini şöyle sıralamıştır:

Gelenek Öncesi Düzey

Bu dönem Piaget’de “Dışa Bağımlı Ahlak Evresi”nin özelliklerine denk gelir. Çocuğun uyması gereken kurallar başkaları tarafında konulmuştur. Çocuk doğup büyüdüğü kültürün ahlaki değer yargılarına göre iyiyi-kötüyü, doğruyu-yanlışı öğrenir.

1. Evre: Otoriteye İtaat ve Ceza Eğilimi

Gelenek öncesi dönemin 1. evresi olan otoriteye itaat ve ceza eğilimindeki bireyler ceza almaktan korktukları için otoriteye uyma davranışı gösteriler. Öğretmen görmüyorsa kopya çekilebilir. Polis yoksa kırmızı ışıkta geçilebilir. Otorite yoksa kurallar ihlal edilebilir. Büyükler her zaman haklı ve güçlüdür. Bu nedenle büyüklerin sözünden çıkmamak gerekir. Benmerkezci düşünce hâkimdir. Başkalarının duygu ve düşünceleri pek dikkate alınmaz. Çocuk başkalarının farklı ilgi, tercih ve düşüncelerini olabileceğini düşünemez. Davranışın altında yatan niyet ya da neden önemli değildir. Aynen Piaget’nin dışa bağımlı ahlak evresinde olduğu gibi, kazara on tabağı kıran, yaramazlık yaparken bir tabağı kırandan daha suçludur. Çünkü daha fazla tabak kırmıştır. Niyet ya da nedene pek bakılmaz. Bu nedenle, bu evrede bulunan bireyler Heinz’ı suçlu bulurlar. Heinz hırsızlık yaptığı için polisin onu yakalayıp cezalandırması gerekir. Hırsızlığı hangi amaçla yapmış olduğunun hiç bir önemi yoktur.

2. Evre: Araçsal İlişkiler Eğilimi (Saf Çıkarcı Evre)

Karşılıklı menfaatin ön planda olduğu bu evrede birey yavaş yavaş diğer insanların farkına varmaya başlar ama yine ön planda kendisi vardır. Öncelikle kendi ihtiyaçlarının karşılanmasını bekler. Ödüllendirilen davranışları yapar, cezalandırılma ihtimali olan davranışlardan kaçınır. Türkçede bu evreyi açıklayan birçok atasözü ve deyim vardır.

Bu dönemdeki bireylere göre “Heinz suçsuzdur, karısının hayatını kurtarmak için hırsızlık yapmıştır. İnsan karısının hayatını kurtarmak için böyle davranabilir. Zaten karısı da onun için aynı şeyi yapardı.” şeklinde düşünürler.

Geleneksel Düzey

Yavaş yavaş benmerkezci bakış açısından uzaklaşarak, içinde yaşadığı toplumun geleneksel değerlerini benimsemeye başlar. Aile, içinde yaşadığı grup, mensubu olduğu millet kavramları her şeyden önce gelir. Grubun ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarından daha ön planda tutar. Sosyal düzeni destekleme ve bağlılık önemlidir. Bu düzey de iki evreden oluşur.

3. Evre: Kişiler Arası Uyum Eğilimi (İyi Çocuk Olma Eğilimi)

Gelenek öncesi düzeyde kurallara ceza almamak için uyulurken, bu dönemde kurallara iyi çocuk olmak ve başkaları tarafından onay görmek için uyulur. Akran gruplarıyla iyi geçinme, başkalarına yardım etme, insanları mutlu etmek için çalışma bu dönemin en belirgin özelliğidir. İyi niyetli olmak önem kazanır. Niyeti iyi olan davranışlar desteklenir.

Toplumun kendisinden beklenen davranışları yapması sonucunda iyi bir birey olacağına inanır. Onun için iyi davranış, başkalarını mutlu eden davranıştır. Birey içinde bulunduğu toplumun kendisine yüklediği rolleri gerçekleştirerek “iyi anne, iyi baba, iyi çocuk, iyi eş, iyi vatandaş” olma eğilimi içine girer. Olaylara başkasının gözü ile bakabilmek yani empati bu dönemde önem kazanır. Bu dönemdeki bireylere göre Heinz, iyi bir eş olarak ne pahasına olursa olsun ilacı satın almalı, iyi bir vatandaş olarak da toplumun koymuş olduğu kurallara uymalıydı. İçinde yaşadığı toplum Heinz’ı yapmış olduğu bu hatalı davranıştan ötürü ayıplayacaktır, şeklinde bir düşünce mevcuttur.

4. Evre: Kanun ve Düzen Eğilimi

Bu dönemde birey toplumsal düzenin korunması için konulmuş olan yasa ve kurallara uyma eğilimi içindedir. Çünkü otoriteye ve kurallara uyma toplumun isteklerini yerine getirme demektir. Kanunlara onları sorgulamadan uymak gerekir. Kanunlara uymayanlar asla onaylanmazlar. Birey yasaların toplumun iyiliği ve geleceği için olduğunu bilir ve özellikle de kendi huzuru için kurallara uymaya yoğun bir çaba harcar. Yasalar kesinlikle uyulmak içindir. “Gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım.” ifadesi bu dönemi çok güzel açıklamaktadır. Toplum içerisinde birçok yetişkin bu evrede kalmakta, bu evrenin ilerisine geçememektedir. Resmî kurumlarda her işlemi kanun ve yönetmeliklere göre yapan, aşırı kuralcı, duruma göre inisiyatif kullanmayan yöneticiler bu dönemdedirler. Bu evredeki bireyler Heinz’ı çaldığı için kesinlikle suçlu kabul ederler. Çünkü Heinz kanunlara aykırı hareket etmiş, toplumsal düzeni bozmuştur.

Gelenek Sonrası Düzey (Özerk ya da İlkeli Dönem)

Bu dönemde, ahlak gelişiminde artık en üst düzeye ulaşılmıştır. Bireyin çevresindeki insanlardan bağımsız, kendine özgü ahlak ilkelerini ve değer sistemini oluşturduğu düzeydir. Karşılaşılan her yeni durunda tüm şartlar değerlendirilerek karar verilir. Toplumda bütün insanların uymaları için konmuş olan ahlaki kural ve ilkeleri yorumlamaya bir eğilim vardır. Çevremizde gördüğümüz insanların çok az bir kısmı bu düzeye ulaşabilir. Bireyler kararlarını ya sosyal anlaşma ilkelerine ya da evrensel ahlak anlayışına göre verirler.

5. Evre: Sosyal Sözleşme (Anlaşma) Eğilimi

Bu evrede de kanunlara uymak önemlidir, ancak bireyler sosyal düzeni korumak amacıyla konulmuş olan kanunların gerekli görülmesi hâlinde demokratik yollarla değiştirilebileceğine inanırlar. Kurallar sorgulanabilir, irdelenebilir. Hatta insan yaşamına, hak ve özgürlüklerine aykırı olduğu düşünülen kanunlar çiğnenebilir de. Ancak başkalarının haklarına karşı aşırı duyarlı olunduğu evredir. Başkasının özel bir eşyasını izinsiz olarak almak, birisi konuşurken sözünü kesmek bu evreye uygun olmayan davranışlardır. Bireysel farklılıklar doğal karşılanır, bireyler her konuda kendi tercihlerini kullanma hakkına sahiptirler. Heinz bu dönemde de yaptıklarından dolayı suçludur. Çünkü başka birisinin özel eşyasını izinsiz kullanmıştır. Buna saygı göstermesi gerekirdi.

6. Evrensel Ahlak İlkeleri Eğilimi Evresi

Bu evrede bireyler adalet, eşitlik, insan hakları gibi soyut kavramlara dayanan ve kendilerinin oluşturdukları ahlak ilkelerini kullanırlar. İnsana insan olduğu için değer verme önemlidir. Her koşul ve planda insan ön plandadır. Doğru ve yanlış, iyi ve kötü gibi kavramlar toplum tarafından konulmuş kanun ve kurallarla değil, bireyin sahip olduğu vicdani yapı ile belirlenir. Bireyin vicdanına uygun davranışlarda bulunması önemlidir. Vicdanına uygun hareket ettiği için kendi doğrularına aykırı gördüğü durumlarda yasalara karşı gelebilir. Bireyler dini inancı, cinsiyeti, ırkı ne olursa olsun tüm insanların birbiri ile eşit olduğu ilkesinden hareketle kendi ahlak ilkelerini oluştururlar. Çünkü kanunlar her zaman adil olmayabilir. Doğru ve yanlış, iyi ve kötü gibi kavramlar toplum tarafından konulmuş kanun ve kurallarla değil, bireyin sahip olduğu vicdani yapı ile belirlenir. Bu evrenin çok az insanda gözlendiğini söyleyen Kohlberg ‘e göre evreler arasında hiyerarşik bir düzen vardır ve birey bir evreyi tamamladıktan sonra diğer evreye geçer. Çevremizde gördüğümüz insanların çoğunluğu üçüncü ve dördüncü evrede bulunurlar.

Heinz bu evredeki bireyler için suçsuzdur. Çünkü hiç bir şey insan hayatında daha önemli değildir. İnsan hayatı söz konusu olduğunda hırsızlık bile yapılabilir. Kohlberg farklı ülkelerde yalnızca erkekler üzerinde yaptığı araştırmasında elde ettiği bulguları tüm insanlığa genellemiş, ahlaki gelişim dönemlerinin kesinliği ve bu dönemlerin evrensel olduğunu iddia etmesi nedeniyle eleştirilmiştir. Cinsiyetin ahlaki gelişim üzerindeki etkisi üzerinde durmamıştır.

Kaynak: ATA-AÖF, GELİŞİM PSİKOLOJİSİ, Yrd. Doç. Dr. Arzu GÜLBAHÇE

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*