Felsefe hakkında her şey…

Felsefeye ve bilime adanmış bir yaşam: Hypatia nasıl öldürüldü?

25.11.2023
477
Felsefeye ve bilime adanmış bir yaşam: Hypatia nasıl öldürüldü?

İnsanlık tarihinde fanatizm her türüyle sık sık karşımıza çıkar. Hristiyanlığın ilk yüzyıllarında Ammonious Saccas tarafından İskenderiye’de kurulan Yeni Platoncu okulun ve İskenderiye Felsefe Okulu’nun bir üyesi olan filozof Hypatia da böyle bir fanatizmin kurbanı olmuştur.

Hypatia’nın yaşadığı dönemdeki ünü, yalnızca dönemin en etkili isimlerinden birisi olan babası Theon’dan değil kaynaklanmıyordu. Onun ünü zamanının bütün filozoflarından da çok öndeydi. Hypatia, şehirde düzenlenen siyasal ve sosyal etkinliklere katılır, değer verilen bir danışman olarak hem yerel yetkililere hem de imparatorluk görevlilerine eşlik ederdi.

Eğitimi, entelektüel seviyesi, pratik bilgeliği ve belagati onu İskenderiye’de oldukça etkili bir isim hâline getirmişti. Bu nitelikleri sayesinde Roma’nın İskenderiye valisi olarak görevlendirdiği Orestes de dahil olmak üzere birçok üst düzey isimle samimi ilişkiler kurmuştu.

Onun üst düzey isimlerle olan ölçülü ilişkileri, kendisine yüksek bir itibar sağlıyordu. Orestes örneğinin dışında bir örnek olarak da Ptolemias Piskoposu Kireneli Synesius da verilebilir. O da Hypatia’nın onun öğrencilerinden biriydi. Bütün bu iyi, ölçülü ilişkileri ve takdir edilişi, ona dönük gelişen kıskançlığın da ana kaynağı olmuştur.

Hypetia’nın Ölümü

“Bu, Cyril’in papaz tıraşlı köpeklerinin yobazlardan oluşan bir sürüye sırtını dayayarak işlediği hayvanca bir cinayettir.”

Büyük Fransız yazar ve düşünür Voltaire, Hypatia’nın öldürülmesini böyle yorumlamıştır.

Hypatia, dönemin piskoposu Theophilus’un 15 Ekim 412’deki ölümüne kadar yaşamını belirli siyasal, toplumsal ve dinsel koşular altında, babasının etkin gücüyle oluşturduğu bir felsefe ve bilim okulunda, üst düzey bilişsel, felsefi ve bilimsel tartışmalara uygun öğrencilerin arasında sürdürmüştür.

Hypatia öldürülmeye götürülürken, Louis Figuier (1866)

Theophilus’un ölümünden sonra yerine yeğeni Cyril’in geçmesiyle Hypatia’nın yaşadığı koşullar değişmeye başlamıştır. Dinî gücün bütün potansiyelini kullanan Cyril, acımasız bir dinî iktidar oluşturmuş ve şehrin yönetimini resmen olmasa da fiilen ele geçirmiştir.

Cyril öncelikle kendisine karşı gelen ruhban topluluklarını bastırmış, daha sonra İskenderiye’yi, Büyük İskender zamanından beri burada yaşamakta olan Yahudilerden “arındırmak” noktasına kadar ileri gitmiştir. Yahudilerle giriştiği amansız mücadele hem kendi ruhban topluluğuna zarar vermiş hem de imparatorun şehre müdahale etmesine neden olmuştur. Bu bağlamda gücünü yitirmek istemeyen Cyril, Hristiyanlığın dinsel yönelimlerini kullanarak önce Vali Orestes’e, sonra da Orestes’in sıkça danıştığı Hypatia’ya kadar varacak bir kaos ve kışkırtma ortamı yaratmış, böylece iktidarını sağlama almayı istemiştir.

Cyril kaos ve kışkırtma amacıyla Hristiyanları, Yahudileri taşlamaya yönlendirmiştir. Vali Orestes’in de seyrettiği bir gösteride Yahudiler ve Hristiyanlar arasında kavga çıkmasına neden olmuştur. Vali Orestes, Cyril ve adamlarının saldırılarından rahatsızlık duyarak Yahudi ileri gelenlerinin dertlerini dinlemiştir ve kışkırtmaların merkezinde yer alan Cyril’in adamı Hiarax’ın görevden alınmasını istemiştir. Vali Orestes’in bu davranışı Cyril’i öfkelendirmiştir.

Cyril’in kışkırtmaları bir gece meyvesini vermiş ve St. Alexander kilisesinde yangın çıktığı haberini yayan Yahudiler, kiliseyi kurtarmaya koşan Hristiyanları tuzağa düşürerek birçok Hristiyanı öldürmüştür. Cyril buna karşılık olarak büyük bir kalabalıkla Yahudi mahallesine yürümüş, havrayı kuşatmış, Yahudilerin mallarının yağmalanmasına izin vermiştir. Cyril’in yaptırımlarını öğrenip öfkelenen Orestes, olayları imparatora bildirse de istediği yanıtı alamamıştır. Bunun üzerine Cyril Orestes’e bir görüşme teklif etmiştir.

Cyril’in görüşme teklifini kabul eden Orestes, aslında büyük bir tuzağa çekilmiştir; çünkü Cyril iktidarının elden gittiğini hissedince, çareyi Orestes üzerinde baskı kurmakta bulmuş ve onu en can alıcı noktasından vurmayı seçmiştir. Cyril ile Orestes yanlarındaki kabineyle kütüphanede bir araya gelmişlerdir. Bu vesileyle hain planını devreye sokmuş, tüm sözü geçen Hristiyan toplum önderlerini ve onların cemaatlerini de kütüphanede toplamıştır.

Cyril görüşmeye Yeni Ahit‘ten yaptığı şu okumayla başlamıştır:

“Bu yüzden her yerde erkekler mübarek ellerini kaldırıp dua etmelidir, sinirlenmeden veya kavga etmeden. Aynı şekilde kadınların gösterişsiz, iffetiyle ve adabıyla giyinmesini isterim. Örgülü saçlarla ya da altınla veya incilerle ya da pahalı giysilerle değil, sevaplarıyla isterim. Kadın sakin ve mutlak bir itaatle öğrensin. Bir kadının bir erkeğe bir şey öğretmesine veya üzerinde otorite kurmasına izin vermem. Tam tersine sesini çıkarmamalıdır.”

Cyrill kitlesini kışkırtmak için metni okuduktan sonra bunların Tanrı’nın sözleri olduğunu belirtmiş; İsa’nın bizzat kendisinin, kutsal mirasını on iki erkeğe emanet ettiğini vurgulamış ve Orestes ile Hypatia arasındaki diyaloğa dem vurarak bunun ahlaksızlık olduğunu ima ederek Hypetia’yı dinsizlikle ve ahlaksızlıkla suçlamış; ardından Orestes’ten Yeni Ahit’in önünde diz çökmesini ve Hypatia’nın bir cadı olduğunu kabul etmesini istemiştir.

Cyril’in bu sözleri üzerine vali hariç bütün herkes diz çökmüştür. Orestes ise salonu terk etmiş; Konstantinopolis başrahibince vaftiz edilmesine rağmen onu dinsizlikle suçlayan keşiş Ammonius tarafından başına taşla vurularak yaralanmıştır. Olaydan sonra Ammonius yakalanmış, işkence edilerek öldürülmüştür. Fırsatı değerlendirmek isteyen Cyril, Ammonius’u aziz ve şehit ilan etmiş ve onun ölümü üzerinden aşırı dinci kitleleri tahrik ederek Hypatia’nın üzerine sürmüştür.

Bu vesiyleyle vali ile piskoposun anlaşmasının arasındaki tek engelin Hypatia olduğu söylentisi yayılmıştır. Hypatia yakalanarak sokakta sürüklenmiş, çırılçıplak soyulmuş ve Caesarion isimli kiliseye götürülmüştür. Burada çırılçıplak hâlde acımasız bir yobaz sürüsünün önüne atılan Hypatia, insanlık dışı bir biçimde katledilmiştir. Eti keskin istiridye kabuklarıyla kemiklerinden ayrılmış, henüz titreyen organları ateşe atılıp yakılmıştır. (Dzielska, 1995:17-18)

Yazan: Sosyolog Ömer Yıldırım

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2005'ten beri çevrim içi felsefe yapıyoruz...